Kur'an Sûresiالقرآن الكريم
سُورَةُ الواقعة

Vâkıa Sûresi

56. sûreMekkî96 âyetSayfa 533
MushafDinle / MP3Tefsir
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

اِذَا وَقَعَتِ الْوَاقِعَةُۙ ١

İżâ veka’ati-lvâki’atu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır.

Muhtasar Tefsir

لَيْسَ لِوَقْعَتِهَا كَاذِبَةٌۢ ٢

Leyse livak’atihâ kâżibetun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır.

Muhtasar Tefsir

خَافِضَةٌ رَافِعَةٌۙ ٣

Ḣâfidatun râfi’atun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır.

Muhtasar Tefsir

اِذَا رُجَّتِ الْاَرْضُ رَجًّاۙ ٤

İżâ rucceti-l-ardu raccân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz.

Muhtasar Tefsir

وَبُسَّتِ الْجِبَالُ بَسًّاۙ ٥

Ve busseti-lcibâlu bessân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz.

Muhtasar Tefsir

فَكَانَتْ هَبَٓاءً مُنْبَثًّاۙ ٦

Fekânet hebâen munbeśśân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz.

Muhtasar Tefsir

وَكُنْتُمْ اَزْوَاجًا ثَلٰثَةًۜ ٧

Ve kuntum ezvâcen śelâśeten

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz.

Muhtasar Tefsir

فَاَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِ مَٓا اَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِۜ ٨

Fe-ashâbu-lmeymeneti mâ ashâbu-lmeymeneti

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İyi işler işlediklerini belirtmek için, amel defterleri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara!

Muhtasar Tefsir

وَاَصْحَابُ الْمَشْـَٔمَةِ مَٓا اَصْحَابُ الْمَشْـَٔمَةِۜ ٩

Ve ashâbu-lmeş-emeti mâ ashâbu-lmeş-emeti

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kötülük işlediklerini belirtmek üzere, amel defterleri soldan verilenler; ne yazık o solculara!

Muhtasar Tefsir

وَالسَّابِقُونَ السَّابِقُونَۙ ١٠

Ve-ssâbikûne-ssâbikûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İyilik işlemekte önde olanlar, karşılıklarını almakta da önde olanlardır.

Muhtasar Tefsir

اُو۬لٰٓئِكَ الْمُقَرَّبُونَۚ ١١

Ulâ-ike-lmukarrabûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Naim cennetlerinde Allah'a en çok yaklaştırılmış olanlar işte bunlardır.

Muhtasar Tefsir

ف۪ي جَنَّاتِ النَّع۪يمِ ١٢

Fî cennâti-nna’îmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Naim cennetlerinde Allah'a en çok yaklaştırılmış olanlar işte bunlardır.

Muhtasar Tefsir

ثُلَّةٌ مِنَ الْاَوَّل۪ينَۙ ١٣

Śulletun mine-l-evvelîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onların büyük kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir.

Muhtasar Tefsir

وَقَل۪يلٌ مِنَ الْاٰخِر۪ينَۜ ١٤

Ve kalîlun mine-l-âḣirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onların büyük kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir.

Muhtasar Tefsir

عَلٰى سُرُرٍ مَوْضُونَةٍۙ ١٥

‘Alâ sururin mevdûnetin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Mücevheratla işlenmiş tahtlara karşılıklı olarak yaslanırlar.

Muhtasar Tefsir

مُتَّكِـ۪ٔينَ عَلَيْهَا مُتَقَابِل۪ينَ ١٦

Mutteki-îne ‘aleyhâ mutekâbilîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Mücevheratla işlenmiş tahtlara karşılıklı olarak yaslanırlar.

Muhtasar Tefsir

يَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَانٌ مُخَلَّدُونَۙ ١٧

Yatûfu ‘aleyhim vildânun muḣalledûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.

Muhtasar Tefsir

بِاَكْوَابٍ وَاَبَار۪يقَ وَكَأْسٍ مِنْ مَع۪ينٍۙ ١٨

Bi-ekvâbin ve ebârîka veke/sin min ma’înin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.

Muhtasar Tefsir

لَا يُصَدَّعُونَ عَنْهَا وَلَا يُنْزِفُونَۙ ١٩

Lâ yusadde’ûne ‘anhâ velâ yunzifûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.

Muhtasar Tefsir

وَفَاكِهَةٍ مِمَّا يَتَخَيَّرُونَۙ ٢٠

Ve fâkihetin mimmâ yeteḣayyerûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.

Muhtasar Tefsir

وَلَحْمِ طَيْرٍ مِمَّا يَشْتَهُونَۜ ٢١

Ve lahmi tayrin mimmâ yeştehûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.

Muhtasar Tefsir

وَحُورٌ ع۪ينٌۙ ٢٢

Ve hûrun ‘înun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar.

Muhtasar Tefsir

كَاَمْثَالِ اللُّؤْلُؤِ۬ الْمَكْنُونِۚ ٢٣

Ke-emśâli-llu/lui-lmeknûni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar.

Muhtasar Tefsir

جَزَٓاءً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ٢٤

Cezâen bimâ kânû ya’melûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar.

Muhtasar Tefsir

لَا يَسْمَعُونَ ف۪يهَا لَغْوًا وَلَا تَأْث۪يمًاۙ ٢٥

Lâ yesme’ûne fîhâ laġven velâ te/śîmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sadece selama karşılık selam sözü işitirler.

Muhtasar Tefsir

اِلَّا ق۪يلًا سَلَامًا سَلَامًا ٢٦

İllâ kîlen selâmen selâmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Defterleri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara!

Muhtasar Tefsir

وَاَصْحَابُ الْيَم۪ينِ مَٓا اَصْحَابُ الْيَم۪ينِۜ ٢٧

Ve ashâbu-lyemîni mâ ashâbu-lyemîni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.

Muhtasar Tefsir

ف۪ي سِدْرٍ مَخْضُودٍۙ ٢٨

Fî sidrin maḣdûdin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.

Muhtasar Tefsir

وَطَلْحٍ مَنْضُودٍۙ ٢٩

Ve talhin mendûdin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.

Muhtasar Tefsir

وَظِلٍّ مَمْدُودٍۙ ٣٠

Ve zillin memdûdin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.

Muhtasar Tefsir

وَمَٓاءٍ مَسْكُوبٍۙ ٣١

Ve mâ-in meskûbin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.

Muhtasar Tefsir

وَفَاكِهَةٍ كَث۪يرَةٍۙ ٣٢

Ve fâkihetin keśîratin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.

Muhtasar Tefsir

لَا مَقْطُوعَةٍ وَلَا مَمْنُوعَةٍۙ ٣٣

Lâ maktû’atin velâ memnû’atin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.

Muhtasar Tefsir

وَفُرُشٍ مَرْفُوعَةٍۜ ٣٤

Ve furuşin merfû’atin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.

Muhtasar Tefsir

اِنَّٓا اَنْشَأْنَاهُنَّ اِنْشَٓاءًۙ ٣٥

İnnâ enşe/nâhunne inşâ-ân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır.

Muhtasar Tefsir

فَجَعَلْنَاهُنَّ اَبْكَارًاۙ ٣٦

Fece’alnâhunne ebkârân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır.

Muhtasar Tefsir

عُرُبًا اَتْرَابًاۙ ٣٧

‘Uruben etrâbân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır.

Muhtasar Tefsir

لِاَصْحَابِ الْيَم۪ينِۜ۟ ٣٨

Li-ashâbi-lyemîni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır.

Muhtasar Tefsir

ثُلَّةٌ مِنَ الْاَوَّل۪ينَۙ ٣٩

Śulletun mine-l-evvelîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunların bir kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir.

Muhtasar Tefsir

وَثُلَّةٌ مِنَ الْاٰخِر۪ينَۜ ٤٠

Ve śulletun mine-l-âḣirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunların bir kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir.

Muhtasar Tefsir

وَاَصْحَابُ الشِّمَالِۙ مَٓا اَصْحَابُ الشِّمَالِۜ ٤١

Ve ashâbu-şşimâli mâ ashâbu-şşimâli

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Defterleri soldan verilenler; ne yazık o solculara!

Muhtasar Tefsir

ف۪ي سَمُومٍ وَحَم۪يمٍۙ ٤٢

Fî semûmin ve hamîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar.

Muhtasar Tefsir

وَظِلٍّ مِنْ يَحْمُومٍۙ ٤٣

Ve zillin min yahmûmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar.

Muhtasar Tefsir

لَا بَارِدٍ وَلَا كَر۪يمٍ ٤٤

Lâ bâridin velâ kerîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar.

Muhtasar Tefsir

اِنَّهُمْ كَانُوا قَبْلَ ذٰلِكَ مُتْرَف۪ينَۚ ٤٥

İnnehum kânû kable żâlike mutrafîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Çünkü onlar, bundan önce, dünyada, nimet içinde bulunurlar iken, büyük günah işlemekte direnir dururlardı.

Muhtasar Tefsir

وَكَانُوا يُصِرُّونَ عَلَى الْحِنْثِ الْعَظ۪يمِۚ ٤٦

Ve kânû yusirrûne ‘alâ-lhinśi-l’azîmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Çünkü onlar, bundan önce, dünyada, nimet içinde bulunurlar iken, büyük günah işlemekte direnir dururlardı.

Muhtasar Tefsir

وَكَانُوا يَقُولُونَ اَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا ءَاِنَّا لَمَبْعُوثُونَۙ ٤٧

Ve kânû yekûlûne e-iżâ mitnâ ve kunnâ turâben ve ’izâmen e-innâ lemeb’ûśûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şöyle söylerlerdi: "Öldüğümüzde, toprak ve kemik yığını olduğumuzda mı, biz mi tekrar dirileceğiz?"

Muhtasar Tefsir

اَوَاٰبَٓاؤُ۬نَا الْاَوَّلُونَ ٤٨

Eve âbâunâ-l-evvelûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Önce gelip geçmiş babalarımız da mı?"

Muhtasar Tefsir

قُلْ اِنَّ الْاَوَّل۪ينَ وَالْاٰخِر۪ينَۙ ٤٩

Kul inne-l-evvelîne vel-âḣirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Şüphesiz öncekiler de, sonrakiler de belli bir günün belirli bir vaktinde toplanacaklardır."

Muhtasar Tefsir

لَمَجْمُوعُونَ اِلٰى م۪يقَاتِ يَوْمٍ مَعْلُومٍ ٥٠

Lemecmû’ûne ilâ mîkâti yevmin ma’lûmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Şüphesiz öncekiler de, sonrakiler de belli bir günün belirli bir vaktinde toplanacaklardır."

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ اِنَّكُمْ اَيُّهَا الضَّٓالُّونَ الْمُكَذِّبُونَۙ ٥١

Śumme innekum eyyuhâ-ddâllûne-lmukeżżibûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonra, siz ey sapıklar, yalanlayanlar!

Muhtasar Tefsir

لَاٰكِلُونَ مِنْ شَجَرٍ مِنْ زَقُّومٍۙ ٥٢

Leâkilûne min şecerin min zakkûmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu bir zakkum ağacından yiyeceksiniz.

Muhtasar Tefsir

فَمَالِؤُ۫نَ مِنْهَا الْبُطُونَۚ ٥٣

Femâli-ûne minhâ-lbutûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Karınlarınızı onunla dolduracaksınız;

Muhtasar Tefsir

فَشَارِبُونَ عَلَيْهِ مِنَ الْحَم۪يمِۚ ٥٤

Feşâribûne ‘aleyhi mine-lhamîmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onun üzerine kaynar su içeceksiniz;

Muhtasar Tefsir

فَشَارِبُونَ شُرْبَ الْه۪يمِۜ ٥٥

Feşâribûne şurbe-lhîmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hem de susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz;

Muhtasar Tefsir

هٰذَا نُزُلُهُمْ يَوْمَ الدّ۪ينِۜ ٥٦

Hâżâ nuzuluhum yevme-ddîni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte onlara, ceza günü sunulacak konukluk budur.

Muhtasar Tefsir

نَحْنُ خَلَقْنَاكُمْ فَلَوْلَا تُصَدِّقُونَ۟ ٥٧

Nahnu ḣalaknâkum felevlâ tusaddikûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sizi yaratan Biziz; hala tasdik etmez misiniz?

Muhtasar Tefsir

اَفَرَاَيْتُمْ مَا تُمْنُونَۜ ٥٨

Eferaeytum mâ tumnûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Söyleyin; akıttığınız meniden insanı yaratan siz misiniz, yoksa Biz mi yaratmaktayız?

Muhtasar Tefsir

ءَاَنْتُمْ تَخْلُقُونَهُٓ اَمْ نَحْنُ الْخَالِقُونَ ٥٩

E-entum taḣlukûnehu em nahnu-lḣâlikûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Söyleyin; akıttığınız meniden insanı yaratan siz misiniz, yoksa Biz mi yaratmaktayız?

Muhtasar Tefsir

نَحْنُ قَدَّرْنَا بَيْنَكُمُ الْمَوْتَ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوق۪ينَۙ ٦٠

Nahnu kaddernâ beynekumu-lmevte vemâ nahnu bimesbûkîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ölümü aranızda Biz tayin ettik; sizi ortadan kaldırıp benzerlerinizi yerinize getirmeyi, sizi bilmediğiniz şekilde var etmeyi dilesek kimse önümüze geçemez.

Muhtasar Tefsir

عَلٰٓى اَنْ نُبَدِّلَ اَمْثَالَكُمْ وَنُنْشِئَكُمْ ف۪ي مَا لَا تَعْلَمُونَ ٦١

‘Alâ en nubeddile emśâlekum ve nunşi-ekum fî mâ lâ ta’lemûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ölümü aranızda Biz tayin ettik; sizi ortadan kaldırıp benzerlerinizi yerinize getirmeyi, sizi bilmediğiniz şekilde var etmeyi dilesek kimse önümüze geçemez.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ النَّشْاَةَ الْاُو۫لٰى فَلَوْلَا تَذَكَّرُونَ ٦٢

Ve lekad ‘alimtumu-nneş-ete-l-ûlâ felevlâ teżekkerûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, ilk yaratmayı bilirsiniz, yine de düşünmez misiniz?

Muhtasar Tefsir

اَفَرَاَيْتُمْ مَا تَحْرُثُونَۜ ٦٣

Eferaeytum mâ tahruśûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Söyleyin, ektiklerinizi yerden bitirenler sizler misiniz, yoksa Biz mi bitiriyoruz?

Muhtasar Tefsir

ءَاَنْتُمْ تَزْرَعُونَهُٓ اَمْ نَحْنُ الزَّارِعُونَ ٦٤

E-entum tezra’ûnehu em nahnu-zzâri’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Söyleyin, ektiklerinizi yerden bitirenler sizler misiniz, yoksa Biz mi bitiriyoruz?

Muhtasar Tefsir

لَوْ نَشَٓاءُ لَجَعَلْنَاهُ حُطَامًا فَظَلْتُمْ تَفَكَّهُونَ ٦٥

Lev neşâu lece’alnâhu hutâmen fezaltum tefekkehûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Dilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık".

Muhtasar Tefsir

اِنَّا لَمُغْرَمُونَۙ ٦٦

İnnâ lemuġramûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Dilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık".

Muhtasar Tefsir

بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ ٦٧

Bel nahnu mahrûmûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Dilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık".

Muhtasar Tefsir

اَفَرَاَيْتُمُ الْمَٓاءَ الَّذ۪ي تَشْرَبُونَۜ ٦٨

Eferaeytumu-lmâe-lleżî teşrabûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Söyleyin; içtiğiniz suyu buluttan indirenler sizler misiniz yoksa onu Biz mi indiririz?

Muhtasar Tefsir

ءَاَنْتُمْ اَنْزَلْتُمُوهُ مِنَ الْمُزْنِ اَمْ نَحْنُ الْمُنْزِلُونَ ٦٩

E-entum enzeltumûhu mine-lmuzni em nahnu-lmunzilûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Söyleyin; içtiğiniz suyu buluttan indirenler sizler misiniz yoksa onu Biz mi indiririz?

Muhtasar Tefsir

لَوْ نَشَٓاءُ جَعَلْنَاهُ اُجَاجًا فَلَوْلَا تَشْكُرُونَ ٧٠

Lev neşâu ce’alnâhu ucâcen felevlâ teşkurûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Dileseydik onu acılaştırırdık; hala şükretmez misiniz?

Muhtasar Tefsir

اَفَرَاَيْتُمُ النَّارَ الَّت۪ي تُورُونَۜ ٧١

Eferaeytumu-nnâra-lletî tûrûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Söyleyin; yaktığınız ateşin ağacını var eden sizler misiniz, yoksa onu Biz mi var ederiz?

Muhtasar Tefsir

ءَاَنْتُمْ اَنْشَأْتُمْ شَجَرَتَهَٓا اَمْ نَحْنُ الْمُنْشِؤُ۫نَ ٧٢

E-entum enşe/tum şeceratehâ em nahnu-lmunşi-ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Söyleyin; yaktığınız ateşin ağacını var eden sizler misiniz, yoksa onu Biz mi var ederiz?

Muhtasar Tefsir

نَحْنُ جَعَلْنَاهَا تَذْكِرَةً وَمَتَاعًا لِلْمُقْو۪ينَۚ ٧٣

Nahnu ce’alnâhâ teżkiraten ve metâ’an lilmukvîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz onu bir ibret ve çölde konaklayanlar için yararlı kıldık.

Muhtasar Tefsir

فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظ۪يمِ۟ ٧٤

Fesebbih bismi rabbike-l’azîmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Öyleyse çok büyük Rabbinin adını tesbih et.

Muhtasar Tefsir

فَلَٓا اُقْسِمُ بِمَوَاقِعِ النُّجُومِۙ ٧٥

Felâ uksimu bimevâki’i-nnucûmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hayır; yıldızların yerleri üzerine yemin ederim; ki bunun ne büyük yemin olduğunu bir bilseniz!

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّهُ لَقَسَمٌ لَوْ تَعْلَمُونَ عَظ۪يمٌۙ ٧٦

Ve-innehu lekasemun lev ta’lemûne ‘azîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hayır; yıldızların yerleri üzerine yemin ederim; ki bunun ne büyük yemin olduğunu bir bilseniz!

Muhtasar Tefsir

اِنَّهُ لَقُرْاٰنٌ كَر۪يمٌۙ ٧٧

İnnehu lekur-ânun kerîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir.

Muhtasar Tefsir

ف۪ي كِتَابٍ مَكْنُونٍۙ ٧٨

Fî kitâbin meknûnin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir.

Muhtasar Tefsir

لَا يَمَسُّهُٓ اِلَّا الْمُطَهَّرُونَۜ ٧٩

Lâ yemessuhu illâ-lmutahherûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir.

Muhtasar Tefsir

تَنْز۪يلٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ ٨٠

Tenzîlun min rabbi-l’âlemîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir.

Muhtasar Tefsir

اَفَبِهٰذَا الْحَد۪يثِ اَنْتُمْ مُدْهِنُونَۙ ٨١

Efebihâżâ-lhadîśi entum mudhinûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Siz bu sözü mü hor görüyorsunuz?

Muhtasar Tefsir

وَتَجْعَلُونَ رِزْقَكُمْ اَنَّكُمْ تُكَذِّبُونَ ٨٢

Ve tec’alûne rizkakum ennekum tukeżżibûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rızkınıza şükredeceğiniz yere onu vereni mi yalanlıyorsunuz?

Muhtasar Tefsir

فَلَوْلَٓا اِذَا بَلَغَتِ الْحُلْقُومَۙ ٨٣

Felevlâ iżâ belaġati-lhulkûme

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz.

Muhtasar Tefsir

وَاَنْتُمْ ح۪ينَئِذٍ تَنْظُرُونَۙ ٨٤

Ve entum hîne-iżin tenzurûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz.

Muhtasar Tefsir

وَنَحْنُ اَقْرَبُ اِلَيْهِ مِنْكُمْ وَلٰكِنْ لَا تُبْصِرُونَ ٨٥

Ve nahnu akrabu ileyhi minkum velâkin lâ tubsirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz.

Muhtasar Tefsir

فَلَوْلَٓا اِنْ كُنْتُمْ غَيْرَ مَد۪ين۪ينَۙ ٨٦

Felevlâ in kuntum ġayra medînîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Siz dirilip yaptıklarınıza karşılık görmeyecekseniz ve eğer bu sözünüzde samimi iseniz, o çıkmak üzere olan canı geri çevirsenize!

Muhtasar Tefsir

تَرْجِعُونَهَٓا اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ٨٧

Terci’ûnehâ in kuntum sâdikîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Siz dirilip yaptıklarınıza karşılık görmeyecekseniz ve eğer bu sözünüzde samimi iseniz, o çıkmak üzere olan canı geri çevirsenize!

Muhtasar Tefsir

فَاَمَّٓا اِنْ كَانَ مِنَ الْمُقَرَّب۪ينَۙ ٨٨

Fe-emmâ in kâne mine-lmukarrabîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Eğer ölen o kişi, gözdelerden ise, rahatlık, hoşluk ve nimet cenneti onundur.

Muhtasar Tefsir

فَرَوْحٌ وَرَيْحَانٌ وَجَنَّتُ نَع۪يمٍ ٨٩

Feravhun ve rayhânun ve cennetu na’îmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Eğer ölen o kişi, gözdelerden ise, rahatlık, hoşluk ve nimet cenneti onundur.

Muhtasar Tefsir

وَاَمَّٓا اِنْ كَانَ مِنْ اَصْحَابِ الْيَم۪ينِۙ ٩٠

Ve emmâ in kâne min ashâbi-lyemîni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Eğer defteri sağdan verilenlerden ise,

Muhtasar Tefsir

فَسَلَامٌ لَكَ مِنْ اَصْحَابِ الْيَم۪ينِ ٩١

Feselâmun leke min ashâbi-lyemîni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Ey sağcılardan olan kişi, sana selam olsun!" denir.

Muhtasar Tefsir

وَاَمَّٓا اِنْ كَانَ مِنَ الْمُكَذِّب۪ينَ الضَّٓالّ۪ينَۙ ٩٢

Ve emmâ in kâne mine-lmukeżżibîne-ddâllîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Eğer, sapık yalancılardan ise,

Muhtasar Tefsir

فَنُزُلٌ مِنْ حَم۪يمٍۙ ٩٣

Fenuzulun min hamîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ona kaynar sudan konukluk sunulur.

Muhtasar Tefsir

وَتَصْلِيَةُ جَح۪يمٍۙ ٩٤

Ve tasliyetu cahîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Cehenneme sokulur.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ هٰذَا لَهُوَ حَقُّ الْيَق۪ينِۚ ٩٥

İnne hâżâ lehuve hakku-lyakîni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu kesin gerçek budur.

Muhtasar Tefsir

فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظ۪يمِ ٩٦

Fesebbih bismi rabbike-l’azîmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Öyleyse çok büyük Rabbinin adını tesbih et.

Muhtasar Tefsir

Vâkıa Sûresi hakkında

Âyet
96
İniş yeri
Mekke
İniş sırası
46.
Kelime
379
Harf
1.719
Cüz
27.
Sayfa
533
Vakıa suresi kaç ayettir?

Vâkıa Sûresi 96 âyettir.

Vakıa suresi Mekki mi Medeni mi?

Vâkıa Sûresi Mekke'de indirilmiş Mekkî bir sûredir.

Vakıa suresi Kur'an'ın kaçıncı suresidir?

Vâkıa Sûresi, mushaf sıralamasında 56. sûredir; iniş sırasına göre 46. sûredir.

Vakıa suresi hangi cüzde ve kaçıncı sayfada?

Vâkıa Sûresi 27. cüzde, mushafın 533. sayfasında başlar.

Surah Al-Waqi'ah in English · Vaqiə surəsi · Voqeʼa surasi

Meal & Görünüm

Arapça yazı

Gösterilecek mealler

Türkçe
Okunuş
Azərbaycanca
Қазақша
Oʻzbekcha
Тоҷикӣ
English

Ek bölümler

Okuma