Kur'an Sûresiالقرآن الكريم
الجُزْءُ ٢٧

27. Cüz

Zâriyât 51:31 → Hadîd 57:29 Sayfa 521–540 399 âyet
ZâriyâtTûrNecmKamerRahmânVâkıaHadîd
Mushaf
Zâriyât Sûresiالذاريات31. âyet →

قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ اَيُّهَا الْمُرْسَلُونَ ٣١

Kâle femâ ḣatbukum eyyuhâ-lmurselûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İbrahim: "Ey Elçiler! Göreviniz nedir?" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالُٓوا اِنَّٓا اُرْسِلْنَٓا اِلٰى قَوْمٍ مُجْرِم۪ينَۙ ٣٢

Kâlû innâ ursilnâ ilâ kavmin mucrimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Elçiler: "Suçlu bir milletin üzerine, Rabbinin katından işaretli olarak, aşırı gidenlere mahsus sert taşlar göndermekle görevlendirildik" dediler.

Muhtasar Tefsir

لِنُرْسِلَ عَلَيْهِمْ حِجَارَةً مِنْ ط۪ينٍۙ ٣٣

Linursile ‘aleyhim hicâraten min tînin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Elçiler: "Suçlu bir milletin üzerine, Rabbinin katından işaretli olarak, aşırı gidenlere mahsus sert taşlar göndermekle görevlendirildik" dediler.

Muhtasar Tefsir

مُسَوَّمَةً عِنْدَ رَبِّكَ لِلْمُسْرِف۪ينَ ٣٤

Musevvemeten ‘inde rabbike lilmusrifîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Elçiler: "Suçlu bir milletin üzerine, Rabbinin katından işaretli olarak, aşırı gidenlere mahsus sert taşlar göndermekle görevlendirildik" dediler.

Muhtasar Tefsir

فَاَخْرَجْنَا مَنْ كَانَ ف۪يهَا مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَۚ ٣٥

Feaḣracnâ men kâne fîhâ mine-lmu/minîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunun üzerine, suçlu milletin arasında bulunan müminleri çıkardık.

Muhtasar Tefsir

فَمَا وَجَدْنَا ف۪يهَا غَيْرَ بَيْتٍ مِنَ الْمُسْلِم۪ينَۚ ٣٦

Femâ vecednâ fîhâ ġayra beytin mine-lmuslimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Zaten orada, kendini Allah'a vermiş sadece bir tek ev halkı bulduk.

Muhtasar Tefsir

وَتَرَكْنَا ف۪يهَٓا اٰيَةً لِلَّذ۪ينَ يَخَافُونَ الْعَذَابَ الْاَل۪يمَۜ ٣٧

Ve teraknâ fîhâ âyeten lilleżîne yeḣâfûne-l’ażâbe-l-elîme

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Can yakıcı azabdan korkanlar için, o beldede bir işaret, bir kalıntı bıraktık.

Muhtasar Tefsir

وَف۪ي مُوسٰٓى اِذْ اَرْسَلْنَاهُ اِلٰى فِرْعَوْنَ بِسُلْطَانٍ مُب۪ينٍ ٣٨

Vefî mûsâ iż ersenâhu ilâ fir’avne bisultânin mubînin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Musa'nın başından geçenlerde de ibret vardır: Onu apaçık delille Firavun'a gönderdik.

Muhtasar Tefsir

فَتَوَلّٰى بِرُكْنِه۪ وَقَالَ سَاحِرٌ اَوْ مَجْنُونٌ ٣٩

Fetevellâ biruknihi ve kâle sâhirun ev mecnûnun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Firavun, erkaniyle birlikte hakdan yüz çevirdi; "sihirbazdır veya delidir" dedi.

Muhtasar Tefsir

فَاَخَذْنَاهُ وَجُنُودَهُ فَنَبَذْنَاهُمْ فِي الْيَمِّ وَهُوَ مُل۪يمٌۜ ٤٠

Fe-eḣażnâhu ve cunûdehu fenebeżnâhum fî-lyemmi ve huve mulîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonunda onu ve ordularını yakalayıp denize attık. O, kınanmayı haketmişti.

Muhtasar Tefsir

وَف۪ي عَادٍ اِذْ اَرْسَلْنَا عَلَيْهِمُ الرّ۪يحَ الْعَق۪يمَۚ ٤١

Vefî ‘âdin iż erselnâ ‘aleyhimu-rrîha-l’akîme

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ad milletinin başından geçende de ibret vardır: Onların üzerine, uğradığı her şeyi bırakmayıp toza çeviren kuru bir rüzgar gönderdik.

Muhtasar Tefsir

مَا تَذَرُ مِنْ شَيْءٍ اَتَتْ عَلَيْهِ اِلَّا جَعَلَتْهُ كَالرَّم۪يمِۜ ٤٢

Mâ teżeru min şey-in etet ‘aleyhi illâ ce’alet-hu ke-rramîmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ad milletinin başından geçende de ibret vardır: Onların üzerine, uğradığı her şeyi bırakmayıp toza çeviren kuru bir rüzgar gönderdik.

Muhtasar Tefsir

وَف۪ي ثَمُودَ اِذْ ق۪يلَ لَهُمْ تَمَتَّعُوا حَتّٰى ح۪ينٍ ٤٣

Vefî śemûde iż kîle lehum temette’û hattâ hînin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Semud milletinin başına gelende de ibret vardır: Onlara, "Bir süreye kadar zevklenin" denmişti.

Muhtasar Tefsir

فَعَتَوْا عَنْ اَمْرِ رَبِّهِمْ فَاَخَذَتْهُمُ الصَّاعِقَةُ وَهُمْ يَنْظُرُونَ ٤٤

Fe’atev ‘an emri rabbihim fe-eḣażet-humu-ssâ’ikatu vehum yenzurûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar Rablerinin buyruğundan çıkmışlardı; bunun üzerine kendilerini gözleri göre göre yıldırım çarptı.

Muhtasar Tefsir

فَمَا اسْتَطَاعُوا مِنْ قِيَامٍ وَمَا كَانُوا مُنْتَصِر۪ينَۙ ٤٥

Femâ-stetâ’û min kiyâmin vemâ kânû muntasirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ayağa kalkacak güçleri kalmadı, yardım da görmediler.

Muhtasar Tefsir

وَقَوْمَ نُوحٍ مِنْ قَبْلُۜ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمًا فَاسِق۪ينَ۟ ٤٦

Ve kavme nûhin min kablus innehum kânû kavmen fâsikîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Daha önce de Nuh milletini cezalandırmıştık. Çünkü onlar da yoldan çıkmış bir milletti.

Muhtasar Tefsir

وَالسَّمَٓاءَ بَنَيْنَاهَا بِاَيْدٍ وَاِنَّا لَمُوسِعُونَ ٤٧

Ve-ssemâe beneynâhâ bi-eydin ve-innâ lemûsi’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Göğü, gücümüzle Biz kurduk; şüphesiz biz onu genişleticiyiz.

Muhtasar Tefsir

وَالْاَرْضَ فَرَشْنَاهَا فَنِعْمَ الْمَاهِدُونَ ٤٨

Vel-arda feraşnâhâ feni’me-lmâhidûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yeryüzünü biz yayıp döşedik: Ne güzel döşeyiciyiz!

Muhtasar Tefsir

وَمِنْ كُلِّ شَيْءٍ خَلَقْنَا زَوْجَيْنِ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ ٤٩

Vemin kulli şey-in ḣalaknâ zevceyni le’allekum teżekkerûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İbret alasınız diye her şeyi çift çift yaratmışızdır.

Muhtasar Tefsir

فَفِرُّٓوا اِلَى اللّٰهِۜ اِنّ۪ي لَكُمْ مِنْهُ نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌۚ ٥٠

Fefirrû ilaAllâhis innî lekum minhu neżîrun mubînun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Öyleyse Allah'a koşusun; doğrusu ben sizi O'nun azabı ile açıkça uyaranım."

Muhtasar Tefsir

وَلَا تَجْعَلُوا مَعَ اللّٰهِ اِلٰهًا اٰخَرَۜ اِنّ۪ي لَكُمْ مِنْهُ نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌ ٥١

Velâ tec’alû me’aAllâhi ilâhen âḣaras innî lekum minhu neżîrun mubînun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Allah'ın yanında başkasını tanrı kılmayın; doğrusu ben sizi O'nun azabı ile açıkça uyaranım."

Muhtasar Tefsir

كَذٰلِكَ مَٓا اَتَى الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ مِنْ رَسُولٍ اِلَّا قَالُوا سَاحِرٌ اَوْ مَجْنُونٌ ٥٢

Keżâlike mâ etâ-lleżîne min kablihim min rasûlin illâ kâlû sâhirun ev mecnûnun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlardan öncekilere, herhangi bir peygamber gelince: "sihirbazdır" veya "Delidir" derlerdi.

Muhtasar Tefsir

اَتَوَاصَوْا بِه۪ۚ بَلْ هُمْ قَوْمٌ طَاغُونَ ٥٣

Etevâsav bihic bel hum kavmun tâġûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Öncekiler sonrakilere böyle mi vasiyet ettiler? Hayır; bunlar azgın bir millettir.

Muhtasar Tefsir

فَتَوَلَّ عَنْهُمْ فَمَٓا اَنْتَ بِمَلُومٍۘ ٥٤

Fetevelle ‘anhum femâ ente bimelûmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlardan yüz çevir; sen kınanacak değilsin.

Muhtasar Tefsir

وَذَكِّرْ فَاِنَّ الذِّكْرٰى تَنْفَعُ الْمُؤْمِن۪ينَ ٥٥

Veżekkir fe-inne-żżikrâ tenfe’u-lmu/minîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Öğüt ver; doğrusu öğüt inananlara fayda verir.

Muhtasar Tefsir

وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْاِنْسَ اِلَّا لِيَعْبُدُونِ ٥٦

Vemâ ḣalaktu-lcinne vel-inse illâ liya’budûni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Cinleri ve insanları ancak Bana kulluk etmeleri için yaratmışımdır.

Muhtasar Tefsir

مَٓا اُر۪يدُ مِنْهُمْ مِنْ رِزْقٍ وَمَٓا اُر۪يدُ اَنْ يُطْعِمُونِ ٥٧

Mâ urîdu minhum min rizkin vemâ urîdu en yut’imûni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlardan bir rızık istemem; Beni doyurmalarını da istemem.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ اللّٰهَ هُوَ الرَّزَّاقُ ذُو الْقُوَّةِ الْمَت۪ينُ ٥٨

İnnaAllâhe huve-rrazzâku żû-lkuvveti-lmetînu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şüphesiz rızıklandıran da, güç ve kuvvet sahibi olan da Allah'tır.

Muhtasar Tefsir

فَاِنَّ لِلَّذ۪ينَ ظَلَمُوا ذَنُوبًا مِثْلَ ذَنُوبِ اَصْحَابِهِمْ فَلَا يَسْتَعْجِلُونِ ٥٩

Fe-inne lilleżîne zalemû żenûben miśle żenûbi ashâbihim felâ yesta’cilûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Zulmedenlerin, geçmiş arkadaşlarının suçlarına benzer suçları vardır; cezalarını Benden acele istemesinler.

Muhtasar Tefsir

فَوَيْلٌ لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ يَوْمِهِمُ الَّذ۪ي يُوعَدُونَ ٦٠

Feveylun lilleżîne keferû min yevmihimu-lleżî yû’adûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Söz verilen günün azabından vay o inkar edenlere!

Muhtasar Tefsir
سُورَةُ الطور

Tûr Sûresi

52. sûreMekkî49 âyetSayfa 522
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

وَالطُّورِۙ ١

Ve-ttûri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur.

Muhtasar Tefsir

وَكِتَابٍ مَسْطُورٍۙ ٢

Ve kitâbin mestûrin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur.

Muhtasar Tefsir

ف۪ي رَقٍّ مَنْشُورٍۙ ٣

Fî rakkin menşûrin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur.

Muhtasar Tefsir

وَالْبَيْتِ الْمَعْمُورِۙ ٤

Velbeyti-lma’mûri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur.

Muhtasar Tefsir

وَالسَّقْفِ الْمَرْفُوعِۙ ٥

Ve-ssakfi-lmerfû’i

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur.

Muhtasar Tefsir

وَالْبَحْرِ الْمَسْجُورِۙ ٦

Velbahri-lmescûri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ عَذَابَ رَبِّكَ لَوَاقِعٌۙ ٧

İnne ‘ażâbe rabbike levâki’un

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur.

Muhtasar Tefsir

مَا لَهُ مِنْ دَافِعٍۙ ٨

Mâ lehu min dâfi’in

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur.

Muhtasar Tefsir

يَوْمَ تَمُورُ السَّمَٓاءُ مَوْرًاۙ ٩

Yevme temûru-ssemâu mevrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Göğün sarsıldıkça sarsılacağı, dağların yürüdükçe yürüyeceği gün; işte o gün, daldıkları yerde eğlenip oyalanarak kıyameti yalanlayanlara yazık olacak!

Muhtasar Tefsir

وَتَس۪يرُ الْجِبَالُ سَيْرًاۜ ١٠

Vetesîru-lcibâlu seyrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Göğün sarsıldıkça sarsılacağı, dağların yürüdükçe yürüyeceği gün; işte o gün, daldıkları yerde eğlenip oyalanarak kıyameti yalanlayanlara yazık olacak!

Muhtasar Tefsir

فَوَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَۙ ١١

Feveylun yevme-iżin lilmukeżżibîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Göğün sarsıldıkça sarsılacağı, dağların yürüdükçe yürüyeceği gün; işte o gün, daldıkları yerde eğlenip oyalanarak kıyameti yalanlayanlara yazık olacak!

Muhtasar Tefsir

اَلَّذ۪ينَ هُمْ ف۪ي خَوْضٍ يَلْعَبُونَۢ ١٢

Elleżîne hum fî ḣavdin yel’abûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Göğün sarsıldıkça sarsılacağı, dağların yürüdükçe yürüyeceği gün; işte o gün, daldıkları yerde eğlenip oyalanarak kıyameti yalanlayanlara yazık olacak!

Muhtasar Tefsir

يَوْمَ يُدَعُّونَ اِلٰى نَارِ جَهَنَّمَ دَعًّاۜ ١٣

Yevme yuda’’ûne ilâ nâri cehenneme da’’ân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Cehennem ateşine itildikçe itildikleri gün, onlara: "İşte yalanlayıp durduğunuz ateş budur;

Muhtasar Tefsir

هٰذِهِ النَّارُ الَّت۪ي كُنْتُمْ بِهَا تُكَذِّبُونَ ١٤

Hâżihi-nnâru-lletî kuntum bihâ tukeżżibûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Cehennem ateşine itildikçe itildikleri gün, onlara: "İşte yalanlayıp durduğunuz ateş budur;

Muhtasar Tefsir

اَفَسِحْرٌ هٰذَٓا اَمْ اَنْتُمْ لَا تُبْصِرُونَ ١٥

Efesihrun hâżâ em entum lâ tubsirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bu bir büyü müdür, yoksa hala görmez misiniz? Girin oraya, sabretseniz de sabretmeseniz de artık birdir; ancak işlediklerinizin karşılığını görüyorsunuz" denir.

Muhtasar Tefsir

اِصْلَوْهَا فَاصْبِرُٓوا اَوْ لَا تَصْبِرُواۚ سَوَٓاءٌ عَلَيْكُمْۜ اِنَّمَا تُجْزَوْنَ مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ١٦

İslevhâ fasbirû ev lâ tasbirû sevâun ‘aleykums innemâ tuczevne mâ kuntum ta’melûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bu bir büyü müdür, yoksa hala görmez misiniz? Girin oraya, sabretseniz de sabretmeseniz de artık birdir; ancak işlediklerinizin karşılığını görüyorsunuz" denir.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ الْمُتَّق۪ينَ ف۪ي جَنَّاتٍ وَنَع۪يمٍۙ ١٧

İnne-lmuttekîne fî cennâtin vena’îmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, şüphesiz, cennetlerde ve Rablerinin kendilerine verdikleriyle zevk duyarak nimetler içindedirler. Rableri onları cehennem azabından korumuştur.

Muhtasar Tefsir

فَاكِه۪ينَ بِمَٓا اٰتٰيهُمْ رَبُّهُمْۚ وَوَقٰيهُمْ رَبُّهُمْ عَذَابَ الْجَح۪يمِ ١٨

Fâkihîne bimâ âtâhum rabbuhum ve vakâhum rabbuhum ‘ażâbe-lcahîmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, şüphesiz, cennetlerde ve Rablerinin kendilerine verdikleriyle zevk duyarak nimetler içindedirler. Rableri onları cehennem azabından korumuştur.

Muhtasar Tefsir

كُلُوا وَاشْرَبُوا هَن۪ٓيـًٔا بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَۙ ١٩

Kulû veşrabû henî-en bimâ kuntum ta’melûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlara şöyle denir: "İşlediklerinizden ötürü, dizi dizi tahtlara yaslanarak afiyetle yiyin için." Onlara, ceylan gözlü eşler veririz.

Muhtasar Tefsir

مُتَّكِـ۪ٔينَ عَلٰى سُرُرٍ مَصْفُوفَةٍۚ وَزَوَّجْنَاهُمْ بِحُورٍ ع۪ينٍ ٢٠

Mutteki-îne ‘alâ sururin masfûfetins ve zevvecnâhum bihûrin ‘înin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlara şöyle denir: "İşlediklerinizden ötürü, dizi dizi tahtlara yaslanarak afiyetle yiyin için." Onlara, ceylan gözlü eşler veririz.

Muhtasar Tefsir

وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَاتَّبَعَتْهُمْ ذُرِّيَّتُهُمْ بِا۪يمَانٍ اَلْحَقْنَا بِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَمَٓا اَلَتْنَاهُمْ مِنْ عَمَلِهِمْ مِنْ شَيْءٍۜ كُلُّ امْرِئٍ بِمَا كَسَبَ رَه۪ينٌ ٢١

Velleżîne âmenû vettebe’at-hum żurriyyetuhum bi-îmânin elhaknâ bihim żurriyyetehum vemâ eletnâhum min ‘amelihim min şey-/inc kullu-mri-in bimâ kesebe rahînun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnanan, soyları da inançta kendilerine uyan kimselere soylarını da katarız. Onların işlediklerinden hiçbir şey eksiltmeyiz. Herkes kazancına bağlıdır.

Muhtasar Tefsir

وَاَمْدَدْنَاهُمْ بِفَاكِهَةٍ وَلَحْمٍ مِمَّا يَشْتَهُونَ ٢٢

Ve emdednâhum bifâkihetin ve lahmin mimmâ yeştehûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Cennette olanlara diledikleri meyve ve etten bol bol veririz.

Muhtasar Tefsir

يَتَنَازَعُونَ ف۪يهَا كَأْسًا لَا لَغْوٌ ف۪يهَا وَلَا تَأْث۪يمٌ ٢٣

Yetenâze’ûne fîhâ ke/sen lâ laġvun fîhâ velâ te/śîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Orada kadeh tokuştururlar; fakat bunda ne bir saçmalama, ne de bir günaha girme vardır.

Muhtasar Tefsir

وَيَطُوفُ عَلَيْهِمْ غِلْمَانٌ لَهُمْ كَاَنَّهُمْ لُؤْلُؤٌ۬ مَكْنُونٌ ٢٤

Ve yetûfu ‘aleyhim ġilmânun lehum ke-ennehum lu/lu-un meknûnun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sedefteki inciler gibi olan gençler yanlarında dolaşırlar.

Muhtasar Tefsir

وَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ يَتَسَٓاءَلُونَ ٢٥

Ve akbele ba’duhum ‘alâ ba’din yetesâelûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Birbirlerine dönüp soruşurlar:

Muhtasar Tefsir

قَالُٓوا اِنَّا كُنَّا قَبْلُ ف۪ٓي اَهْلِنَا مُشْفِق۪ينَ ٢٦

Kâlû innâ kunnâ kablu fî ehlinâ muşfikîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Doğrusu bundan önce ailemizin yanında bile korku içindeydik; Allah lütfedip bizi kavurucu azabdan korudu; doğrusu bundan önce de O'na yalvarıyorduk; şüphesiz O, iyilik yapandır, acıyandır" derler.

Muhtasar Tefsir

فَمَنَّ اللّٰهُ عَلَيْنَا وَوَقٰينَا عَذَابَ السَّمُومِ ٢٧

FemennaAllâhu ‘aleynâ ve vakânâ ‘ażâbe-ssemûmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Doğrusu bundan önce ailemizin yanında bile korku içindeydik; Allah lütfedip bizi kavurucu azabdan korudu; doğrusu bundan önce de O'na yalvarıyorduk; şüphesiz O, iyilik yapandır, acıyandır" derler.

Muhtasar Tefsir

اِنَّا كُنَّا مِنْ قَبْلُ نَدْعُوهُۜ اِنَّهُ هُوَ الْبَرُّ الرَّح۪يمُ۟ ٢٨

İnnâ kunnâ min kablu ned’ûhus innehu huve-lberru-rrahîmu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Doğrusu bundan önce ailemizin yanında bile korku içindeydik; Allah lütfedip bizi kavurucu azabdan korudu; doğrusu bundan önce de O'na yalvarıyorduk; şüphesiz O, iyilik yapandır, acıyandır" derler.

Muhtasar Tefsir

فَذَكِّرْ فَمَٓا اَنْتَ بِنِعْمَتِ رَبِّكَ بِكَاهِنٍ وَلَا مَجْنُونٍۜ ٢٩

Feżekkir femâ ente bini’meti rabbike bikâhinin velâ mecnûnin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Öğüt ver; Rabbinin nimetiyle sen, ne kahinsin ne de delisin.

Muhtasar Tefsir

اَمْ يَقُولُونَ شَاعِرٌ نَتَرَبَّصُ بِه۪ رَيْبَ الْمَنُونِ ٣٠

Em yekûlûne şâ’irun neterabbesu bihi raybe-lmenûni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yoksa senin için şöyle mi derler: "Şairdir, zamanın onun aleyhine dönmesini gözlüyoruz."

Muhtasar Tefsir

قُلْ تَرَبَّصُوا فَاِنّ۪ي مَعَكُمْ مِنَ الْمُتَرَبِّص۪ينَۜ ٣١

Kul terabbesû fe-innî me’akum mine-lmuterabbisîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Gözleyin, doğrusu ben de sizinle beraber gözlemekteyim."

Muhtasar Tefsir

اَمْ تَأْمُرُهُمْ اَحْلَامُهُمْ بِهٰذَٓا اَمْ هُمْ قَوْمٌ طَاغُونَۚ ٣٢

Em te/muruhum ahlâmuhum bihâżâc em hum kavmun tâġûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunu onlara akılları mı buyuruyor? Yoksa onlar azgın bir millet midirler?

Muhtasar Tefsir

اَمْ يَقُولُونَ تَقَوَّلَهُۚ بَلْ لَا يُؤْمِنُونَۚ ٣٣

Em yekûlûne tekavvelehu bel lâ yu/minûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yahut: "Onu kendi uydurdu" diyorlar öyle mi? Hayır, inanmıyorlar.

Muhtasar Tefsir

فَلْيَأْتُوا بِحَد۪يثٍ مِثْلِه۪ٓ اِنْ كَانُوا صَادِق۪ينَۜ ٣٤

Felye/tû bihadîśin miślihi in kânû sâdikîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Eğer iddialarında samimi iseler Kuran'ın benzeri bir söz meydana getirsinler.

Muhtasar Tefsir

اَمْ خُلِقُوا مِنْ غَيْرِ شَيْءٍ اَمْ هُمُ الْخَالِقُونَۜ ٣٥

Em ḣulikû min ġayri şey-in em humu-lḣâlikûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar, yaratan olmaksızın mı yaratıldılar yoksa yaratanlar kendileri midir?

Muhtasar Tefsir

اَمْ خَلَقُوا السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَۚ بَلْ لَا يُوقِنُونَۜ ٣٦

Em ḣalekû-ssemâvâti vel-ardac bel lâ yûkinûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yoksa gökleri ve yeri kendileri mi yarattılar? Hayır, Allah'a kesin olarak inanmıyorlar.

Muhtasar Tefsir

اَمْ عِنْدَهُمْ خَزَٓائِنُ رَبِّكَ اَمْ هُمُ الْمُصَيْطِرُونَۜ ٣٧

Em ‘indehum ḣazâ-inu rabbike em humu-lmusaytirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yoksa Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır? Yoksa onlar mı işe hakimdirler?

Muhtasar Tefsir

اَمْ لَهُمْ سُلَّمٌ يَسْتَمِعُونَ ف۪يهِۚ فَلْيَأْتِ مُسْتَمِعُهُمْ بِسُلْطَانٍ مُب۪ينٍۜ ٣٨

Em lehum sullemun yestemi’ûne fîhis felye/ti mustemi’uhum bisultânin mubînin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yoksa, üzerine çıkıp vahiy dinledikleri bir merdivenleri mi var? Öyleyse, dinleyenleri açık bir delil getirsin.

Muhtasar Tefsir

اَمْ لَهُ الْبَنَاتُ وَلَكُمُ الْبَنُونَۜ ٣٩

Em lehu-lbenâtu ve lekumu-lbenûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Demek kızlar Allah'ın, oğullar sizin öyle mi?

Muhtasar Tefsir

اَمْ تَسْـَٔلُهُمْ اَجْرًا فَهُمْ مِنْ مَغْرَمٍ مُثْقَلُونَۜ ٤٠

Em tes-eluhum ecran fehum min maġramin muśkalûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yahut sen onlardan bir ücret istiyorsun da onlar ağır bir borç altında mı kalıyorlar?

Muhtasar Tefsir

اَمْ عِنْدَهُمُ الْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَۜ ٤١

Em ‘indehumu-lġaybu fehum yektubûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Veya, görülmeyeni bilmek kendilerine aittir de, onlar mı yazıyorlar?

Muhtasar Tefsir

اَمْ يُر۪يدُونَ كَيْدًاۜ فَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا هُمُ الْمَك۪يدُونَۜ ٤٢

Em yurîdûne keydâens felleżîne keferû humu-lmekîdûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yoksa bir tuzak mı kurmak istiyorlar? Ama o tuzağa yakalanacak olanlar inkar edenlerdir.

Muhtasar Tefsir

اَمْ لَهُمْ اِلٰهٌ غَيْرُ اللّٰهِۜ سُبْحَانَ اللّٰهِ عَمَّا يُشْرِكُونَ ٤٣

Em lehum ilâhun ġayruAllâhic subhânaAllâhi ‘ammâ yuşrikûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yoksa Allah'tan başka bir tanrıları mı vardır? Allah, onların ortak koşmalarından münezzehtir.

Muhtasar Tefsir

وَاِنْ يَرَوْا كِسْفًا مِنَ السَّمَٓاءِ سَاقِطًا يَقُولُوا سَحَابٌ مَرْكُومٌ ٤٤

Ve-in yerav kisfen mine-ssemâ-i sâkitan yekûlû sehâbun merkûmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Gökten azap olarak düşen bir parça görseler: "Bulut kümesidir" derler.

Muhtasar Tefsir

فَذَرْهُمْ حَتّٰى يُلَاقُوا يَوْمَهُمُ الَّذ۪ي ف۪يهِ يُصْعَقُونَۙ ٤٥

Feżerhum hattâ yulâkû yevmehumu-lleżî fîhi yus’akûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Çarpılacakları güne erişmelerine kadar onları bırak.

Muhtasar Tefsir

يَوْمَ لَا يُغْن۪ي عَنْهُمْ كَيْدُهُمْ شَيْـًٔا وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَۜ ٤٦

Yevme lâ yuġnî ‘anhum keyduhum şey-en velâ hum yunsarûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O gün, düzenleri kendilerine bir fayda vermez; yardım da görmezler.

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّ لِلَّذ۪ينَ ظَلَمُوا عَذَابًا دُونَ ذٰلِكَ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ ٤٧

Ve-inne lilleżîne zalemû ‘ażâben dûne żâlike velâkinne ekśerahum lâ ya’lemûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Zulmedenlere, şüphesiz, bundan başka da azap vardır; fakat onların çoğu bilmezler.

Muhtasar Tefsir

وَاصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ فَاِنَّكَ بِاَعْيُنِنَا وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ ح۪ينَ تَقُومُۙ ٤٨

Vasbir lihukmi rabbike fe-inneke bi-a’yuninâs ve sebbih bihamdi rabbike hîne tekûmu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rabbinin hükmü yerine gelinceye kadar sabret; doğrusu sen, Bizim nezaretimiz altındasın; kalkarken Rabbini överek tesbih et;

Muhtasar Tefsir

وَمِنَ الَّيْلِ فَسَبِّحْهُ وَاِدْبَارَ النُّجُومِ ٤٩

Vemine-lleyli fesebbihhu ve-idbâra-nnucûmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Geceleyin ve yıldızlar kaybolurken de O'nu tesbih et.

Muhtasar Tefsir
سُورَةُ النجم

Necm Sûresi

53. sûreMekkî62 âyetSayfa 525
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

وَالنَّجْمِ اِذَا هَوٰىۙ ١

Ve-nnecmi iżâ hevâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Batmakta olan yıldıza and olsun ki,

Muhtasar Tefsir

مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوٰىۚ ٢

Mâ dalle sâhibukum vemâ ġavâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Arkadaşınız (Muhammed) sapmamış ve azmamıştır.

Muhtasar Tefsir

وَمَا يَنْطِقُ عَنِ الْهَوٰىۜ ٣

Vemâ yentiku ‘ani-lhevâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O, kendiliğinden konuşmamaktadır.

Muhtasar Tefsir

اِنْ هُوَ اِلَّا وَحْيٌ يُوحٰىۙ ٤

İn huve illâ vahyun yûhâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onun konuşması ancak, bildirilen bir vahy iledir.

Muhtasar Tefsir

عَلَّمَهُ شَد۪يدُ الْقُوٰىۙ ٥

‘Allemehu şedîdu-lkuvâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ona, çetin kuvvetlere sahip ve güçlü olan Cebrail öğretmiştir; en yüksek ufukta iken doğruluvermiş.

Muhtasar Tefsir

ذُو مِرَّةٍۜ فَاسْتَوٰىۙ ٦

Żû mirratin festevâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ona, çetin kuvvetlere sahip ve güçlü olan Cebrail öğretmiştir; en yüksek ufukta iken doğruluvermiş.

Muhtasar Tefsir

وَهُوَ بِالْاُفُقِ الْاَعْلٰىۜ ٧

Ve huve bil-ufuki-l-a’lâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ona, çetin kuvvetlere sahip ve güçlü olan Cebrail öğretmiştir; en yüksek ufukta iken doğruluvermiş.

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ دَنَا فَتَدَلّٰىۙ ٨

Śumme denâ fetedellâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonra yaklaşmış ve inmiştir.

Muhtasar Tefsir

فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ اَوْ اَدْنٰىۚ ٩

Fekâne kâbe kavseyni ev ednâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Araları iki yay aralığı kadar veya daha da yakın oldu.

Muhtasar Tefsir

فَاَوْحٰٓى اِلٰى عَبْدِه۪ مَٓا اَوْحٰىۜ ١٠

Fe-evhâ ilâ ‘abdihi mâ evhâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah o anda kuluna vahyedeceğini etti.

Muhtasar Tefsir

مَا كَذَبَ الْفُؤٰادُ مَا رَاٰى ١١

Mâ keżebe-lfu-âdu mâ raâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Gözünün gördüğünü gönlü yalanlamadı.

Muhtasar Tefsir

اَفَتُمَارُونَهُ عَلٰى مَا يَرٰى ١٢

Efetumârûnehu ‘alâ mâ yerâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey inkarcılar! Onun gördüğü şey hakkında kendisi ile tartışır mısınız?

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ رَاٰهُ نَزْلَةً اُخْرٰىۙ ١٣

Ve lekad raâhu nezleten uḣrâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki o, Cebrail'i sınırın sonunda başka bir inişinde de görmüştür.

Muhtasar Tefsir

عِنْدَ سِدْرَةِ الْمُنْتَهٰى ١٤

‘İnde sidrati-lmuntehâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki o, Cebrail'i sınırın sonunda başka bir inişinde de görmüştür.

Muhtasar Tefsir

عِنْدَهَا جَنَّةُ الْمَأْوٰىۜ ١٥

‘İndehâ cennetu-lme/vâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Orada Me'va cenneti vardır.

Muhtasar Tefsir

اِذْ يَغْشَى السِّدْرَةَ مَا يَغْشٰىۙ ١٦

İż yaġşâ-ssidrate mâ yaġşâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sidre'yi bürüyen bürüyordu.

Muhtasar Tefsir

مَا زَاغَ الْبَصَرُ وَمَا طَغٰى ١٧

Mâ zâġa-lbasaru vemâ taġâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Gözü oradan ne kaydı ve ne de onu aştı.

Muhtasar Tefsir

لَقَدْ رَاٰى مِنْ اٰيَاتِ رَبِّهِ الْكُبْرٰى ١٨

Lekad raâ min âyâti rabbihi-lkubrâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki Rabbinin varlığının büyük delillerini gördü.

Muhtasar Tefsir

اَفَرَاَيْتُمُ اللَّاتَ وَالْعُزّٰىۙ ١٩

Eferaeytumu-llâte vel’uzzâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey inkarcılar! Şimdi Lat, Uzza ve bundan başka üçüncüleri olan Menat'ın ne olduğunu söyler misiniz?

Muhtasar Tefsir

وَمَنٰوةَ الثَّالِثَةَ الْاُخْرٰى ٢٠

Ve menâte-śśâliśete-l-uḣrâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey inkarcılar! Şimdi Lat, Uzza ve bundan başka üçüncüleri olan Menat'ın ne olduğunu söyler misiniz?

Muhtasar Tefsir

اَلَكُمُ الذَّكَرُ وَلَهُ الْاُنْثٰى ٢١

Elekumu-żżekeru ve lehu-l-unśâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Demek erkekler sizin, dişiler Allah'ın mı?

Muhtasar Tefsir

تِلْكَ اِذًا قِسْمَةٌ ض۪يزٰى ٢٢

Tilke iżen kismetun dîzâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Öyleyse bu haksız bir paylaşma;

Muhtasar Tefsir

اِنْ هِيَ اِلَّٓا اَسْمَٓاءٌ سَمَّيْتُمُوهَٓا اَنْتُمْ وَاٰبَٓاؤُ۬كُمْ مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ بِهَا مِنْ سُلْطَانٍۜ اِنْ يَتَّبِعُونَ اِلَّا الظَّنَّ وَمَا تَهْوَى الْاَنْفُسُۚ وَلَقَدْ جَٓاءَهُمْ مِنْ رَبِّهِمُ الْهُدٰىۜ ٢٣

İn hiye illâ esmâun semmeytumûhâ entum ve âbâukum mâ enzelaAllâhu bihâ min sultâninc in yettebi’ûne illâ-zzanne vemâ tehvâ-l-enfusus ve lekad câehum min rabbihimu-lhudâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunlar sizin ve babalarınızın taktığı adlardan başka bir şey değildir. Allah onları destekleyen bir delil indirmemiştir. Onlar sadece sanıya ve canlarının istediğine uymaktadırlar. Oysa onlara Rablerinden and olsun ki doğruluk rehberi gelmiştir.

Muhtasar Tefsir

اَمْ لِلْاِنْسَانِ مَا تَمَنّٰىۘ ٢٤

Em lil-insâni mâ temennâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yoksa, her umduğu şey insanın mıdır?

Muhtasar Tefsir

فَلِلّٰهِ الْاٰخِرَةُ وَالْاُو۫لٰى۟ ٢٥

FeliAllâhi-l-âḣiratu vel-ûlâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hayatın ilki de sonu da Allah'ındır.

Muhtasar Tefsir

وَكَمْ مِنْ مَلَكٍ فِي السَّمٰوَاتِ لَا تُغْن۪ي شَفَاعَتُهُمْ شَيْـًٔا اِلَّا مِنْ بَعْدِ اَنْ يَأْذَنَ اللّٰهُ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيَرْضٰى ٢٦

Ve kem min melekin fî-ssemâvâti lâ tuġnî şefâ’atuhum şey-en illâ min ba’di en ye/żenaAllâhu limen yeşâu ve yerdâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah, dilediğine ve hoşnut olduğuna izin vermedikçe, göklerde bulunan nice meleklerin şefaati bir şeye yaramaz.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ لَيُسَمُّونَ الْمَلٰٓئِكَةَ تَسْمِيَةَ الْاُنْثٰى ٢٧

İnne-lleżîne lâ yu/minûne bil-âḣirati leyusemmûne-lmelâ-ikete tesmiyete-l-unśâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu ahirete inanmayanlar, meleklere "dişi" adını takarlar.

Muhtasar Tefsir

وَمَا لَهُمْ بِه۪ مِنْ عِلْمٍۜ اِنْ يَتَّبِعُونَ اِلَّا الظَّنَّۚ وَاِنَّ الظَّنَّ لَا يُغْن۪ي مِنَ الْحَقِّ شَيْـًٔاۚ ٢٨

Vemâ lehum bihi min ‘ilmins in yettebi’ûne illâ-zzannes ve-inne-zzanne lâ yuġnî mine-lhakki şey-ân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Oysa onların bu hususta bir bilgileri yoktur, sadece sanıya uyarlar. Sanı ise şüphesiz gerçeği ifade etmez.

Muhtasar Tefsir

فَاَعْرِضْ عَنْ مَنْ تَوَلّٰى عَنْ ذِكْرِنَا وَلَمْ يُرِدْ اِلَّا الْحَيٰوةَ الدُّنْيَاۜ ٢٩

Fea’rid ‘an men tevellâ ‘an żikrinâ velem yurid illâ-lhayâte-ddunyâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bizi anmaktan yüz çevirenlere ve dünya hayatından başka bir şey istemeyenlere aldırma.

Muhtasar Tefsir

ذٰلِكَ مَبْلَغُهُمْ مِنَ الْعِلْمِۜ اِنَّ رَبَّكَ هُوَ اَعْلَمُ بِمَنْ ضَلَّ عَنْ سَب۪يلِه۪ وَهُوَ اَعْلَمُ بِمَنِ اهْتَدٰى ٣٠

Żâlike meblaġuhum mine-l’ilmic inne rabbeke huve a’lemu bimen dalle ‘an sebîlihi ve huve a’lemu bimeni-htedâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bu onların ulaştıkları bilginin seviyesini gösterir. Doğrusu Rabbin yolundan sapmış olanı pek iyi bilir, doğru yolda olanı da çok iyi bilir.

Muhtasar Tefsir

وَلِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۙ لِيَجْزِيَ الَّذ۪ينَ اَسَٓاؤُ۫ا بِمَا عَمِلُوا وَيَجْزِيَ الَّذ۪ينَ اَحْسَنُوا بِالْحُسْنٰىۚ ٣١

VeliAllâhi mâ fî-ssemâvâti vemâ fî-l-ardi liyecziye-lleżîne esâû bimâ ‘amilû ve yecziye-lleżîne ahsenû bilhusnâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Göklerde olanlar ve yerde olanlar Allah'ındır ki O, kötülük yapanlara işlerinin karşılığını verir; iyi davrananlara, ufak tefek kabahatleri bir yana büyük günahlardan ve hayasızlıklardan kaçınanlara işlediklerinden daha iyisiyle karşılığını verir. Doğrusu Rabbinin bağışı boldur. Sizi yerden var ederken ve siz annelerinizin karınlarında cenin halinde iken sizleri çok iyi bilen O'dur. Kendinizi temize çıkarmayın. O, sakınanı çok iyi bilir.

Muhtasar Tefsir

اَلَّذ۪ينَ يَجْتَنِبُونَ كَبَٓائِرَ الْاِثْمِ وَالْفَوَاحِشَ اِلَّا اللَّمَمَۜ اِنَّ رَبَّكَ وَاسِعُ الْمَغْفِرَةِۜ هُوَ اَعْلَمُ بِكُمْ اِذْ اَنْشَاَكُمْ مِنَ الْاَرْضِ وَاِذْ اَنْتُمْ اَجِنَّةٌ ف۪ي بُطُونِ اُمَّهَاتِكُمْۚ فَلَا تُزَكُّٓوا اَنْفُسَكُمْۜ هُوَ اَعْلَمُ بِمَنِ اتَّقٰى۟ ٣٢

Elleżîne yectenibûne kebâ-ira-l-iśmi velfevâhişe illâ-llememec inne rabbeke vâsi’u-lmaġfiratic huve a’lemu bikum iż enşeekum mine-l-ardi ve-iż entum ecinnetun fî butûni ummehâtikums felâ tuzekkû enfusekums huve a’lemu bimeni-ttekâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Göklerde olanlar ve yerde olanlar Allah'ındır ki O, kötülük yapanlara işlerinin karşılığını verir; iyi davrananlara, ufak tefek kabahatleri bir yana büyük günahlardan ve hayasızlıklardan kaçınanlara işlediklerinden daha iyisiyle karşılığını verir. Doğrusu Rabbinin bağışı boldur. Sizi yerden var ederken ve siz annelerinizin karınlarında cenin halinde iken sizleri çok iyi bilen O'dur. Kendinizi temize çıkarmayın. O, sakınanı çok iyi bilir.

Muhtasar Tefsir

اَفَرَاَيْتَ الَّذ۪ي تَوَلّٰىۙ ٣٣

Eferaeyte-lleżî tevellâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yüz çevireni ve malından biraz verip sonra vermemekte direneni gördün mü?"

Muhtasar Tefsir

وَاَعْطٰى قَل۪يلًا وَاَكْدٰى ٣٤

Ve a’tâ kalîlen ve ekdâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yüz çevireni ve malından biraz verip sonra vermemekte direneni gördün mü?"

Muhtasar Tefsir

اَعِنْدَهُ عِلْمُ الْغَيْبِ فَهُوَ يَرٰى ٣٥

E’indehu ‘ilmu-lġaybi fehuve yerâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Görülmeyenin ilmi yanında da o mu görüyor?

Muhtasar Tefsir

اَمْ لَمْ يُنَبَّأْ بِمَا ف۪ي صُحُفِ مُوسٰىۙ ٣٦

Em lem yunebbe/ bimâ fî suhufi mûsâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yoksa Musa'nın ve sözünü yerine getiren İbrahim'in kitablarında olanlar kendisine bildirilmedi mi ki?

Muhtasar Tefsir

وَاِبْرٰه۪يمَ الَّذ۪ي وَفّٰىۙ ٣٧

Ve-ibrâhîme-lleżî veffâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yoksa Musa'nın ve sözünü yerine getiren İbrahim'in kitablarında olanlar kendisine bildirilmedi mi ki?

Muhtasar Tefsir

اَلَّا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرٰىۙ ٣٨

Ellâ teziru vâziratun vizra uḣrâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hiç bir günahkar başkasının günah yükünü yüklenmez;

Muhtasar Tefsir

وَاَنْ لَيْسَ لِلْاِنْسَانِ اِلَّا مَا سَعٰىۙ ٣٩

Ve-en leyse lil-insâni illâ mâ se’â

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnsan ancak çalıştığına erişir.

Muhtasar Tefsir

وَاَنَّ سَعْيَهُ سَوْفَ يُرٰىۖ ٤٠

Ve enne sa’yehu sevfe yurâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onun çalışması şüphesiz görülecektir.

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ يُجْزٰيهُ الْجَزَٓاءَ الْاَوْفٰىۙ ٤١

Śumme yuczâhu-lcezâe-l-evfâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonra ona karşılığı eksiksiz verilecektir.

Muhtasar Tefsir

وَاَنَّ اِلٰى رَبِّكَ الْمُنْتَهٰىۙ ٤٢

Ve enne ilâ rabbike-lmuntehâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu son varış Rabbinedir.

Muhtasar Tefsir

وَاَنَّهُ هُوَ اَضْحَكَ وَاَبْكٰىۙ ٤٣

Ve ennehu huve edhake ve ebkâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu, güldüren de ağlatan da O'dur.

Muhtasar Tefsir

وَاَنَّهُ هُوَ اَمَاتَ وَاَحْيَاۙ ٤٤

Ve ennehu huve emâte ve ahyâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu dirilten de öldüren de O'dur.

Muhtasar Tefsir

وَاَنَّهُ خَلَقَ الزَّوْجَيْنِ الذَّكَرَ وَالْاُنْثٰىۙ ٤٥

Ve ennehu ḣaleka-zzevceyni-żżekera vel-unśâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu, atıldığında meniden erkek ve dişiyi, iki çifti yaratan O'dur.

Muhtasar Tefsir

مِنْ نُطْفَةٍ اِذَا تُمْنٰىۖ ٤٦

Min nutfetin iżâ tumnâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu, atıldığında meniden erkek ve dişiyi, iki çifti yaratan O'dur.

Muhtasar Tefsir

وَاَنَّ عَلَيْهِ النَّشْاَةَ الْاُخْرٰىۙ ٤٧

Ve enne ‘aleyhi-nneş-ete-l-uḣrâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu ölümden sonra tekrar dirilten de O'dur.

Muhtasar Tefsir

وَاَنَّهُ هُوَ اَغْنٰى وَاَقْنٰىۙ ٤٨

Ve ennehu huve aġnâ ve aknâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu zengin eden de varlıklı kılan da O'dur.

Muhtasar Tefsir

وَاَنَّهُ هُوَ رَبُّ الشِّعْرٰىۙ ٤٩

Ve ennehu huve rabbu-şşi’râ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu Şira yıldızının Rabbi O'dur.

Muhtasar Tefsir

وَاَنَّهُٓ اَهْلَكَ عَادًاۨ الْاُو۫لٰىۙ ٥٠

Ve ennehu ehleke ‘âdenil-ûlâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İlk Ad milletini, Semud milletini yok edip geri bırakmayan O'dur.

Muhtasar Tefsir

وَثَمُودَا۬ فَمَٓا اَبْقٰىۙ ٥١

Ve śemûde femâ ebkâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İlk Ad milletini, Semud milletini yok edip geri bırakmayan O'dur.

Muhtasar Tefsir

وَقَوْمَ نُوحٍ مِنْ قَبْلُۜ اِنَّهُمْ كَانُوا هُمْ اَظْلَمَ وَاَطْغٰىۜ ٥٢

Ve kavme nûhin min kablus innehum kânû hum azleme ve atġâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Daha önce de Nuh milletini yok eden O'dur; çünkü onlar çok zalim ve pek taşkın kimselerdi.

Muhtasar Tefsir

وَالْمُؤْتَفِكَةَ اَهْوٰىۙ ٥٣

Velmu/tefikete ehvâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Lut milletinin kasabalarını yere batıran, onları gömdükçe gömen O'dur.

Muhtasar Tefsir

فَغَشّٰيهَا مَا غَشّٰىۚ ٥٤

Feġaşşâhâ mâ ġaşşâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Lut milletinin kasabalarını yere batıran, onları gömdükçe gömen O'dur.

Muhtasar Tefsir

فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكَ تَتَمَارٰى ٥٥

Febi-eyyi âlâ-i rabbike tetemârâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey kişi! Rabbinin hangi nimetinden şüpheye düşersin?

Muhtasar Tefsir

هٰذَا نَذ۪يرٌ مِنَ النُّذُرِ الْاُو۫لٰى ٥٦

Hâżâ neżîrun mine-nnużuri-l-ûlâ

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte ilk uyaranlar gibi bu da bir uyarandır.

Muhtasar Tefsir

اَزِفَتِ الْاٰزِفَةُۚ ٥٧

Ezifeti-l-âzifetu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kıyamet yaklaştıkça yaklaşmıştır.

Muhtasar Tefsir

لَيْسَ لَهَا مِنْ دُونِ اللّٰهِ كَاشِفَةٌ ٥٨

Leyse lehâ min dûniAllâhi kâşifetun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onu Allah'tan başka ortaya koyacak yoktur.

Muhtasar Tefsir

اَفَمِنْ هٰذَا الْحَد۪يثِ تَعْجَبُونَۙ ٥٩

Efemin hâżâ-lhadîśi ta’cebûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bu söze mi şaşıyorsunuz?

Muhtasar Tefsir

وَتَضْحَكُونَ وَلَا تَبْكُونَۙ ٦٠

Ve tadhakûne velâ tebkûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Gülüyorsunuz... Ağlamıyorsunuz.

Muhtasar Tefsir

وَاَنْتُمْ سَامِدُونَ ٦١

Ve entum sâmidûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Habersiz oyalanmaktasınız.

Muhtasar Tefsir

فَاسْجُدُوا لِلّٰهِ وَاعْبُدُوا ۩ ٦٢ ۩

Fescudû liAllâhi va’budû

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Artık secdeye varın, Allah'a kulluk edin.

Muhtasar Tefsir
سُورَةُ القمر

Kamer Sûresi

54. sûreMekkî55 âyetSayfa 527
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

اِقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانْشَقَّ الْقَمَرُ ١

İkterabeti-ssâ’atu venşakka-lkameru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kıyamet saati yaklaşır, ay yarılır; onlar bir delil görünce hala yüz çevirirler ve: "Süregelen bir sihir" derler.

Muhtasar Tefsir

وَاِنْ يَرَوْا اٰيَةً يُعْرِضُوا وَيَقُولُوا سِحْرٌ مُسْتَمِرٌّ ٢

Ve-in yerav âyeten yu’ridû ve yekûlû sihrun mustemirrun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kıyamet saati yaklaşır, ay yarılır; onlar bir delil görünce hala yüz çevirirler ve: "Süregelen bir sihir" derler.

Muhtasar Tefsir

وَكَذَّبُوا وَاتَّبَعُٓوا اَهْوَٓاءَهُمْ وَكُلُّ اَمْرٍ مُسْتَقِرٌّ ٣

Ve keżżebû vettebe’û ehvâehumc ve kullu emrin mustakirrun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yalanlarlar da kendi heveslerine uyarlar. Ama her işin karar kılacağı bir sonucu vardır.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ جَٓاءَهُمْ مِنَ الْاَنْبَٓاءِ مَا ف۪يهِ مُزْدَجَرٌۙ ٤

Ve lekad câehum mine-l-enbâ-i mâ fîhi muzdecerun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, onları bu hallerinden vazgeçirecek nice haberler gelmiştir.

Muhtasar Tefsir

حِكْمَةٌ بَالِغَةٌ فَمَا تُغْنِ النُّذُرُۙ ٥

Hikmetun bâliġatuns femâ tuġnî-nnużuru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bu haberlerin her birinde üstün hikmet vardır; ama uyarmalar fayda vermiyor.

Muhtasar Tefsir

فَتَوَلَّ عَنْهُمْۢ يَوْمَ يَدْعُ الدَّاعِ اِلٰى شَيْءٍ نُكُرٍۙ ٦

Fetevelle ‘anhumm yevme yed’u-ddâ’i ilâ şey-in nukurin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Öyleyse onlardan yüz çevir; çağıran, görülmemiş ve tanınmamış bir şeye çağırdığı gün;

Muhtasar Tefsir

خُشَّعًا اَبْصَارُهُمْ يَخْرُجُونَ مِنَ الْاَجْدَاثِ كَاَنَّهُمْ جَرَادٌ مُنْتَشِرٌۙ ٧

Ḣuşşe’an ebsâruhum yaḣrucûne mine-l-ecdâśi ke-ennehum cerâdun munteşirun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Gözleri dalgın dalgın, çekirgeler gibi yayılmış, o çağırana koşarak kabirlerden çıkarlar. İnkarcılar: "Bu, zorlu bir gündür" derler.

Muhtasar Tefsir

مُهْطِع۪ينَ اِلَى الدَّاعِۜ يَقُولُ الْكَافِرُونَ هٰذَا يَوْمٌ عَسِرٌ ٨

Muhti’îne ilâ-ddâ’is yekûlu-lkâfirûne hâżâ yevmun ‘asirun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Gözleri dalgın dalgın, çekirgeler gibi yayılmış, o çağırana koşarak kabirlerden çıkarlar. İnkarcılar: "Bu, zorlu bir gündür" derler.

Muhtasar Tefsir

كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ فَكَذَّبُوا عَبْدَنَا وَقَالُوا مَجْنُونٌ وَازْدُجِرَ ٩

Keżżebet kablehum kavmu nûhin fekeżżebû ‘abdenâ ve kâlû mecnûnun vezducira

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bu ortak koşanlardan önce Nuh milleti de yalanlamış, kulumuzu yalanlayarak: "Delidir" demişlerdi, yolu kesilmişti.

Muhtasar Tefsir

فَدَعَا رَبَّهُٓ اَنّ۪ي مَغْلُوبٌ فَانْتَصِرْ ١٠

Fede’â rabbehu ennî maġlûbun fentasir

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O da: "Ben yenildim, bana yardım et" diye Rabbine yalvarmıştı.

Muhtasar Tefsir

فَفَتَحْنَٓا اَبْوَابَ السَّمَٓاءِ بِمَٓاءٍ مُنْهَمِرٍۘ ١١

Fefetahnâ ebvâbe-ssemâ-i bimâ-in munhemirin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz de bunun üzerine gök kapılarını boşanan sularla açtık.

Muhtasar Tefsir

وَفَجَّرْنَا الْاَرْضَ عُيُونًا فَالْتَقَى الْمَٓاءُ عَلٰٓى اَمْرٍ قَدْ قُدِرَۚ ١٢

Ve feccernâ-l-arda ‘uyûnen feltekâ-lmâu ‘alâ emrin kad kudira

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yeryüzünde kaynaklar fışkırttık; her iki su, takdir edilen bir ölçüye göre birleşti.

Muhtasar Tefsir

وَحَمَلْنَاهُ عَلٰى ذَاتِ اَلْوَاحٍ وَدُسُرٍۙ ١٣

Ve hamelnâhu ‘alâ żâti elvâhin ve dusurin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onu, tahtadan yapılmış, mıhla çakılmış bir gemiye bindirdik; inkar edilmiş olan Nuh'a mükafat olarak verdiğimiz gemi nezaretimiz altında yüzüyordu.

Muhtasar Tefsir

تَجْر۪ي بِاَعْيُنِنَاۚ جَزَٓاءً لِمَنْ كَانَ كُفِرَ ١٤

Tecrî bi-a’yuninâ cezâen limen kâne kufira

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onu, tahtadan yapılmış, mıhla çakılmış bir gemiye bindirdik; inkar edilmiş olan Nuh'a mükafat olarak verdiğimiz gemi nezaretimiz altında yüzüyordu.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ تَرَكْنَاهَٓا اٰيَةً فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ ١٥

Ve lekad teraknâhâ âyeten fehel min muddekirin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki Biz, o gemiyi bir ibret olarak bıraktık; öğüt alan yok mudur?

Muhtasar Tefsir

فَكَيْفَ كَانَ عَذَاب۪ي وَنُذُرِ ١٦

Fekeyfe kâne ‘ażâbî ve nużuri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Benim azabım ve uyarmam nasılmış?

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْاٰنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ ١٧

Ve lekad yessernâ-lkur-âne liżżikri fehel min muddekirin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki Kuran'ı, öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?

Muhtasar Tefsir

كَذَّبَتْ عَادٌ فَكَيْفَ كَانَ عَذَاب۪ي وَنُذُرِ ١٨

Keżżebet ‘âdun fekeyfe kâne ‘ażâbî ve nużuri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ad milleti peygamberini yalanlamıştı; Benim azabım ve uyarmam nasılmış?

Muhtasar Tefsir

اِنَّٓا اَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ ر۪يحًا صَرْصَرًا ف۪ي يَوْمِ نَحْسٍ مُسْتَمِرٍّۙ ١٩

İnnâ erselnâ ‘aleyhim rîhan sarsaran fî yevmi nahsin mustemirrin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Nitekim üzerlerine, insanları, sökülmüş hurma kütüğü gibi kopararak yere seren, dondurucu bir rüzgarı uğursuzluğu devam eden bir günde gönderdik.

Muhtasar Tefsir

تَنْزِعُ النَّاسَۙ كَاَنَّهُمْ اَعْجَازُ نَخْلٍ مُنْقَعِرٍ ٢٠

Tenzi’u-nnâse ke-ennehum a’câzu naḣlin munka’irin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Nitekim üzerlerine, insanları, sökülmüş hurma kütüğü gibi kopararak yere seren, dondurucu bir rüzgarı uğursuzluğu devam eden bir günde gönderdik.

Muhtasar Tefsir

فَكَيْفَ كَانَ عَذَاب۪ي وَنُذُرِ ٢١

Fekeyfe kâne ‘ażâbî ve nużuri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Benim azabım ve uyarmam nasılmış?

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْاٰنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ۟ ٢٢

Ve lekad yessernâ-lkur-âne liżżikri fehel min muddekirin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, Kuran'ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?

Muhtasar Tefsir

كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِالنُّذُرِ ٢٣

Keżżebet śemûdu bi-nnużuri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Semud milleti uyaran peygamberleri yalanladı.

Muhtasar Tefsir

فَقَالُٓوا اَبَشَرًا مِنَّا وَاحِدًا نَتَّبِعُهُٓۙ اِنَّٓا اِذًا لَف۪ي ضَلَالٍ وَسُعُرٍ ٢٤

Fekâlû ebeşeran minnâ vâhiden nettebi’uhu innâ iżen lefî dalâlin ve su’urin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"İçimizden bir insana mı uyacağız? O zaman biz sapıklık ve delilik etmiş oluruz. Kitap, aramızda, ona mı verilmiş? Hayır, o pek yalancı ve şımarığın biridir" dediler.

Muhtasar Tefsir

ءَاُلْقِيَ الذِّكْرُ عَلَيْهِ مِنْ بَيْنِنَا بَلْ هُوَ كَذَّابٌ اَشِرٌ ٢٥

E-ulkiye-żżikru ‘aleyhi min beyninâ bel huve keżżâbun eşirun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"İçimizden bir insana mı uyacağız? O zaman biz sapıklık ve delilik etmiş oluruz. Kitap, aramızda, ona mı verilmiş? Hayır, o pek yalancı ve şımarığın biridir" dediler.

Muhtasar Tefsir

سَيَعْلَمُونَ غَدًا مَنِ الْكَذَّابُ الْاَشِرُ ٢٦

Seya’lemûne ġaden meni-lkeżżâbu-l-eşiru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yarın, kimin pek yalancı ve şımarık olduğunu bileceklerdir.

Muhtasar Tefsir

اِنَّا مُرْسِلُوا النَّاقَةِ فِتْنَةً لَهُمْ فَارْتَقِبْهُمْ وَاصْطَبِرْۘ ٢٧

İnnâ mursilû-nnâkati fitneten lehum fertekibhum vastabir

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu, onları denemek üzere dişi deveyi gönderen Biziz. Salih'e şöyle demiştik: "Onları gözetle ve sabret;

Muhtasar Tefsir

وَنَبِّئْهُمْ اَنَّ الْمَٓاءَ قِسْمَةٌ بَيْنَهُمْۚ كُلُّ شِرْبٍ مُحْتَضَرٌ ٢٨

Ve nebbi/hum enne-lmâe kismetun beynehums kullu şirbin muhtedarun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlara, sıralarına göre suyun kendileriyle o deve aralarında pay edilmiş olunduğunu söyle."

Muhtasar Tefsir

فَنَادَوْا صَاحِبَهُمْ فَتَعَاطٰى فَعَقَرَ ٢٩

Fenâdev sâhibehum fete’âtâ fe’akara

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ama bir arkadaşlarını çağırdılar, o da kılıcını alarak deveyi kesti.

Muhtasar Tefsir

فَكَيْفَ كَانَ عَذَاب۪ي وَنُذُرِ ٣٠

Fekeyfe kâne ‘ażâbî ve nużuri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Benim azabım ve uyarmam nasılmış?

Muhtasar Tefsir

اِنَّٓا اَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ صَيْحَةً وَاحِدَةً فَكَانُوا كَهَش۪يمِ الْمُحْتَظِرِ ٣١

İnnâ erselnâ ‘aleyhim sayhaten vâhideten fekânû keheşîmi-lmuhtaziri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Nitekim üzerlerine bir çığlık gönderdik de, ağılcıların kullandığı kurumuş ot gibi oldular.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْاٰنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ ٣٢

Ve lekad yessernâ-lkur-âne liżżikri fehel min muddekirin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, Kuran'ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?

Muhtasar Tefsir

كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍ بِالنُّذُرِ ٣٣

Keżżebet kavmu lûtin bi-nnużuri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Lut milleti uyaran peygamberleri yalanladı.

Muhtasar Tefsir

اِنَّٓا اَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ حَاصِبًا اِلَّٓا اٰلَ لُوطٍۜ نَجَّيْنَاهُمْ بِسَحَرٍۙ ٣٤

İnnâ erselnâ ‘aleyhim hâsiben illâ âle lûtins necceynâhum biseharin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz de üzerlerine taş yağdıran bir rüzgar gönderdik. Ancak, Lut'un taraftarlarını, katımızdan bir nimet olarak seher vakti kurtardık. Şükredene işte böyle mükafat veririz.

Muhtasar Tefsir

نِعْمَةً مِنْ عِنْدِنَاۜ كَذٰلِكَ نَجْز۪ي مَنْ شَكَرَ ٣٥

Ni’meten min ‘indinâ keżâlike neczî men şekera

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz de üzerlerine taş yağdıran bir rüzgar gönderdik. Ancak, Lut'un taraftarlarını, katımızdan bir nimet olarak seher vakti kurtardık. Şükredene işte böyle mükafat veririz.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ اَنْذَرَهُمْ بَطْشَتَنَا فَتَمَارَوْا بِالنُّذُرِ ٣٦

Ve lekad enżerahum batşetenâ fetemârav bi-nnużuri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Lut, and olsun ki, onları Bizim yakalamamızla uyarmıştı, ama onlar uyarmaları şüphe ile karşılayarak dinlemediler.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ رَاوَدُوهُ عَنْ ضَيْفِه۪ فَطَمَسْنَٓا اَعْيُنَهُمْ فَذُوقُوا عَذَاب۪ي وَنُذُرِ ٣٧

Ve lekad râvedûhu ‘an dayfihi fetamesnâ a’yunehum feżûkû ‘ażâbî ve nużuri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, onlar Lut'un konukları olan melekleri elde etmeye kalkıştılar, bunun üzerine gözlerini kör ettik. "Azabımı ve uyarmalarımı dinlememenin sonucunu tadın" dedik.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ صَبَّحَهُمْ بُكْرَةً عَذَابٌ مُسْتَقِرٌّۚ ٣٨

Ve lekad sabbehahum bukraten ‘ażâbun mustekirrun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, sabah erken, önü alınmaz bir azap başlarına geldi.

Muhtasar Tefsir

فَذُوقُوا عَذَاب۪ي وَنُذُرِ ٣٩

Feżûkû ‘ażâbî ve nużuri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Azabımı ve uyarmalarımı dinlememenin sonucunu tadın" dedik.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْاٰنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ۟ ٤٠

Ve lekad yessernâ-lkur-âne liżżikri fehel min muddekirin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, Kuran'ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ جَٓاءَ اٰلَ فِرْعَوْنَ النُّذُرُۚ ٤١

Ve lekad câe âle fir’avne-nnużuru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, Firavun erkanına uyaranlar geldi.

Muhtasar Tefsir

كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا كُلِّهَا فَاَخَذْنَاهُمْ اَخْذَ عَز۪يزٍ مُقْتَدِرٍ ٤٢

Keżżebû bi-âyâtinâ kullihâ fe-eḣażnâhum aḣże ‘azîzin muktedirin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Mucizelerimizin hepsini yalanladılar. Bunun üzerine onları güç ve kuvvet sahibi olana yakışır bir şekilde yakaladık.

Muhtasar Tefsir

اَكُفَّارُكُمْ خَيْرٌ مِنْ اُو۬لٰٓئِكُمْ اَمْ لَكُمْ بَرَٓاءَةٌ فِي الزُّبُرِۚ ٤٣

Ekuffârukum ḣayrun min ulâ-ikum em lekum berâetun fî-zzuburi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sizin inkarcılarınız bunlardan daha mı üstündür? Yoksa Kitablarda size bir kurtuluş belgesi mi var?

Muhtasar Tefsir

اَمْ يَقُولُونَ نَحْنُ جَم۪يعٌ مُنْتَصِرٌ ٤٤

Em yekûlûne nahnu cemî’un muntasirun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yoksa: "Biz öç alabilecek bir topluluğuz" mu diyorlar?

Muhtasar Tefsir

سَيُهْزَمُ الْجَمْعُ وَيُوَلُّونَ الدُّبُرَ ٤٥

Seyuhzemu-lcem’u ve yuvellûne-ddubura

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Toplulukları dağıtılacak, yüzgeri edileceklerdir.

Muhtasar Tefsir

بَلِ السَّاعَةُ مَوْعِدُهُمْ وَالسَّاعَةُ اَدْهٰى وَاَمَرُّ ٤٦

Beli-ssâ’atu mev’iduhum ve-ssâ’atu edhâ ve emerru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kıyamet onların azap ile vadedildikleri gündür. O ne korkunç, ne acı bir gündür!

Muhtasar Tefsir

اِنَّ الْمُجْرِم۪ينَ ف۪ي ضَلَالٍ وَسُعُرٍۢ ٤٧

İnne-lmucrimîne fî dalâlin ve su’urin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu suçlular sapıklık ve çılgınlık içindedirler.

Muhtasar Tefsir

يَوْمَ يُسْحَبُونَ فِي النَّارِ عَلٰى وُجُوهِهِمْۜ ذُوقُوا مَسَّ سَقَرَ ٤٨

Yevme yushabûne fî-nnâri ‘alâ vucûhihim żûkû messe sekara

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ateşe yüzüstü sürüldükleri gün, onlara: "Cehennemin dokunan azabını tadın" denir.

Muhtasar Tefsir

اِنَّا كُلَّ شَيْءٍ خَلَقْنَاهُ بِقَدَرٍ ٤٩

İnnâ kulle şey-in ḣaleknâhu bikaderin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şüphesiz Biz her şeyi bir ölçüye göre yaratmışızdır.

Muhtasar Tefsir

وَمَٓا اَمْرُنَٓا اِلَّا وَاحِدَةٌ كَلَمْحٍ بِالْبَصَرِ ٥٠

Vemâ emrunâ illâ vâhidetun kelemhin bilbasari

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bizim buyruğumuz bir göz kırpması gibi anidir.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ اَهْلَكْنَٓا اَشْيَاعَكُمْ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ ٥١

Ve lekad ehleknâ eşyâ’akum fehel min muddekirin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, benzerlerinizi yok etti, öğüt alan yok mudur?

Muhtasar Tefsir

وَكُلُّ شَيْءٍ فَعَلُوهُ فِي الزُّبُرِ ٥٢

Ve kullu şey-in fe’alûhu fî-zzuburi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnsanların yaptıkları her şey kitablarda kayıtlıdır.

Muhtasar Tefsir

وَكُلُّ صَغ۪يرٍ وَكَب۪يرٍ مُسْتَطَرٌ ٥٣

Ve kullu saġîrin ve kebîrin mustetarun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Küçük ve büyük, hepsi satır satırdır.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ الْمُتَّق۪ينَ ف۪ي جَنَّاتٍ وَنَهَرٍۙ ٥٤

İnne-lmuttekîne fî cennâtin ve neharin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, güçlü hükümdarın katında, yüksek bir derecede, cennetlerde ferahlık ve aydınlık içindedirler.

Muhtasar Tefsir

ف۪ي مَقْعَدِ صِدْقٍ عِنْدَ مَل۪يكٍ مُقْتَدِرٍ ٥٥

Fî mak’adi sidkin ‘inde melîkin muktedirin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, güçlü hükümdarın katında, yüksek bir derecede, cennetlerde ferahlık ve aydınlık içindedirler.

Muhtasar Tefsir
سُورَةُ الرحمن

Rahmân Sûresi

55. sûreMedenî78 âyetSayfa 530
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

اَلرَّحْمٰنُۙ ١

Errahmânu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rahman olan Allah Kuran'ı öğretti;

Muhtasar Tefsir

عَلَّمَ الْقُرْاٰنَۜ ٢

‘Alleme-lkur-âne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rahman olan Allah Kuran'ı öğretti;

Muhtasar Tefsir

خَلَقَ الْاِنْسَانَۙ ٣

Ḣaleka-l-insâne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnsanı yarattı, ona konuşmayı öğretti.

Muhtasar Tefsir

عَلَّمَهُ الْبَيَانَ ٤

‘Allemehu-lbeyâne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnsanı yarattı, ona konuşmayı öğretti.

Muhtasar Tefsir

اَلشَّمْسُ وَالْقَمَرُ بِحُسْبَانٍۖ ٥

Eşşemsu velkameru bihusbânin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Güneş ve ayın hareketleri bir hesaba göredir.

Muhtasar Tefsir

وَالنَّجْمُ وَالشَّجَرُ يَسْجُدَانِ ٦

Ve-nnecmu ve-şşeceru yescudâni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bitkiler ve ağaçlar O'nun buyruğuna boyun eğerler.

Muhtasar Tefsir

وَالسَّمَٓاءَ رَفَعَهَا وَوَضَعَ الْم۪يزَانَۙ ٧

Ve-ssemâe rafe’ahâ ve vada’a-lmîzâne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O, göğü yükseltmiştir; tartıyı koymuştur.

Muhtasar Tefsir

اَلَّا تَطْغَوْا فِي الْم۪يزَانِ ٨

Ellâ tatġav fî-lmîzâni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Artık tartıda tecavüz etmeyin.

Muhtasar Tefsir

وَاَق۪يمُوا الْوَزْنَ بِالْقِسْطِ وَلَا تُخْسِرُوا الْم۪يزَانَ ٩

Ve akîmû-lvezne bilkisti velâ tuḣsirû-lmîzâne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Tartmayı doğru yapın, tartıyı eksik tutmayın.

Muhtasar Tefsir

وَالْاَرْضَ وَضَعَهَا لِلْاَنَامِۙ ١٠

Vel-arda veda’ahâ lil-enâmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah, yeri yaratıkları için meydana getirmiştir.

Muhtasar Tefsir

ف۪يهَا فَاكِهَةٌۖ وَالنَّخْلُ ذَاتُ الْاَكْمَامِ ١١

Fîhâ fâkihetun ve-nnaḣlu żâtu-l-ekmâmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Orada meyveler, salkımlı hurma ağaçları, kabuklu taneler, güzel kokulu otlar vardır.

Muhtasar Tefsir

وَالْحَبُّ ذُو الْعَصْفِ وَالرَّيْحَانُۚ ١٢

Velhabbu żû-l’asfi ve-rrayhâni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Orada meyveler, salkımlı hurma ağaçları, kabuklu taneler, güzel kokulu otlar vardır.

Muhtasar Tefsir

فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ١٣

Febi-eyyi âlâ-i rabbikumâ tukeżżibâni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey insanlar ve cinler! Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?

Muhtasar Tefsir

خَلَقَ الْاِنْسَانَ مِنْ صَلْصَالٍ كَالْفَخَّارِۙ ١٤

Ḣaleka-l-insâne min salsâlin kelfeḣḣâri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O, insanı pişmiş çamur gibi kuru balçıktan yaratmıştır.

Muhtasar Tefsir

وَخَلَقَ الْجَٓانَّ مِنْ مَارِجٍ مِنْ نَارٍۚ ١٥

Ve ḣaleka-lcânne min mâricin min nârin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Cinleri de yalın bir alevden yaratmıştır.

Muhtasar Tefsir

فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ١٦

Febi-eyyi âlâ-i rabbikumâ tukeżżibâni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Öyleyken; Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?

Muhtasar Tefsir

رَبُّ الْمَشْرِقَيْنِ وَرَبُّ الْمَغْرِبَيْنِۚ ١٧

Rabbu-lmeşrikayni ve rabbu-lmaġribeyni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O, iki doğunun Rabbidir, iki batının Rabbidir.

Muhtasar Tefsir

فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ١٨

Febi-eyyi âlâ-i rabbikumâ tukeżżibâni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?

Muhtasar Tefsir

مَرَجَ الْبَحْرَيْنِ يَلْتَقِيَانِۙ ١٩

Merace-lbahrayni yeltekiyâni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Acı ve tatlı sulu iki denizi birbirine kavuşmamak üzere salıvermiştir.

Muhtasar Tefsir

بَيْنَهُمَا بَرْزَخٌ لَا يَبْغِيَانِۚ ٢٠

Beynehumâ berzeḣun lâ yebġiyâni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Aralarında bir engel vardır; birbirinin sınırını aşamazlar.

Muhtasar Tefsir

فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ٢١

Febi-eyyi âlâ-i rabbikumâ tukeżżibâni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?

Muhtasar Tefsir

يَخْرُجُ مِنْهُمَا اللُّؤْلُؤُ۬ وَالْمَرْجَانُۚ ٢٢

Yaḣrucu minhumâ-llu/lu-u velmercânu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bu iki denizden de inci ve mercan çıkar.

Muhtasar Tefsir

فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ٢٣

Febi-eyyi âlâ-i rabbikumâ tukeżżibâni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Öyleyken Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?

Muhtasar Tefsir

وَلَهُ الْجَوَارِ الْمُنْشَاٰتُ فِي الْبَحْرِ كَالْاَعْلَامِۚ ٢٤

Velehu-lcevâri-lmunşeâtu fî-lbahri kel-a’lâmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Denizde yürüyen dağlar gibi gemiler O'nundur.

Muhtasar Tefsir

فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ۟ ٢٥

Febi-eyyi âlâ-i rabbikumâ tukeżżibâni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Öyleyken Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?

Muhtasar Tefsir

كُلُّ مَنْ عَلَيْهَا فَانٍۚ ٢٦

Kullu men ‘aleyhâ fânin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yeryüzünde bulunan her şey fanidir.

Muhtasar Tefsir

وَيَبْقٰى وَجْهُ رَبِّكَ ذُو الْجَلَالِ وَالْاِكْرَامِۚ ٢٧

Ve yebkâ vechu rabbike żû-lcelâli vel-ikrâmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ancak, yüce ve cömert olan Rabbinin varlığı bakidir.

Muhtasar Tefsir

فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ٢٨

Febi-eyyi âlâ-i rabbikumâ tukeżżibâni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Öyleyken Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?

Muhtasar Tefsir

يَسْـَٔلُهُ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ كُلَّ يَوْمٍ هُوَ ف۪ي شَأْنٍۚ ٢٩

Yes-eluhu men fî-ssemâvâti vel-ardic kulle yevmin huve fî şe/nin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Göklerde ve yerde olan kimseler her şeyi O'ndan isterler; O her an kainata tasarruf etmektedir.

Muhtasar Tefsir

فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ٣٠

Febi-eyyi âlâ-i rabbikumâ tukeżżibâni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?

Muhtasar Tefsir

سَنَفْرُغُ لَكُمْ اَيُّهَ الثَّقَلَانِۚ ٣١

Senefruġu lekum eyyuhâ-śśekalâni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey insan ve cin toplulukları! Sizin de hesabınızı ele alacağız.

Muhtasar Tefsir

فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ٣٢

Febi-eyyi âlâ-i rabbikumâ tukeżżibâni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?

Muhtasar Tefsir

يَا مَعْشَرَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ اِنِ اسْتَطَعْتُمْ اَنْ تَنْفُذُوا مِنْ اَقْطَارِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ فَانْفُذُواۜ لَا تَنْفُذُونَ اِلَّا بِسُلْطَانٍۚ ٣٣

Yâ ma’şera-lcinni vel-insi ini-steta’tum en tenfużû min aktâri-ssemâvâti vel-ardi fenfużûc lâ tenfużûne illâ bisultânin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin çevresini aşıp geçmeye gücünüz yetiyorsa geçin! Ama Allah'ın verdiği bir güç olmaksızın geçemezsiniz ki!

Muhtasar Tefsir

فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ٣٤

Febi-eyyi âlâ-i rabbikumâ tukeżżibâni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?

Muhtasar Tefsir

يُرْسَلُ عَلَيْكُمَا شُوَاظٌ مِنْ نَارٍ وَنُحَاسٌ فَلَا تَنْتَصِرَانِۚ ٣٥

Yurselu ‘aleykumâ şuvâzun min nârin ve nuhâsun felâ tentesirâni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey insanlar ve cinler! Üzerinize dumansız bir alev ve ateşsiz bir duman gönderilir de kurtulamazsınız.

Muhtasar Tefsir

فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ٣٦

Febi-eyyi âlâ-i rabbikumâ tukeżżibâni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?

Muhtasar Tefsir

فَاِذَا انْشَقَّتِ السَّمَٓاءُ فَكَانَتْ وَرْدَةً كَالدِّهَانِۚ ٣٧

Fe-iżâ-nşakkati-ssemâu fekânet verdeten ke-ddihâni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Gök yarılıp da, gül gibi kızardığı, yağ gibi eridiği zaman haliniz nice olur?

Muhtasar Tefsir

فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ٣٨

Febi-eyyi âlâ-i rabbikumâ tukeżżibâni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?

Muhtasar Tefsir

فَيَوْمَئِذٍ لَا يُسْـَٔلُ عَنْ ذَنْبِه۪ٓ اِنْسٌ وَلَا جَٓانٌّۚ ٣٩

Feyevme-iżin lâ yus-elu ‘an żenbihi insun velâ cânnun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O gün ne insana ve ne cine suçu sorulur.

Muhtasar Tefsir

فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ٤٠

Febi-eyyi âlâ-i rabbikumâ tukeżżibâni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?

Muhtasar Tefsir

يُعْرَفُ الْمُجْرِمُونَ بِس۪يمٰيهُمْ فَيُؤْخَذُ بِالنَّوَاص۪ي وَالْاَقْدَامِۚ ٤١

Yu’rafu-lmucrimûne bisîmâhum feyu/ḣażu bi-nnevâsî vel-akdâmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Suçlular simalarından tanınırlar da, alın saçlarından ve ayaklarından yakalanırlar.

Muhtasar Tefsir

فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ٤٢

Febi-eyyi âlâ-i rabbikumâ tukeżżibâni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?

Muhtasar Tefsir

هٰذِه۪ جَهَنَّمُ الَّت۪ي يُكَذِّبُ بِهَا الْمُجْرِمُونَۢ ٤٣

Hâżihi cehennemu-lletî yukeżżibu bihâ-lmucrimûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte suçluların yalanladıkları cehennem budur.

Muhtasar Tefsir

يَطُوفُونَ بَيْنَهَا وَبَيْنَ حَم۪يمٍ اٰنٍۚ ٤٤

Yatûfûne beynehâ ve beyne hamîmin ânin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar, cehennem ateşiyle kaynar su arasında dolaşır dururlar.

Muhtasar Tefsir

فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ۟ ٤٥

Febi-eyyi âlâ-i rabbikumâ tukeżżibâni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?

Muhtasar Tefsir

وَلِمَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّه۪ جَنَّتَانِۚ ٤٦

Velimen ḣâfe makâme rabbihi cennetâni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rabbine karşı durmaktan korkan kimseye iki cennet vardır.

Muhtasar Tefsir

فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِۙ ٤٧

Febi-eyyi âlâ-i rabbikumâ tukeżżibâni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?

Muhtasar Tefsir

ذَوَاتَٓا اَفْنَانٍۚ ٤٨

Żevâtâ efnânin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bu iki cennet türlü ağaçlarla doludur.

Muhtasar Tefsir

فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ٤٩

Febi-eyyi âlâ-i rabbikumâ tukeżżibâni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?

Muhtasar Tefsir

ف۪يهِمَا عَيْنَانِ تَجْرِيَانِۚ ٥٠

Fîhimâ ‘aynâni tecriyâni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bu cennetlerden akan iki kaynak vardır.

Muhtasar Tefsir

فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ٥١

Febi-eyyi âlâ-i rabbikumâ tukeżżibâni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?

Muhtasar Tefsir

ف۪يهِمَا مِنْ كُلِّ فَاكِهَةٍ زَوْجَانِۚ ٥٢

Fîhimâ min kulli fâkihetin zevcâni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bu cennetlerde türlü meyveden çift çift vardır.

Muhtasar Tefsir

فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ٥٣

Febi-eyyi âlâ-i rabbikumâ tukeżżibâni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?

Muhtasar Tefsir

مُتَّكِـ۪ٔينَ عَلٰى فُرُشٍ بَطَٓائِنُهَا مِنْ اِسْتَبْرَقٍۜ وَجَنَا الْجَنَّتَيْنِ دَانٍۚ ٥٤

Mutteki-îne ‘alâ furuşin betâ-inuhâ min istebrakinc ve cenâ-lcenneteyni dânin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Orada, örtüleri parlak atlastan yataklara yaslanırlar; iki cennetin meyvelerini de kolayca toplarlar.

Muhtasar Tefsir

فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ٥٥

Febi-eyyi âlâ-i rabbikumâ tukeżżibâni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?

Muhtasar Tefsir

ف۪يهِنَّ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِۙ لَمْ يَطْمِثْهُنَّ اِنْسٌ قَبْلَهُمْ وَلَا جَٓانٌّۚ ٥٦

Fîhinne kâsirâtu-ttarfi lem yatmiśhunne insun kablehum velâ cânnun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Orada, bakışlarını yalnız eşlerine çevirmiş, daha önce ne insan ve ne de cinlerin dokunmuş olduğu eşler vardır.

Muhtasar Tefsir

فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِۚ ٥٧

Febi-eyyi âlâ-i rabbikumâ tukeżżibâni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?

Muhtasar Tefsir

كَاَنَّهُنَّ الْيَاقُوتُ وَالْمَرْجَانُۚ ٥٨

Ke-ennehunne-lyâkûtu velmercânu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar yakut ve mercan gibidirler.

Muhtasar Tefsir

فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ٥٩

Febi-eyyi âlâ-i rabbikumâ tukeżżibâni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?

Muhtasar Tefsir

هَلْ جَزَٓاءُ الْاِحْسَانِ اِلَّا الْاِحْسَانُۚ ٦٠

Hel cezâu-l-ihsâni illâ-l-ihsânu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İyiliğin karşılığı ancak iyilik değil midir?

Muhtasar Tefsir

فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ٦١

Febi-eyyi âlâ-i rabbikumâ tukeżżibâni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?

Muhtasar Tefsir

وَمِنْ دُونِهِمَا جَنَّتَانِۚ ٦٢

Vemin dûnihimâ cennetâni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bu iki cennetten başka iki cennet daha vardır.

Muhtasar Tefsir

فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِۙ ٦٣

Febi-eyyi âlâ-i rabbikumâ tukeżżibâni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?

Muhtasar Tefsir

مُدْهَٓامَّتَانِۚ ٦٤

Mudhâmmetâni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Renkleri koyu yeşildir.

Muhtasar Tefsir

فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِۚ ٦٥

Febi-eyyi âlâ-i rabbikumâ tukeżżibâni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?

Muhtasar Tefsir

ف۪يهِمَا عَيْنَانِ نَضَّاخَتَانِۚ ٦٦

Fîhimâ ‘aynâni naddâḣatâni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İkisinde de durmadan fışkıran iki kaynak vardır.

Muhtasar Tefsir

فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِۚ ٦٧

Febi-eyyi âlâ-i rabbikumâ tukeżżibâni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?

Muhtasar Tefsir

ف۪يهِمَا فَاكِهَةٌ وَنَخْلٌ وَرُمَّانٌۚ ٦٨

Fîhimâ fâkihetun ve naḣlun ve rummânun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İkisinde de türlü türlü meyveler, hurmalıklar ve nar ağaçları vardır.

Muhtasar Tefsir

فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِۚ ٦٩

Febi-eyyi âlâ-i rabbikumâ tukeżżibâni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?

Muhtasar Tefsir

ف۪يهِنَّ خَيْرَاتٌ حِسَانٌۚ ٧٠

Fîhinne ḣayrâtun hisânun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Oralarda iyi huylu güzel kadınlar vardır.

Muhtasar Tefsir

فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِۚ ٧١

Febi-eyyi âlâ-i rabbikumâ tukeżżibâni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?

Muhtasar Tefsir

حُورٌ مَقْصُورَاتٌ فِي الْخِيَامِۚ ٧٢

Hûrun maksûrâtun fî-lḣiyâmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Çadırlar içinde ceylan gözlüler vardır.

Muhtasar Tefsir

فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِۚ ٧٣

Febi-eyyi âlâ-i rabbikumâ tukeżżibâni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?

Muhtasar Tefsir

لَمْ يَطْمِثْهُنَّ اِنْسٌ قَبْلَهُمْ وَلَا جَٓانٌّۚ ٧٤

Lem yatmiśhunne insun kablehum velâ cânnun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlara daha önce insan da, cin de dokunmamıştır.

Muhtasar Tefsir

فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِۚ ٧٥

Febi-eyyi âlâ-i rabbikumâ tukeżżibâni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?

Muhtasar Tefsir

مُتَّكِـ۪ٔينَ عَلٰى رَفْرَفٍ خُضْرٍ وَعَبْقَرِيٍّ حِسَانٍۚ ٧٦

Mutteki-îne ‘alâ rafrafin ḣudrin ve’abkariyyin hisânin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Cennetlikler orada yeşil yastıklara ve harikulade işlemeli döşeklere yaslanırlar.

Muhtasar Tefsir

فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ٧٧

Febi-eyyi âlâ-i rabbikumâ tukeżżibâni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?

Muhtasar Tefsir

تَبَارَكَ اسْمُ رَبِّكَ ذِي الْجَلَالِ وَالْاِكْرَامِ ٧٨

Tebârake-smu rabbike żî-lcelâli vel-ikrâmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Büyük ve pek cömert olan Rabbinin adı ne yücedir!

Muhtasar Tefsir
سُورَةُ الواقعة

Vâkıa Sûresi

56. sûreMekkî96 âyetSayfa 533
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

اِذَا وَقَعَتِ الْوَاقِعَةُۙ ١

İżâ veka’ati-lvâki’atu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır.

Muhtasar Tefsir

لَيْسَ لِوَقْعَتِهَا كَاذِبَةٌۢ ٢

Leyse livak’atihâ kâżibetun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır.

Muhtasar Tefsir

خَافِضَةٌ رَافِعَةٌۙ ٣

Ḣâfidatun râfi’atun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır.

Muhtasar Tefsir

اِذَا رُجَّتِ الْاَرْضُ رَجًّاۙ ٤

İżâ rucceti-l-ardu raccân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz.

Muhtasar Tefsir

وَبُسَّتِ الْجِبَالُ بَسًّاۙ ٥

Ve busseti-lcibâlu bessân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz.

Muhtasar Tefsir

فَكَانَتْ هَبَٓاءً مُنْبَثًّاۙ ٦

Fekânet hebâen munbeśśân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz.

Muhtasar Tefsir

وَكُنْتُمْ اَزْوَاجًا ثَلٰثَةًۜ ٧

Ve kuntum ezvâcen śelâśeten

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz.

Muhtasar Tefsir

فَاَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِ مَٓا اَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِۜ ٨

Fe-ashâbu-lmeymeneti mâ ashâbu-lmeymeneti

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İyi işler işlediklerini belirtmek için, amel defterleri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara!

Muhtasar Tefsir

وَاَصْحَابُ الْمَشْـَٔمَةِ مَٓا اَصْحَابُ الْمَشْـَٔمَةِۜ ٩

Ve ashâbu-lmeş-emeti mâ ashâbu-lmeş-emeti

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kötülük işlediklerini belirtmek üzere, amel defterleri soldan verilenler; ne yazık o solculara!

Muhtasar Tefsir

وَالسَّابِقُونَ السَّابِقُونَۙ ١٠

Ve-ssâbikûne-ssâbikûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İyilik işlemekte önde olanlar, karşılıklarını almakta da önde olanlardır.

Muhtasar Tefsir

اُو۬لٰٓئِكَ الْمُقَرَّبُونَۚ ١١

Ulâ-ike-lmukarrabûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Naim cennetlerinde Allah'a en çok yaklaştırılmış olanlar işte bunlardır.

Muhtasar Tefsir

ف۪ي جَنَّاتِ النَّع۪يمِ ١٢

Fî cennâti-nna’îmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Naim cennetlerinde Allah'a en çok yaklaştırılmış olanlar işte bunlardır.

Muhtasar Tefsir

ثُلَّةٌ مِنَ الْاَوَّل۪ينَۙ ١٣

Śulletun mine-l-evvelîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onların büyük kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir.

Muhtasar Tefsir

وَقَل۪يلٌ مِنَ الْاٰخِر۪ينَۜ ١٤

Ve kalîlun mine-l-âḣirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onların büyük kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir.

Muhtasar Tefsir

عَلٰى سُرُرٍ مَوْضُونَةٍۙ ١٥

‘Alâ sururin mevdûnetin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Mücevheratla işlenmiş tahtlara karşılıklı olarak yaslanırlar.

Muhtasar Tefsir

مُتَّكِـ۪ٔينَ عَلَيْهَا مُتَقَابِل۪ينَ ١٦

Mutteki-îne ‘aleyhâ mutekâbilîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Mücevheratla işlenmiş tahtlara karşılıklı olarak yaslanırlar.

Muhtasar Tefsir

يَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَانٌ مُخَلَّدُونَۙ ١٧

Yatûfu ‘aleyhim vildânun muḣalledûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.

Muhtasar Tefsir

بِاَكْوَابٍ وَاَبَار۪يقَ وَكَأْسٍ مِنْ مَع۪ينٍۙ ١٨

Bi-ekvâbin ve ebârîka veke/sin min ma’înin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.

Muhtasar Tefsir

لَا يُصَدَّعُونَ عَنْهَا وَلَا يُنْزِفُونَۙ ١٩

Lâ yusadde’ûne ‘anhâ velâ yunzifûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.

Muhtasar Tefsir

وَفَاكِهَةٍ مِمَّا يَتَخَيَّرُونَۙ ٢٠

Ve fâkihetin mimmâ yeteḣayyerûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.

Muhtasar Tefsir

وَلَحْمِ طَيْرٍ مِمَّا يَشْتَهُونَۜ ٢١

Ve lahmi tayrin mimmâ yeştehûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.

Muhtasar Tefsir

وَحُورٌ ع۪ينٌۙ ٢٢

Ve hûrun ‘înun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar.

Muhtasar Tefsir

كَاَمْثَالِ اللُّؤْلُؤِ۬ الْمَكْنُونِۚ ٢٣

Ke-emśâli-llu/lui-lmeknûni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar.

Muhtasar Tefsir

جَزَٓاءً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ٢٤

Cezâen bimâ kânû ya’melûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar.

Muhtasar Tefsir

لَا يَسْمَعُونَ ف۪يهَا لَغْوًا وَلَا تَأْث۪يمًاۙ ٢٥

Lâ yesme’ûne fîhâ laġven velâ te/śîmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sadece selama karşılık selam sözü işitirler.

Muhtasar Tefsir

اِلَّا ق۪يلًا سَلَامًا سَلَامًا ٢٦

İllâ kîlen selâmen selâmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Defterleri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara!

Muhtasar Tefsir

وَاَصْحَابُ الْيَم۪ينِ مَٓا اَصْحَابُ الْيَم۪ينِۜ ٢٧

Ve ashâbu-lyemîni mâ ashâbu-lyemîni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.

Muhtasar Tefsir

ف۪ي سِدْرٍ مَخْضُودٍۙ ٢٨

Fî sidrin maḣdûdin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.

Muhtasar Tefsir

وَطَلْحٍ مَنْضُودٍۙ ٢٩

Ve talhin mendûdin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.

Muhtasar Tefsir

وَظِلٍّ مَمْدُودٍۙ ٣٠

Ve zillin memdûdin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.

Muhtasar Tefsir

وَمَٓاءٍ مَسْكُوبٍۙ ٣١

Ve mâ-in meskûbin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.

Muhtasar Tefsir

وَفَاكِهَةٍ كَث۪يرَةٍۙ ٣٢

Ve fâkihetin keśîratin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.

Muhtasar Tefsir

لَا مَقْطُوعَةٍ وَلَا مَمْنُوعَةٍۙ ٣٣

Lâ maktû’atin velâ memnû’atin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.

Muhtasar Tefsir

وَفُرُشٍ مَرْفُوعَةٍۜ ٣٤

Ve furuşin merfû’atin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.

Muhtasar Tefsir

اِنَّٓا اَنْشَأْنَاهُنَّ اِنْشَٓاءًۙ ٣٥

İnnâ enşe/nâhunne inşâ-ân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır.

Muhtasar Tefsir

فَجَعَلْنَاهُنَّ اَبْكَارًاۙ ٣٦

Fece’alnâhunne ebkârân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır.

Muhtasar Tefsir

عُرُبًا اَتْرَابًاۙ ٣٧

‘Uruben etrâbân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır.

Muhtasar Tefsir

لِاَصْحَابِ الْيَم۪ينِۜ۟ ٣٨

Li-ashâbi-lyemîni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır.

Muhtasar Tefsir

ثُلَّةٌ مِنَ الْاَوَّل۪ينَۙ ٣٩

Śulletun mine-l-evvelîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunların bir kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir.

Muhtasar Tefsir

وَثُلَّةٌ مِنَ الْاٰخِر۪ينَۜ ٤٠

Ve śulletun mine-l-âḣirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunların bir kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir.

Muhtasar Tefsir

وَاَصْحَابُ الشِّمَالِۙ مَٓا اَصْحَابُ الشِّمَالِۜ ٤١

Ve ashâbu-şşimâli mâ ashâbu-şşimâli

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Defterleri soldan verilenler; ne yazık o solculara!

Muhtasar Tefsir

ف۪ي سَمُومٍ وَحَم۪يمٍۙ ٤٢

Fî semûmin ve hamîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar.

Muhtasar Tefsir

وَظِلٍّ مِنْ يَحْمُومٍۙ ٤٣

Ve zillin min yahmûmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar.

Muhtasar Tefsir

لَا بَارِدٍ وَلَا كَر۪يمٍ ٤٤

Lâ bâridin velâ kerîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar.

Muhtasar Tefsir

اِنَّهُمْ كَانُوا قَبْلَ ذٰلِكَ مُتْرَف۪ينَۚ ٤٥

İnnehum kânû kable żâlike mutrafîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Çünkü onlar, bundan önce, dünyada, nimet içinde bulunurlar iken, büyük günah işlemekte direnir dururlardı.

Muhtasar Tefsir

وَكَانُوا يُصِرُّونَ عَلَى الْحِنْثِ الْعَظ۪يمِۚ ٤٦

Ve kânû yusirrûne ‘alâ-lhinśi-l’azîmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Çünkü onlar, bundan önce, dünyada, nimet içinde bulunurlar iken, büyük günah işlemekte direnir dururlardı.

Muhtasar Tefsir

وَكَانُوا يَقُولُونَ اَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا ءَاِنَّا لَمَبْعُوثُونَۙ ٤٧

Ve kânû yekûlûne e-iżâ mitnâ ve kunnâ turâben ve ’izâmen e-innâ lemeb’ûśûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şöyle söylerlerdi: "Öldüğümüzde, toprak ve kemik yığını olduğumuzda mı, biz mi tekrar dirileceğiz?"

Muhtasar Tefsir

اَوَاٰبَٓاؤُ۬نَا الْاَوَّلُونَ ٤٨

Eve âbâunâ-l-evvelûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Önce gelip geçmiş babalarımız da mı?"

Muhtasar Tefsir

قُلْ اِنَّ الْاَوَّل۪ينَ وَالْاٰخِر۪ينَۙ ٤٩

Kul inne-l-evvelîne vel-âḣirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Şüphesiz öncekiler de, sonrakiler de belli bir günün belirli bir vaktinde toplanacaklardır."

Muhtasar Tefsir

لَمَجْمُوعُونَ اِلٰى م۪يقَاتِ يَوْمٍ مَعْلُومٍ ٥٠

Lemecmû’ûne ilâ mîkâti yevmin ma’lûmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Şüphesiz öncekiler de, sonrakiler de belli bir günün belirli bir vaktinde toplanacaklardır."

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ اِنَّكُمْ اَيُّهَا الضَّٓالُّونَ الْمُكَذِّبُونَۙ ٥١

Śumme innekum eyyuhâ-ddâllûne-lmukeżżibûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonra, siz ey sapıklar, yalanlayanlar!

Muhtasar Tefsir

لَاٰكِلُونَ مِنْ شَجَرٍ مِنْ زَقُّومٍۙ ٥٢

Leâkilûne min şecerin min zakkûmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu bir zakkum ağacından yiyeceksiniz.

Muhtasar Tefsir

فَمَالِؤُ۫نَ مِنْهَا الْبُطُونَۚ ٥٣

Femâli-ûne minhâ-lbutûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Karınlarınızı onunla dolduracaksınız;

Muhtasar Tefsir

فَشَارِبُونَ عَلَيْهِ مِنَ الْحَم۪يمِۚ ٥٤

Feşâribûne ‘aleyhi mine-lhamîmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onun üzerine kaynar su içeceksiniz;

Muhtasar Tefsir

فَشَارِبُونَ شُرْبَ الْه۪يمِۜ ٥٥

Feşâribûne şurbe-lhîmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hem de susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz;

Muhtasar Tefsir

هٰذَا نُزُلُهُمْ يَوْمَ الدّ۪ينِۜ ٥٦

Hâżâ nuzuluhum yevme-ddîni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte onlara, ceza günü sunulacak konukluk budur.

Muhtasar Tefsir

نَحْنُ خَلَقْنَاكُمْ فَلَوْلَا تُصَدِّقُونَ۟ ٥٧

Nahnu ḣalaknâkum felevlâ tusaddikûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sizi yaratan Biziz; hala tasdik etmez misiniz?

Muhtasar Tefsir

اَفَرَاَيْتُمْ مَا تُمْنُونَۜ ٥٨

Eferaeytum mâ tumnûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Söyleyin; akıttığınız meniden insanı yaratan siz misiniz, yoksa Biz mi yaratmaktayız?

Muhtasar Tefsir

ءَاَنْتُمْ تَخْلُقُونَهُٓ اَمْ نَحْنُ الْخَالِقُونَ ٥٩

E-entum taḣlukûnehu em nahnu-lḣâlikûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Söyleyin; akıttığınız meniden insanı yaratan siz misiniz, yoksa Biz mi yaratmaktayız?

Muhtasar Tefsir

نَحْنُ قَدَّرْنَا بَيْنَكُمُ الْمَوْتَ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوق۪ينَۙ ٦٠

Nahnu kaddernâ beynekumu-lmevte vemâ nahnu bimesbûkîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ölümü aranızda Biz tayin ettik; sizi ortadan kaldırıp benzerlerinizi yerinize getirmeyi, sizi bilmediğiniz şekilde var etmeyi dilesek kimse önümüze geçemez.

Muhtasar Tefsir

عَلٰٓى اَنْ نُبَدِّلَ اَمْثَالَكُمْ وَنُنْشِئَكُمْ ف۪ي مَا لَا تَعْلَمُونَ ٦١

‘Alâ en nubeddile emśâlekum ve nunşi-ekum fî mâ lâ ta’lemûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ölümü aranızda Biz tayin ettik; sizi ortadan kaldırıp benzerlerinizi yerinize getirmeyi, sizi bilmediğiniz şekilde var etmeyi dilesek kimse önümüze geçemez.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ النَّشْاَةَ الْاُو۫لٰى فَلَوْلَا تَذَكَّرُونَ ٦٢

Ve lekad ‘alimtumu-nneş-ete-l-ûlâ felevlâ teżekkerûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, ilk yaratmayı bilirsiniz, yine de düşünmez misiniz?

Muhtasar Tefsir

اَفَرَاَيْتُمْ مَا تَحْرُثُونَۜ ٦٣

Eferaeytum mâ tahruśûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Söyleyin, ektiklerinizi yerden bitirenler sizler misiniz, yoksa Biz mi bitiriyoruz?

Muhtasar Tefsir

ءَاَنْتُمْ تَزْرَعُونَهُٓ اَمْ نَحْنُ الزَّارِعُونَ ٦٤

E-entum tezra’ûnehu em nahnu-zzâri’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Söyleyin, ektiklerinizi yerden bitirenler sizler misiniz, yoksa Biz mi bitiriyoruz?

Muhtasar Tefsir

لَوْ نَشَٓاءُ لَجَعَلْنَاهُ حُطَامًا فَظَلْتُمْ تَفَكَّهُونَ ٦٥

Lev neşâu lece’alnâhu hutâmen fezaltum tefekkehûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Dilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık".

Muhtasar Tefsir

اِنَّا لَمُغْرَمُونَۙ ٦٦

İnnâ lemuġramûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Dilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık".

Muhtasar Tefsir

بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ ٦٧

Bel nahnu mahrûmûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Dilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık".

Muhtasar Tefsir

اَفَرَاَيْتُمُ الْمَٓاءَ الَّذ۪ي تَشْرَبُونَۜ ٦٨

Eferaeytumu-lmâe-lleżî teşrabûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Söyleyin; içtiğiniz suyu buluttan indirenler sizler misiniz yoksa onu Biz mi indiririz?

Muhtasar Tefsir

ءَاَنْتُمْ اَنْزَلْتُمُوهُ مِنَ الْمُزْنِ اَمْ نَحْنُ الْمُنْزِلُونَ ٦٩

E-entum enzeltumûhu mine-lmuzni em nahnu-lmunzilûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Söyleyin; içtiğiniz suyu buluttan indirenler sizler misiniz yoksa onu Biz mi indiririz?

Muhtasar Tefsir

لَوْ نَشَٓاءُ جَعَلْنَاهُ اُجَاجًا فَلَوْلَا تَشْكُرُونَ ٧٠

Lev neşâu ce’alnâhu ucâcen felevlâ teşkurûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Dileseydik onu acılaştırırdık; hala şükretmez misiniz?

Muhtasar Tefsir

اَفَرَاَيْتُمُ النَّارَ الَّت۪ي تُورُونَۜ ٧١

Eferaeytumu-nnâra-lletî tûrûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Söyleyin; yaktığınız ateşin ağacını var eden sizler misiniz, yoksa onu Biz mi var ederiz?

Muhtasar Tefsir

ءَاَنْتُمْ اَنْشَأْتُمْ شَجَرَتَهَٓا اَمْ نَحْنُ الْمُنْشِؤُ۫نَ ٧٢

E-entum enşe/tum şeceratehâ em nahnu-lmunşi-ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Söyleyin; yaktığınız ateşin ağacını var eden sizler misiniz, yoksa onu Biz mi var ederiz?

Muhtasar Tefsir

نَحْنُ جَعَلْنَاهَا تَذْكِرَةً وَمَتَاعًا لِلْمُقْو۪ينَۚ ٧٣

Nahnu ce’alnâhâ teżkiraten ve metâ’an lilmukvîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz onu bir ibret ve çölde konaklayanlar için yararlı kıldık.

Muhtasar Tefsir

فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظ۪يمِ۟ ٧٤

Fesebbih bismi rabbike-l’azîmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Öyleyse çok büyük Rabbinin adını tesbih et.

Muhtasar Tefsir

فَلَٓا اُقْسِمُ بِمَوَاقِعِ النُّجُومِۙ ٧٥

Felâ uksimu bimevâki’i-nnucûmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hayır; yıldızların yerleri üzerine yemin ederim; ki bunun ne büyük yemin olduğunu bir bilseniz!

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّهُ لَقَسَمٌ لَوْ تَعْلَمُونَ عَظ۪يمٌۙ ٧٦

Ve-innehu lekasemun lev ta’lemûne ‘azîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hayır; yıldızların yerleri üzerine yemin ederim; ki bunun ne büyük yemin olduğunu bir bilseniz!

Muhtasar Tefsir

اِنَّهُ لَقُرْاٰنٌ كَر۪يمٌۙ ٧٧

İnnehu lekur-ânun kerîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir.

Muhtasar Tefsir

ف۪ي كِتَابٍ مَكْنُونٍۙ ٧٨

Fî kitâbin meknûnin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir.

Muhtasar Tefsir

لَا يَمَسُّهُٓ اِلَّا الْمُطَهَّرُونَۜ ٧٩

Lâ yemessuhu illâ-lmutahherûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir.

Muhtasar Tefsir

تَنْز۪يلٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ ٨٠

Tenzîlun min rabbi-l’âlemîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir.

Muhtasar Tefsir

اَفَبِهٰذَا الْحَد۪يثِ اَنْتُمْ مُدْهِنُونَۙ ٨١

Efebihâżâ-lhadîśi entum mudhinûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Siz bu sözü mü hor görüyorsunuz?

Muhtasar Tefsir

وَتَجْعَلُونَ رِزْقَكُمْ اَنَّكُمْ تُكَذِّبُونَ ٨٢

Ve tec’alûne rizkakum ennekum tukeżżibûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rızkınıza şükredeceğiniz yere onu vereni mi yalanlıyorsunuz?

Muhtasar Tefsir

فَلَوْلَٓا اِذَا بَلَغَتِ الْحُلْقُومَۙ ٨٣

Felevlâ iżâ belaġati-lhulkûme

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz.

Muhtasar Tefsir

وَاَنْتُمْ ح۪ينَئِذٍ تَنْظُرُونَۙ ٨٤

Ve entum hîne-iżin tenzurûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz.

Muhtasar Tefsir

وَنَحْنُ اَقْرَبُ اِلَيْهِ مِنْكُمْ وَلٰكِنْ لَا تُبْصِرُونَ ٨٥

Ve nahnu akrabu ileyhi minkum velâkin lâ tubsirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz.

Muhtasar Tefsir

فَلَوْلَٓا اِنْ كُنْتُمْ غَيْرَ مَد۪ين۪ينَۙ ٨٦

Felevlâ in kuntum ġayra medînîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Siz dirilip yaptıklarınıza karşılık görmeyecekseniz ve eğer bu sözünüzde samimi iseniz, o çıkmak üzere olan canı geri çevirsenize!

Muhtasar Tefsir

تَرْجِعُونَهَٓا اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ٨٧

Terci’ûnehâ in kuntum sâdikîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Siz dirilip yaptıklarınıza karşılık görmeyecekseniz ve eğer bu sözünüzde samimi iseniz, o çıkmak üzere olan canı geri çevirsenize!

Muhtasar Tefsir

فَاَمَّٓا اِنْ كَانَ مِنَ الْمُقَرَّب۪ينَۙ ٨٨

Fe-emmâ in kâne mine-lmukarrabîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Eğer ölen o kişi, gözdelerden ise, rahatlık, hoşluk ve nimet cenneti onundur.

Muhtasar Tefsir

فَرَوْحٌ وَرَيْحَانٌ وَجَنَّتُ نَع۪يمٍ ٨٩

Feravhun ve rayhânun ve cennetu na’îmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Eğer ölen o kişi, gözdelerden ise, rahatlık, hoşluk ve nimet cenneti onundur.

Muhtasar Tefsir

وَاَمَّٓا اِنْ كَانَ مِنْ اَصْحَابِ الْيَم۪ينِۙ ٩٠

Ve emmâ in kâne min ashâbi-lyemîni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Eğer defteri sağdan verilenlerden ise,

Muhtasar Tefsir

فَسَلَامٌ لَكَ مِنْ اَصْحَابِ الْيَم۪ينِ ٩١

Feselâmun leke min ashâbi-lyemîni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Ey sağcılardan olan kişi, sana selam olsun!" denir.

Muhtasar Tefsir

وَاَمَّٓا اِنْ كَانَ مِنَ الْمُكَذِّب۪ينَ الضَّٓالّ۪ينَۙ ٩٢

Ve emmâ in kâne mine-lmukeżżibîne-ddâllîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Eğer, sapık yalancılardan ise,

Muhtasar Tefsir

فَنُزُلٌ مِنْ حَم۪يمٍۙ ٩٣

Fenuzulun min hamîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ona kaynar sudan konukluk sunulur.

Muhtasar Tefsir

وَتَصْلِيَةُ جَح۪يمٍۙ ٩٤

Ve tasliyetu cahîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Cehenneme sokulur.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ هٰذَا لَهُوَ حَقُّ الْيَق۪ينِۚ ٩٥

İnne hâżâ lehuve hakku-lyakîni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu kesin gerçek budur.

Muhtasar Tefsir

فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظ۪يمِ ٩٦

Fesebbih bismi rabbike-l’azîmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Öyleyse çok büyük Rabbinin adını tesbih et.

Muhtasar Tefsir
سُورَةُ الحديد

Hadîd Sûresi

57. sûreMedenî29 âyetSayfa 536
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

سَبَّحَ لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ ١

Sebbeha liAllâhi mâ fî-ssemâvâti vel-ardis ve huve-l’azîzu-lhakîmu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Göklerde ve yerde olanlar Allah'ı tesbih ederler. O güçlüdür, Hakim'dir.

Muhtasar Tefsir

لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ يُحْي۪ وَيُم۪يتُۚ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ٢

Lehu mulku-ssemâvâti vel-ardis yuhyî ve yumîtus ve huve ‘alâ kulli şey-in kadîrun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Göklerin ve yerin hükümranlığı O'nundur; diriltir, öldürür. O, her şeye Kadir'dir.

Muhtasar Tefsir

هُوَ الْاَوَّلُ وَالْاٰخِرُ وَالظَّاهِرُ وَالْبَاطِنُۚ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ ٣

Huve-l-evvelu vel-âḣiru ve-zzâhiru velbâtinus ve huve bikulli şey-in ‘alîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O her şeyden öncedir; kendisinden sonraya hiçbir şeyin kalmayacağı son'dur; varlığı aşikardır; gerçek mahiyeti insan için gizlidir. O her şeyi bilir.

Muhtasar Tefsir

هُوَ الَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ ف۪ي سِتَّةِ اَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِۜ يَعْلَمُ مَا يَلِجُ فِي الْاَرْضِ وَمَا يَخْرُجُ مِنْهَا وَمَا يَنْزِلُ مِنَ السَّمَٓاءِ وَمَا يَعْرُجُ ف۪يهَاۜ وَهُوَ مَعَكُمْ اَيْنَ مَا كُنْتُمْۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرٌ ٤

Huve-lleżî ḣaleka-ssemâvâti vel-arda fî sitteti eyyâmin śümme-stevâ ‘alâ-l’arşic ya’lemu mâ yelicu fî-l-ardi vemâ yaḣrucu minhâ vemâ yenzilu mine-ssemâ-i vemâ ya’rucu fîhâs ve huve me’akum eyne mâ kuntumc vaAllâhu bimâ ta’melûne basîrun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra arşa hükmeden, yere gireni ve ondan çıkanı, gökten ineni ve oraya yükseleni bilen O'dur. Nerede olursanız olun, O, sizinle beraberdir. Allah yaptıklarınızı görür.

Muhtasar Tefsir

لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَاِلَى اللّٰهِ تُرْجَعُ الْاُمُورُ ٥

Lehu mulku-ssemâvâti vel-ardic ve-ilaAllâhi turce’u-l-umûru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Göklerin ve yerin hükümranlığı O'nundur. Bütün işler Allah'a döndürülür.

Muhtasar Tefsir

يُولِجُ الَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَيُولِجُ النَّهَارَ فِي الَّيْلِۜ وَهُوَ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ ٦

Yûlicu-lleyle fî-nnehâri ve yûlicu-nnehâra fî-lleylic ve huve ‘alîmun biżâti-ssudûri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Geceyi gündüze katar, gündüzü geceye katar; O kalblerde olanı bilendir.

Muhtasar Tefsir

اٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِه۪ وَاَنْفِقُوا مِمَّا جَعَلَكُمْ مُسْتَخْلَف۪ينَ ف۪يهِۜ فَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مِنْكُمْ وَاَنْفَقُوا لَهُمْ اَجْرٌ كَب۪يرٌ ٧

Âminû biAllâhi ve rasûlihi ve enfikû mimmâ ce’alekum mustaḣlefîne fîhis felleżîne âmenû minkum ve enfekû lehum ecrun kebîrun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey insanlar! Allah'a ve Peygamberine inanın; sizi varis kıldığı şeylerden sarfedin; aranızdan, inanıp da sarfeden kimselere büyük ecir vardır

Muhtasar Tefsir

وَمَا لَكُمْ لَا تُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِۚ وَالرَّسُولُ يَدْعُوكُمْ لِتُؤْمِنُوا بِرَبِّكُمْ وَقَدْ اَخَذَ م۪يثَاقَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ ٨

Vemâ lekum lâ tu/minûne biAllâhiﻻ ve-rrasûlu yed’ûkum litu/minû birabbikum ve kad eḣaże mîśâkakum in kuntum mu/minîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Peygamber sizi, Rabbinize inanmaya çağırdığı halde, Allah'a niçin inanmazsınız? Hem O, sizden söz almıştı, inanmışlar iseniz; bu çağrıya koşun.

Muhtasar Tefsir

هُوَ الَّذ۪ي يُنَزِّلُ عَلٰى عَبْدِه۪ٓ اٰيَاتٍ بَيِّنَاتٍ لِيُخْرِجَكُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِۜ وَاِنَّ اللّٰهَ بِكُمْ لَرَؤُ۫فٌ رَح۪يمٌ ٩

Huve-lleżî yunezzilu ‘alâ ‘abdihi âyâtin beyyinâtin liyuḣricekum mine-zzulumâti ilâ-nnûric ve-innaAllâhe bikum leraûfun rahîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kuluna, apaçık ayetler indiren O'dur. Doğrusu Allah size karşı şefkatlidir, merhametlidir.

Muhtasar Tefsir

وَمَا لَكُمْ اَلَّا تُنْفِقُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ وَلِلّٰهِ م۪يرَاثُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ لَا يَسْتَو۪ي مِنْكُمْ مَنْ اَنْفَقَ مِنْ قَبْلِ الْفَتْحِ وَقَاتَلَۜ اُو۬لٰٓئِكَ اَعْظَمُ دَرَجَةً مِنَ الَّذ۪ينَ اَنْفَقُوا مِنْ بَعْدُ وَقَاتَلُواۜ وَكُلًّا وَعَدَ اللّٰهُ الْحُسْنٰىۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يرٌ۟ ١٠

Vemâ lekum ellâ tunfikû fî sebîliAllâhi veliAllâhi mîrâśu-ssemâvâti vel-ardic lâ yestevî minkum men enfeka min kabli-lfethi ve kâtelec ulâ-ike a’zamu deraceten mine-lleżîne enfekû min ba’du ve kâtelûc ve kullen ve’adaAllâhu-lhusnâc vaAllâhu bimâ ta’melûne ḣabîrun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Göklerin ve yerin mirasçısı Allah olduğu halde, Allah yolunda siz niçin sarf etmiyorsunuz? İçinizden Mekke'nin fethinden önce sarfeden ve savaşan kimseler, daha sonra sarfedip savaşan kimselerle bir değildirler, öncekiler daha üstün derecededirler. Allah, hepsine cenneti vadetmiştir. Allah, işlediklerinizden haberdardır.

Muhtasar Tefsir

مَنْ ذَا الَّذ۪ي يُقْرِضُ اللّٰهَ قَرْضًا حَسَنًا فَيُضَاعِفَهُ لَهُ وَلَهُٓ اَجْرٌ كَر۪يمٌۚ ١١

Men żâ-lleżî yukriduAllâhe kardan hasenen feyudâ’ifehu lehu ve lehu ecrun kerîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'a kim güzel bir ödünç takdiminde bulunursa, Allah karşılığını kat kat verir, ona cömertçe verilecek bir ecir de vardır.

Muhtasar Tefsir

يَوْمَ تَرَى الْمُؤْمِن۪ينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ يَسْعٰى نُورُهُمْ بَيْنَ اَيْد۪يهِمْ وَبِاَيْمَانِهِمْ بُشْرٰيكُمُ الْيَوْمَ جَنَّاتٌ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ ذٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُۚ ١٢

Yevme terâ-lmu/minîne velmu/minâti yes’â nûruhum beyne eydîhim vebi-eymânihim buşrâkumu-lyevme cennâtun tecrî min tahtihâ-l-enhâru ḣâlidîne fîhâ żâlike huve-lfevzu-l’azîmu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnanmış erkek ve kadınları, defterleri sağdan verilmiş ve ışıkları önlerinde olarak giderken gördüğün gün onlara şöyle denecektir: "Müjde; bugün içlerinden ırmaklar akan, içinde temelli kalacağınız cennetler sizindir." İşte bu büyük kurtuluştur.

Muhtasar Tefsir

يَوْمَ يَقُولُ الْمُنَافِقُونَ وَالْمُنَافِقَاتُ لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا انْظُرُونَا نَقْتَبِسْ مِنْ نُورِكُمْ ق۪يلَ ارْجِعُوا وَرَٓاءَكُمْ فَالْتَمِسُوا نُورًاۜ فَضُرِبَ بَيْنَهُمْ بِسُورٍ لَهُ بَابٌۜ بَاطِنُهُ ف۪يهِ الرَّحْمَةُ وَظَاهِرُهُ مِنْ قِبَلِهِ الْعَذَابُۜ ١٣

Yevme yekûlu-lmunâfikûne velmunâfikâtu lilleżîne âmenû-nzurûnâ naktebis min nûrikum kîle-rci’û verâekum feltemisû nûran feduribe beynehum bisûrin lehu bâbun bâtinuhu fîhi-rrahmetu ve zâhiruhu min kibelihi-l’ażâbu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İkiyüzlü erkek ve kadınlar müminlere: "Bizi de gözetin; ışığınızdan faydalanalım" dedikleri gün, onlara: "Ardınıza dönün de ışık arayın" denir; inananlarla ikiyüzlüler arasına, kapısının içinde rahmet ve dışında azap olan bir sur çekilir.

Muhtasar Tefsir

يُنَادُونَهُمْ اَلَمْ نَكُنْ مَعَكُمْۜ قَالُوا بَلٰى وَلٰكِنَّكُمْ فَتَنْتُمْ اَنْفُسَكُمْ وَتَرَبَّصْتُمْ وَارْتَبْتُمْ وَغَرَّتْكُمُ الْاَمَانِيُّ حَتّٰى جَٓاءَ اَمْرُ اللّٰهِ وَغَرَّكُمْ بِاللّٰهِ الْغَرُورُ ١٤

Yunâdûnehum elem nekun me’akums kâlû belâ velâkinnekum fetentum enfusekum ve terabbastum vertebtum ve ġarratkumu-l-emâniyyu hattâ câe emruAllâhi ve ġarrakum biAllâhi-lġarûru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İkiyüzlüler, inananlara: "Biz sizinle beraber değil miydik" diye seslenirler. Onlar: "Evet öyle; fakat sizler kendinizi aldattınız, bize pusu kurdunuz, Allah'ın buyruğu gelene kadar dinde şüpheye düştünüz; sizi kuruntular aldattı; sizi şeytanlar Allah'a karşı da ayarttı."

Muhtasar Tefsir

فَالْيَوْمَ لَا يُؤْخَذُ مِنْكُمْ فِدْيَةٌ وَلَا مِنَ الَّذ۪ينَ كَفَرُواۜ مَأْوٰيكُمُ النَّارُۜ هِيَ مَوْلٰيكُمْۜ وَبِئْسَ الْمَص۪يرُ ١٥

Felyevme lâ yu/ḣażu minkum fidyetun velâ mine-lleżîne keferûc me/vâkumu-nnârus hiye mevlâkums vebi/se-lmasîru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bugün sizden ve inkar edenlerden fidye kabul edilmez; varacağınız yer ateştir, layığınız orasıdır; ne kötü bir dönüştür!

Muhtasar Tefsir

اَلَمْ يَأْنِ لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَنْ تَخْشَعَ قُلُوبُهُمْ لِذِكْرِ اللّٰهِ وَمَا نَزَلَ مِنَ الْحَقِّۙ وَلَا يَكُونُوا كَالَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلُ فَطَالَ عَلَيْهِمُ الْاَمَدُ فَقَسَتْ قُلُوبُهُمْۜ وَكَث۪يرٌ مِنْهُمْ فَاسِقُونَ ١٦

Elem ye/ni lilleżîne âmenû en taḣşe’a kulûbuhum liżikriAllâhi vemâ nezele mine-lhakki velâ yekûnû kelleżîne ûtû-lkitâbe min kablu fetâle ‘aleyhimu-l-emedu fekaset kulûbuhums ve keśîrun minhum fâsikûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnananların gönüllerinin Allah'ı anması ve O'ndan inen gerçeğe içten bağlanması zamanı daha gelmedi mi? Onlar, daha önce kendilerine kitap verilenler gibi olmasınlar; onların üzerinden uzun zaman geçti de kalbleri katılaştı; çoğu, yoldan çıkmış kimselerdir.

Muhtasar Tefsir

اِعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ يُحْيِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۜ قَدْ بَيَّنَّا لَكُمُ الْاٰيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ ١٧

İ’lemû ennaAllâhe yuhyî-l-arda ba’de mevtihâc kad beyyennâ lekumu-l-âyâti le’allekum ta’kilûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'ın, yeryüzünü ölümünden sonra dirilttiğini bilin; size, akledesiniz diye açık açık deliller anlattık.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ الْمُصَّدِّق۪ينَ وَالْمُصَّدِّقَاتِ وَاَقْرَضُوا اللّٰهَ قَرْضًا حَسَنًا يُضَاعَفُ لَهُمْ وَلَهُمْ اَجْرٌ كَر۪يمٌ ١٨

İnne-lmussaddikîne velmussaddikâti ve akradûAllâhe kardan hasenen yudâ’afu lehum ve lehum ecrun kerîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu, sadaka veren erkek ve kadınlara, Allah'a güzel bir takdimde bulunanlara kat kat karşılık verilir; onlara cömertçe verilecek bir ecir vardır.

Muhtasar Tefsir

وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا بِاللّٰهِ وَرُسُلِه۪ٓ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الصِّدّ۪يقُونَۗ وَالشُّهَدَٓاءُ عِنْدَ رَبِّهِمْۜ لَهُمْ اَجْرُهُمْ وَنُورُهُمْۜ وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَٓا اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَح۪يمِ۟ ١٩

Velleżîne âmenû biAllâhi ve rusulihi ulâ-ike humu-ssiddîkûnes ve-şşuhedâu ‘inde rabbihim lehum ecruhum ve nûruhums velleżîne keferû ve keżżebû bi-âyâtinâ ulâ-ike ashâbu-lcahîmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'a ve peygamberlerine inananlara, dosdoğru olanlara ve Allah yolunda şehit düşenlere, işte onlara, Rableri katında nur ve ecir vardır. İnkar edip ayetlerimizi yalanlayanlar, işte onlar da, cehennemlik olanlardır.

Muhtasar Tefsir

اِعْلَمُٓوا اَنَّمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَز۪ينَةٌ وَتَفَاخُرٌ بَيْنَكُمْ وَتَكَاثُرٌ فِي الْاَمْوَالِ وَالْاَوْلَادِۜ كَمَثَلِ غَيْثٍ اَعْجَبَ الْكُفَّارَ نَبَاتُهُ ثُمَّ يَه۪يجُ فَتَرٰيهُ مُصْفَرًّا ثُمَّ يَكُونُ حُطَامًاۜ وَفِي الْاٰخِرَةِ عَذَابٌ شَد۪يدٌۙ وَمَغْفِرَةٌ مِنَ اللّٰهِ وَرِضْوَانٌۜ وَمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَٓا اِلَّا مَتَاعُ الْغُرُورِ ٢٠

İ’lemû ennemâ-lhayâtu-ddunyâ le’ibun ve lehvun ve zînetun ve tefâḣurun beynekum ve tekâśurun fî-l-emvâli vel-evlâdis kemeśeli ġayśin a’cebe-lkuffâra nebâtuhu śümme yehîcu feterâhu musferran śümme yekûnu hutâmâens vefî-l-âḣirati ‘ażâbun şedîdun ve maġfiratun minaAllâhi ve ridvânunc vemâ-lhayâtu-ddunyâ illâ metâ’u-lġurûri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bilin ki, dünya hayatı oyun, oyalanma, süslenme, aranızda övünme ve daha çok mal ve çocuk sahibi olmaktan ibarettir. Bu, yağmurun bitirdiği, ekicilerin de hoşuna giden bir bitkiye benzer; sonra kurur, sapsarı olduğu görülür, sonra çerçöp olur. Ahirette çetin azap da vardır. Allah'ın hoşnudluğu ve bağışlaması da vardır; dünya hayatı ise sadece aldatıcı bir geçinmedir.

Muhtasar Tefsir

سَابِقُٓوا اِلٰى مَغْفِرَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا كَعَرْضِ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِۙ اُعِدَّتْ لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا بِاللّٰهِ وَرُسُلِه۪ۜ ذٰلِكَ فَضْلُ اللّٰهِ يُؤْت۪يهِ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظ۪يمِ ٢١

Sâbikû ilâ maġfiratin min rabbikum ve cennetin ‘arduhâ ke’ardi-ssemâ-i vel-ardi u’iddet lilleżîne âmenû biAllâhi ve rusulihic żâlike fadluAllâhi yu/tîhi men yeşâ/uc vaAllâhu żû-lfadli-l’azîmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey İnsanlar! Rabbiniz tarafından bağışlanmaya, Allah'a ve Peygamberine inananlar için hazırlanmış, genişliği yerle göğün genişliği kadar olan cennete koşusun; bu Allah'ın dilediğine verdiği lütfudur. Allah, büyük lütuf sahibidir.

Muhtasar Tefsir

مَٓا اَصَابَ مِنْ مُص۪يبَةٍ فِي الْاَرْضِ وَلَا ف۪ٓي اَنْفُسِكُمْ اِلَّا ف۪ي كِتَابٍ مِنْ قَبْلِ اَنْ نَبْرَاَهَاۜ اِنَّ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَس۪يرٌۚ ٢٢

Mâ esâbe min musîbetin fî-l-ardi velâ fî enfusikum illâ fî kitâbin min kabli en nebraehâc inne żâlike ‘alaAllâhi yesîrun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yeryüzüne ve sizin başınıza gelen herhangi bir musibet yoktur ki biz onu yaratmadan önce o, Kitap'da bulunmasın. Doğrusu bu Allah'a kolaydır.

Muhtasar Tefsir

لِكَيْلَا تَأْسَوْا عَلٰى مَا فَاتَكُمْ وَلَا تَفْرَحُوا بِمَٓا اٰتٰيكُمْۜ وَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ كُلَّ مُخْتَالٍ فَخُورٍۙ ٢٣

Likeylâ te/sev ‘alâ mâ fâtekum velâ tefrahû bimâ âtâkumk vaAllâhu lâ yuhibbu kulle muḣtâlin feḣûrin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bu, kaybettiğinize üzülmemeniz ve Allah'ın size verdiği nimetlerle şımarmamanız içindir. Allah, kendini beğenip öğünen hiç kimseyi sevmez;

Muhtasar Tefsir

اَلَّذ۪ينَ يَبْخَلُونَ وَيَأْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبُخْلِۜ وَمَنْ يَتَوَلَّ فَاِنَّ اللّٰهَ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَم۪يدُ ٢٤

Elleżîne yebḣalûne veye/murûne-nnâse bilbuḣlik vemen yetevelle fe-innaAllâhe huve-lġaniyyu-lhamîdu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunlar cimrilik ederler ve insanlara da cimrilik yapmalarını söylerler. Allah'ın buyruğundan kim yüz çevirirse bilsin ki, Allah şüphesiz müstağni ve övülmeğe layık olandır.

Muhtasar Tefsir

لَقَدْ اَرْسَلْنَا رُسُلَنَا بِالْبَيِّنَاتِ وَاَنْزَلْنَا مَعَهُمُ الْكِتَابَ وَالْم۪يزَانَ لِيَقُومَ النَّاسُ بِالْقِسْطِۚ وَاَنْزَلْنَا الْحَد۪يدَ ف۪يهِ بَأْسٌ شَد۪يدٌ وَمَنَافِعُ لِلنَّاسِ وَلِيَعْلَمَ اللّٰهُ مَنْ يَنْصُرُهُ وَرُسُلَهُ بِالْغَيْبِۜ اِنَّ اللّٰهَ قَوِيٌّ عَز۪يزٌ۟ ٢٥

Lekad erselnâ rusulenâ bilbeyyinâti ve enzelnâ me’ahumu-lkitâbe velmîzâne liyekûme-nnâsu bilkistis ve enzelnâ-lhadîde fîhi be/sun şedîdun ve menâfi’u linnâsi ve liya’lemaAllâhu men yensuruhu ve rusulehu bilġaybic innaAllâhe kaviyyun ‘azîzun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki peygamberlerimizi belgelerle gönderdik; insanların doğru (adaletli) hareket etmeleri için peygamberlere kitap ve ölçü indirdik; pek sert olan ve insanlara birçok faydası bulunan demiri de indirdik. Bu, Allah'ın dinine ve peygamberlerine görmeksizin yardım edenleri meydana çıkarması içindir. Doğrusu Allah kuvvetlidir, güçlüdür.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوحًا وَاِبْرٰه۪يمَ وَجَعَلْنَا ف۪ي ذُرِّيَّتِهِمَا النُّبُوَّةَ وَالْكِتَابَ فَمِنْهُمْ مُهْتَدٍۚ وَكَث۪يرٌ مِنْهُمْ فَاسِقُونَ ٢٦

Ve lekad erselnâ nûhan ve-ibrâhîme ve ce’alnâ fî żurriyyetihimâ-nnubuvvete velkitâbes feminhum muhtedins ve keśîrun minhum fâsikûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki Nuh'u ve İbrahim'i Biz gönderdik; ikisinin soyundan gelenlere peygamberlik ve kitap verdik; soylarından gelenlerin kimi doğru yoldadır, birçoğu da yoldan çıkmıştır.

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ قَفَّيْنَا عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ بِرُسُلِنَا وَقَفَّيْنَا بِع۪يسَى ابْنِ مَرْيَمَ وَاٰتَيْنَاهُ الْاِنْج۪يلَ وَجَعَلْنَا ف۪ي قُلُوبِ الَّذ۪ينَ اتَّبَعُوهُ رَأْفَةً وَرَحْمَةًۜ وَرَهْبَانِيَّةًۨ ابْتَدَعُوهَا مَا كَتَبْنَاهَا عَلَيْهِمْ اِلَّا ابْتِغَٓاءَ رِضْوَانِ اللّٰهِ فَمَا رَعَوْهَا حَقَّ رِعَايَتِهَاۚ فَاٰتَيْنَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مِنْهُمْ اَجْرَهُمْۚ وَكَث۪يرٌ مِنْهُمْ فَاسِقُونَ ٢٧

Śumme kaffeynâ ‘alâ âśârihim birusulinâ ve kaffeynâ bi-’îsâ-bni meryeme ve âteynâhu-l-incîle ve ce’alnâ fî kulûbi-lleżîne-ttebe’ûhu ra/feten ve rahmeten ve rahbâniyyetenibtede’ûhâ mâ ketebnâhâ ‘aleyhim illâ-btiġâe ridvâniAllâhi femâ ra’avhâ hakka ri’âyetihâs feâteynâ-lleżîne âmenû minhum ecrahums ve keśîrun minhum fâsikûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onların izleri üzerinden peygamberlerimizi ard arda gönderdik; Meryem oğlu İsa'yı da ardlarından gönderdik ve ona İncil'i verdik; ona uyanların gönüllerine şefkat ve merhamet duyguları koyduk; üzerlerine bizim gerekli kılmadığımız fakat kendilerinin güya Allah'ın rızasını kazanmak için ortaya attıkları ruhbaniyete bile gereği gibi riayet etmediler; içlerinde inanmış olan kimselere ecirlerini verdik; ama çoğu yoldan çıkmışlardır.

Muhtasar Tefsir

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَاٰمِنُوا بِرَسُولِه۪ يُؤْتِكُمْ كِفْلَيْنِ مِنْ رَحْمَتِه۪ وَيَجْعَلْ لَكُمْ نُورًا تَمْشُونَ بِه۪ وَيَغْفِرْ لَكُمْۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌۙ ٢٨

Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû-ttekûAllâhe ve âminû birasûlihi yu/tikum kifleyni min rahmetihi ve yec’al lekum nûran temşûne bihi ve yaġfir lekumc vaAllâhu ġafûrun rahîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey inananlar! Allah'tan sakının, Peygamberine inanın ki, Allah size rahmetini iki kat versin; size ışığında yürüyeceğiniz bir ışık var etsin; sizi bağışlasın; Allah bağışlayandır, acıyandır.

Muhtasar Tefsir

لِئَلَّا يَعْلَمَ اَهْلُ الْكِتَابِ اَلَّا يَقْدِرُونَ عَلٰى شَيْءٍ مِنْ فَضْلِ اللّٰهِ وَاَنَّ الْفَضْلَ بِيَدِ اللّٰهِ يُؤْت۪يهِ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظ۪يمِ ٢٩

Li-ellâ ya’leme ehlu-lkitâbi ellâ yakdirûne ‘alâ şey-in min fadliAllâhiﻻ ve enne-lfadle biyediAllâhi yu/tîhi men yeşâuc vaAllâhu żû-lfadli-l’azîmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kitap ehli bilsinler ki, Allah'ın lütfundan hiçbir şey elde edemezler (bu lütfa malik değillerdir); lütuf Allah'ın elindedir, onu dilediğine verir; Allah büyük lütuf sahibidir.

Muhtasar Tefsir

Meal & Görünüm

Arapça yazı

Gösterilecek mealler

Türkçe
Okunuş
Azərbaycanca
Қазақша
Oʻzbekcha
Тоҷикӣ
English

Ek bölümler

Okuma