Kul lâ emliku linefsî darran velâ nef’an illâ mâ şâaAllâhuk likulli ummetin ecelunc iżâ câe eceluhum felâ yeste/ḣirûne sâ’atens velâ yestakdimûne
Meal
Onlara şöyle de: “Allah dilemedikçe, ben kendime ne bir zarar verebilir, ne de bir fayda sağlayabilirim. Her ümmet için belirlenmiş bir süre vardır. Bu sürenin sonu geldiği zaman artık onu ne bir an geciktirebilirler, ne de bir an öne alabilirler.”
Kur'an Tefsiri
Mekke kâfirleri, o derece inkâra saplanmışlar ve bunda o kadar ileri gitmişlerdi ki, kıyâmetin çabucak kopmasını ve va‘dedilen azabın hemen başlarına çökmesini istemişlerdi. Peygamberlerini yalanlayan diğer ümmetlerin halleri de bundan farksızdı. Allah Teâlâ, bu tür taleplere karşı Peygamberimiz (s.a.s.)’e vereceği cevabı öğretmektedir: “Her şey Allah’ın dilemesine bağlıdır. Ben kendiliğimden ne kendim ne de başkası adına bir fayda veya zarar sağlayabilecek bir yetkiye sahip değilim. Ancak Allah dilerse olur. Durum böyle olunca, sizin acele istediğiniz azabı getirmeye benim gücüm yetmez. Bunu benden istemenizin de bir anlamı yoktur. Ancak şu bir gerçek ki, Allah her ümmetin, her toplumun helaki için belirli bir süre tayin etmiştir. O süre tamamlanıp ecelleri geldiğinde, bir an öne veya geriye alınmaksızın mutlaka helak edilirler.”
Şâir Şeyyâd Hamza, bir an önce vazifesini yapmak maksadıyla insanların başında bekleyip duran “ecel”in hâlini ne güzel canlandırır:
“Ecel tutmuş elinde bir ulu câm
Ki ol câmın içi dolu ser-encâm.”
“Hayat müddetinin sona erdiği an demek olan ecel, eline büyük bir kadeh almış ilâhî program gereğince bu fânî âlemi terk etme sırası gelenleri bekliyor. Onun elindeki kadeh, fânîlerin alın yazılarıyla doludur. Ölümün yeri ve zamanı kadar şekilleri ve sebepleri de sayısız denilecek kadar çoktur.”
“Ne arslanları yâturmuş bu sâkî
Ne ejderhâlar olmuştur anâ râm.”
“Ecel denilen o sâkî, elindeki kadehi Allah Teâlâ’nın emir ve iradesiyle kullandığı için, onda öyle bir kuvvet var ki, vakti dolan fânî, dünyanın en muhteşem bir hükümdârı veya en kuvvetli bir pehlivanı da olsa, en can yakıcı ve zâlim bir canavarı da olsa, bu kadehten nasibi olan bir yudumu aldı mı derhal boyun eğer, yani ruhunu asıl sahibi olan Allah’a teslim eder.” (İ. Hilmi Soykut, Unutulmaz Mısralar, İstanbul, 1968, s. 75)
Dolayısıyla Allah’ın azabı, ölüm veya kıyamet öyle güle oynaya beklenecek bir şey değildir:
Muhtasar Tefsir
-Ey Peygamber!- Onlara de ki: Ben, Allah`ın dilemesi dışında kendi nefsimden bir zararı savmaya veya kendi nefsime bir fayda vermeye sahip değilken nasıl olur da bir başkasından bir zararı savabilir yahut ona bir fayda verebilirim? Ve ben, bunların gaybını nasıl bilebilirim? Ümmetlerden, Allah`ın kendilerini helak etmek ile tehdit ettiği her ümmetin helak edilmeleri için kendilerine belirlenmiş olan bir zaman vardır. Bunun ne zaman olacağını sadece Allah bilir. Onların helak edilecekleri o vakit (ecel) geldiğinde ise artık o (helak) ne bir saat geri kalır, ne de ileri gider.