Kur'an Sûresiالقرآن الكريم
سُورَةُ الذاريات

Zâriyât Sûresi

51. sûreMekkî60 âyetSayfa 519
MushafDinle / MP3Tefsir
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

وَالذَّارِيَاتِ ذَرْوًاۙ ١

Ve-żżâriyât iżervân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir.

Muhtasar Tefsir

فَالْحَامِلَاتِ وِقْرًاۙ ٢

Felhâmilâti vikrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir.

Muhtasar Tefsir

فَالْجَارِيَاتِ يُسْرًاۙ ٣

Felcâriyâti yusrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir.

Muhtasar Tefsir

فَالْمُقَسِّمَاتِ اَمْرًاۙ ٤

Felmukassimâti emrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir.

Muhtasar Tefsir

اِنَّمَا تُوعَدُونَ لَصَادِقٌۙ ٥

İnnemâ tû’adûne lesâdikun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir.

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّ الدّ۪ينَ لَوَاقِعٌۜ ٦

Ve-inne-ddîne levâki’un

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir.

Muhtasar Tefsir

وَالسَّمَٓاءِ ذَاتِ الْحُبُكِۙ ٧

Ve-ssemâ-i żâti-lhubuki

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İçinde yörüngeler bulunan göğe and olsun ki, ey inkarcılar, siz, şüphesiz aykırı görüştesiniz.

Muhtasar Tefsir

اِنَّكُمْ لَف۪ي قَوْلٍ مُخْتَلِفٍۙ ٨

İnnekum lefî kavlin muḣtelifin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İçinde yörüngeler bulunan göğe and olsun ki, ey inkarcılar, siz, şüphesiz aykırı görüştesiniz.

Muhtasar Tefsir

يُؤْفَكُ عَنْهُ مَنْ اُفِكَۜ ٩

Yu/feku ‘anhu men ufike

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bundan, dönebilecek kimseler döndürülür.

Muhtasar Tefsir

قُتِلَ الْخَرَّاصُونَۙ ١٠

Kutile-lḣarrâsûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yalancılığı itiyat edinenlerin, bilgisizliğe saplanıp kalanların canları çıksın!

Muhtasar Tefsir

اَلَّذ۪ينَ هُمْ ف۪ي غَمْرَةٍ سَاهُونَۙ ١١

Elleżîne hum fî ġamratin sâhûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yalancılığı itiyat edinenlerin, bilgisizliğe saplanıp kalanların canları çıksın!

Muhtasar Tefsir

يَسْـَٔلُونَ اَيَّانَ يَوْمُ الدّ۪ينِۜ ١٢

Yes-elûne eyyâne yevmu-ddîni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşlerin karşılık göreceği günün zamanını sorarlar.

Muhtasar Tefsir

يَوْمَ هُمْ عَلَى النَّارِ يُفْتَنُونَ ١٣

Yevme hum ‘alâ-nnâri yuftenûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O, kendilerinin ateşte azap görecekleri gündür.

Muhtasar Tefsir

ذُوقُوا فِتْنَتَكُمْۜ هٰذَا الَّذ۪ي كُنْتُمْ بِه۪ تَسْتَعْجِلُونَ ١٤

Żûkû fitnetekum hâżâ-lleżî kuntum bihi testa’cilûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlara: "Azabınızı tadın; işte acele beklediğiniz bu idi" denir.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ الْمُتَّق۪ينَ ف۪ي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍۙ ١٥

İnne-lmuttekîne fî cennâtin ve ’uyûnin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiğini almış olarak bahçelerde ve pınar başlarındadırlar. Çünkü onlar, bundan önce iyi davrananlardı.

Muhtasar Tefsir

اٰخِذ۪ينَ مَٓا اٰتٰيهُمْ رَبُّهُمْۜ اِنَّهُمْ كَانُوا قَبْلَ ذٰلِكَ مُحْسِن۪ينَۜ ١٦

Âḣiżîne mâ âtâhum rabbuhumc innehum kânû kable żâlike muhsinîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiğini almış olarak bahçelerde ve pınar başlarındadırlar. Çünkü onlar, bundan önce iyi davrananlardı.

Muhtasar Tefsir

كَانُوا قَل۪يلًا مِنَ الَّيْلِ مَا يَهْجَعُونَ ١٧

Kânû kalîlen mine-lleyli mâ yehce’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar, geceleri az uyuyanlardı.

Muhtasar Tefsir

وَبِالْاَسْحَارِ هُمْ يَسْتَغْفِرُونَ ١٨

Vebil-eshâri hum yestaġfirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Seher vakitlerinde bağışlanma dilerlerdi.

Muhtasar Tefsir

وَف۪ٓي اَمْوَالِهِمْ حَقٌّ لِلسَّٓائِلِ وَالْمَحْرُومِ ١٩

Vefî emvâlihim hakkun lissâ-ili velmahrûmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onların mallarında muhtaç ve yoksullar için bir hak vardı, onu verirlerdi.

Muhtasar Tefsir

وَفِي الْاَرْضِ اٰيَاتٌ لِلْمُوقِن۪ينَۙ ٢٠

Vefî-l-ardi âyâtun lilmûkinîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kesin olarak inananlara, yeryüzünde ve kendi içinizde Allah'ın varlığına nice deliller vardır; görmez misiniz?

Muhtasar Tefsir

وَف۪ٓي اَنْفُسِكُمْۜ اَفَلَا تُبْصِرُونَ ٢١

Vefî enfusikumc efelâ tubsirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kesin olarak inananlara, yeryüzünde ve kendi içinizde Allah'ın varlığına nice deliller vardır; görmez misiniz?

Muhtasar Tefsir

وَفِي السَّمَٓاءِ رِزْقُكُمْ وَمَا تُوعَدُونَ ٢٢

Vefî-ssemâ-i rizkukum vemâ tû’adûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rızkınız da, size söz verilen azap da yukarıdan gelir.

Muhtasar Tefsir

فَوَرَبِّ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِ اِنَّهُ لَحَقٌّ مِثْلَ مَٓا اَنَّكُمْ تَنْطِقُونَ۟ ٢٣

Feverabbi-ssemâ-i vel-ardi innehu lehakkun miśle mâ ennekum tentikûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Göğün ve yerin Rabbine and olsun ki bu, sizin konuşmanız kadar kesin ve gerçektir.

Muhtasar Tefsir

هَلْ اَتٰيكَ حَد۪يثُ ضَيْفِ اِبْرٰه۪يمَ الْمُكْرَم۪ينَۢ ٢٤

Hel etâke hadîśu dayfi ibrâhîme-lmukramîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İbrahim'in ikram edilmiş konuklarının haberi sana geldi mi?

Muhtasar Tefsir

اِذْ دَخَلُوا عَلَيْهِ فَقَالُوا سَلَامًاۜ قَالَ سَلَامٌۚ قَوْمٌ مُنْكَرُونَ ٢٥

İż deḣalû ‘aleyhi fekâlû selâmâens kâle selâmun kavmun munkerûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar, İbrahim'in yanına girip: "Selam sana" demişlerdi, İbrahim de: "Selam size" demişti; içinden de, onların "tanınmamış bir topluluk" olduğunu geçirmişti.

Muhtasar Tefsir

فَرَاغَ اِلٰٓى اَهْلِه۪ فَجَٓاءَ بِعِجْلٍ سَم۪ينٍۙ ٢٦

Ferâġa ilâ ehlihi fecâe bi’iclin semînin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hemen ailesine giderek semiz bir buzağı getirmiş, onların önüne sürüp: "Yemez misiniz?" demişti.

Muhtasar Tefsir

فَقَرَّبَهُٓ اِلَيْهِمْ قَالَ اَلَا تَأْكُلُونَۘ ٢٧

Fekarrabehu ileyhim kâle elâ te/kulûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hemen ailesine giderek semiz bir buzağı getirmiş, onların önüne sürüp: "Yemez misiniz?" demişti.

Muhtasar Tefsir

فَاَوْجَسَ مِنْهُمْ خ۪يفَةًۜ قَالُوا لَا تَخَفْۜ وَبَشَّرُوهُ بِغُلَامٍ عَل۪يمٍ ٢٨

Fe-evcese minhum ḣîfetâens kâlû lâ teḣafs ve beşşerûhu biġulâmin ‘alîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

(Yemediklerini görünce) onlardan endişeye düştü; "Korkma" dediler ve ona bilgin bir oğul sahibi olacağını müjdelediler.

Muhtasar Tefsir

فَاَقْبَلَتِ امْرَاَتُهُ ف۪ي صَرَّةٍ فَصَكَّتْ وَجْهَهَا وَقَالَتْ عَجُوزٌ عَق۪يمٌ ٢٩

Feakbeleti-mraetuhu fî sarratin fesakket vechehâ ve kâlet ‘acûzun ‘akîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunun üzerine karısı hayretle seslenerek geldi, elleriyle yüzünü kapayarak: "kısır bir kocakarı!" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالُوا كَذٰلِكِۙ قَالَ رَبُّكِۜ اِنَّهُ هُوَ الْحَك۪يمُ الْعَل۪يمُ ٣٠

Kâlû keżâliki kâle rabbukis innehu huve-lhakîmu-l’alîmu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Melekler: "Bu böyledir, Rabbin söylemiştir; doğrusu O, Hakim olandır, bilendir" dediler.

Muhtasar Tefsir

قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ اَيُّهَا الْمُرْسَلُونَ ٣١

Kâle femâ ḣatbukum eyyuhâ-lmurselûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İbrahim: "Ey Elçiler! Göreviniz nedir?" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالُٓوا اِنَّٓا اُرْسِلْنَٓا اِلٰى قَوْمٍ مُجْرِم۪ينَۙ ٣٢

Kâlû innâ ursilnâ ilâ kavmin mucrimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Elçiler: "Suçlu bir milletin üzerine, Rabbinin katından işaretli olarak, aşırı gidenlere mahsus sert taşlar göndermekle görevlendirildik" dediler.

Muhtasar Tefsir

لِنُرْسِلَ عَلَيْهِمْ حِجَارَةً مِنْ ط۪ينٍۙ ٣٣

Linursile ‘aleyhim hicâraten min tînin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Elçiler: "Suçlu bir milletin üzerine, Rabbinin katından işaretli olarak, aşırı gidenlere mahsus sert taşlar göndermekle görevlendirildik" dediler.

Muhtasar Tefsir

مُسَوَّمَةً عِنْدَ رَبِّكَ لِلْمُسْرِف۪ينَ ٣٤

Musevvemeten ‘inde rabbike lilmusrifîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Elçiler: "Suçlu bir milletin üzerine, Rabbinin katından işaretli olarak, aşırı gidenlere mahsus sert taşlar göndermekle görevlendirildik" dediler.

Muhtasar Tefsir

فَاَخْرَجْنَا مَنْ كَانَ ف۪يهَا مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَۚ ٣٥

Feaḣracnâ men kâne fîhâ mine-lmu/minîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunun üzerine, suçlu milletin arasında bulunan müminleri çıkardık.

Muhtasar Tefsir

فَمَا وَجَدْنَا ف۪يهَا غَيْرَ بَيْتٍ مِنَ الْمُسْلِم۪ينَۚ ٣٦

Femâ vecednâ fîhâ ġayra beytin mine-lmuslimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Zaten orada, kendini Allah'a vermiş sadece bir tek ev halkı bulduk.

Muhtasar Tefsir

وَتَرَكْنَا ف۪يهَٓا اٰيَةً لِلَّذ۪ينَ يَخَافُونَ الْعَذَابَ الْاَل۪يمَۜ ٣٧

Ve teraknâ fîhâ âyeten lilleżîne yeḣâfûne-l’ażâbe-l-elîme

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Can yakıcı azabdan korkanlar için, o beldede bir işaret, bir kalıntı bıraktık.

Muhtasar Tefsir

وَف۪ي مُوسٰٓى اِذْ اَرْسَلْنَاهُ اِلٰى فِرْعَوْنَ بِسُلْطَانٍ مُب۪ينٍ ٣٨

Vefî mûsâ iż ersenâhu ilâ fir’avne bisultânin mubînin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Musa'nın başından geçenlerde de ibret vardır: Onu apaçık delille Firavun'a gönderdik.

Muhtasar Tefsir

فَتَوَلّٰى بِرُكْنِه۪ وَقَالَ سَاحِرٌ اَوْ مَجْنُونٌ ٣٩

Fetevellâ biruknihi ve kâle sâhirun ev mecnûnun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Firavun, erkaniyle birlikte hakdan yüz çevirdi; "sihirbazdır veya delidir" dedi.

Muhtasar Tefsir

فَاَخَذْنَاهُ وَجُنُودَهُ فَنَبَذْنَاهُمْ فِي الْيَمِّ وَهُوَ مُل۪يمٌۜ ٤٠

Fe-eḣażnâhu ve cunûdehu fenebeżnâhum fî-lyemmi ve huve mulîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonunda onu ve ordularını yakalayıp denize attık. O, kınanmayı haketmişti.

Muhtasar Tefsir

وَف۪ي عَادٍ اِذْ اَرْسَلْنَا عَلَيْهِمُ الرّ۪يحَ الْعَق۪يمَۚ ٤١

Vefî ‘âdin iż erselnâ ‘aleyhimu-rrîha-l’akîme

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ad milletinin başından geçende de ibret vardır: Onların üzerine, uğradığı her şeyi bırakmayıp toza çeviren kuru bir rüzgar gönderdik.

Muhtasar Tefsir

مَا تَذَرُ مِنْ شَيْءٍ اَتَتْ عَلَيْهِ اِلَّا جَعَلَتْهُ كَالرَّم۪يمِۜ ٤٢

Mâ teżeru min şey-in etet ‘aleyhi illâ ce’alet-hu ke-rramîmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ad milletinin başından geçende de ibret vardır: Onların üzerine, uğradığı her şeyi bırakmayıp toza çeviren kuru bir rüzgar gönderdik.

Muhtasar Tefsir

وَف۪ي ثَمُودَ اِذْ ق۪يلَ لَهُمْ تَمَتَّعُوا حَتّٰى ح۪ينٍ ٤٣

Vefî śemûde iż kîle lehum temette’û hattâ hînin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Semud milletinin başına gelende de ibret vardır: Onlara, "Bir süreye kadar zevklenin" denmişti.

Muhtasar Tefsir

فَعَتَوْا عَنْ اَمْرِ رَبِّهِمْ فَاَخَذَتْهُمُ الصَّاعِقَةُ وَهُمْ يَنْظُرُونَ ٤٤

Fe’atev ‘an emri rabbihim fe-eḣażet-humu-ssâ’ikatu vehum yenzurûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar Rablerinin buyruğundan çıkmışlardı; bunun üzerine kendilerini gözleri göre göre yıldırım çarptı.

Muhtasar Tefsir

فَمَا اسْتَطَاعُوا مِنْ قِيَامٍ وَمَا كَانُوا مُنْتَصِر۪ينَۙ ٤٥

Femâ-stetâ’û min kiyâmin vemâ kânû muntasirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ayağa kalkacak güçleri kalmadı, yardım da görmediler.

Muhtasar Tefsir

وَقَوْمَ نُوحٍ مِنْ قَبْلُۜ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمًا فَاسِق۪ينَ۟ ٤٦

Ve kavme nûhin min kablus innehum kânû kavmen fâsikîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Daha önce de Nuh milletini cezalandırmıştık. Çünkü onlar da yoldan çıkmış bir milletti.

Muhtasar Tefsir

وَالسَّمَٓاءَ بَنَيْنَاهَا بِاَيْدٍ وَاِنَّا لَمُوسِعُونَ ٤٧

Ve-ssemâe beneynâhâ bi-eydin ve-innâ lemûsi’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Göğü, gücümüzle Biz kurduk; şüphesiz biz onu genişleticiyiz.

Muhtasar Tefsir

وَالْاَرْضَ فَرَشْنَاهَا فَنِعْمَ الْمَاهِدُونَ ٤٨

Vel-arda feraşnâhâ feni’me-lmâhidûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yeryüzünü biz yayıp döşedik: Ne güzel döşeyiciyiz!

Muhtasar Tefsir

وَمِنْ كُلِّ شَيْءٍ خَلَقْنَا زَوْجَيْنِ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ ٤٩

Vemin kulli şey-in ḣalaknâ zevceyni le’allekum teżekkerûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İbret alasınız diye her şeyi çift çift yaratmışızdır.

Muhtasar Tefsir

فَفِرُّٓوا اِلَى اللّٰهِۜ اِنّ۪ي لَكُمْ مِنْهُ نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌۚ ٥٠

Fefirrû ilaAllâhis innî lekum minhu neżîrun mubînun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Öyleyse Allah'a koşusun; doğrusu ben sizi O'nun azabı ile açıkça uyaranım."

Muhtasar Tefsir

وَلَا تَجْعَلُوا مَعَ اللّٰهِ اِلٰهًا اٰخَرَۜ اِنّ۪ي لَكُمْ مِنْهُ نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌ ٥١

Velâ tec’alû me’aAllâhi ilâhen âḣaras innî lekum minhu neżîrun mubînun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Allah'ın yanında başkasını tanrı kılmayın; doğrusu ben sizi O'nun azabı ile açıkça uyaranım."

Muhtasar Tefsir

كَذٰلِكَ مَٓا اَتَى الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ مِنْ رَسُولٍ اِلَّا قَالُوا سَاحِرٌ اَوْ مَجْنُونٌ ٥٢

Keżâlike mâ etâ-lleżîne min kablihim min rasûlin illâ kâlû sâhirun ev mecnûnun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlardan öncekilere, herhangi bir peygamber gelince: "sihirbazdır" veya "Delidir" derlerdi.

Muhtasar Tefsir

اَتَوَاصَوْا بِه۪ۚ بَلْ هُمْ قَوْمٌ طَاغُونَ ٥٣

Etevâsav bihic bel hum kavmun tâġûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Öncekiler sonrakilere böyle mi vasiyet ettiler? Hayır; bunlar azgın bir millettir.

Muhtasar Tefsir

فَتَوَلَّ عَنْهُمْ فَمَٓا اَنْتَ بِمَلُومٍۘ ٥٤

Fetevelle ‘anhum femâ ente bimelûmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlardan yüz çevir; sen kınanacak değilsin.

Muhtasar Tefsir

وَذَكِّرْ فَاِنَّ الذِّكْرٰى تَنْفَعُ الْمُؤْمِن۪ينَ ٥٥

Veżekkir fe-inne-żżikrâ tenfe’u-lmu/minîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Öğüt ver; doğrusu öğüt inananlara fayda verir.

Muhtasar Tefsir

وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْاِنْسَ اِلَّا لِيَعْبُدُونِ ٥٦

Vemâ ḣalaktu-lcinne vel-inse illâ liya’budûni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Cinleri ve insanları ancak Bana kulluk etmeleri için yaratmışımdır.

Muhtasar Tefsir

مَٓا اُر۪يدُ مِنْهُمْ مِنْ رِزْقٍ وَمَٓا اُر۪يدُ اَنْ يُطْعِمُونِ ٥٧

Mâ urîdu minhum min rizkin vemâ urîdu en yut’imûni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlardan bir rızık istemem; Beni doyurmalarını da istemem.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ اللّٰهَ هُوَ الرَّزَّاقُ ذُو الْقُوَّةِ الْمَت۪ينُ ٥٨

İnnaAllâhe huve-rrazzâku żû-lkuvveti-lmetînu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şüphesiz rızıklandıran da, güç ve kuvvet sahibi olan da Allah'tır.

Muhtasar Tefsir

فَاِنَّ لِلَّذ۪ينَ ظَلَمُوا ذَنُوبًا مِثْلَ ذَنُوبِ اَصْحَابِهِمْ فَلَا يَسْتَعْجِلُونِ ٥٩

Fe-inne lilleżîne zalemû żenûben miśle żenûbi ashâbihim felâ yesta’cilûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Zulmedenlerin, geçmiş arkadaşlarının suçlarına benzer suçları vardır; cezalarını Benden acele istemesinler.

Muhtasar Tefsir

فَوَيْلٌ لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ يَوْمِهِمُ الَّذ۪ي يُوعَدُونَ ٦٠

Feveylun lilleżîne keferû min yevmihimu-lleżî yû’adûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Söz verilen günün azabından vay o inkar edenlere!

Muhtasar Tefsir

Zâriyât Sûresi hakkında

Âyet
60
İniş yeri
Mekke
İniş sırası
67.
Kelime
360
Harf
1.523
Cüz
26.
Sayfa
519
Zariyat suresi kaç ayettir?

Zâriyât Sûresi 60 âyettir.

Zariyat suresi Mekki mi Medeni mi?

Zâriyât Sûresi Mekke'de indirilmiş Mekkî bir sûredir.

Zariyat suresi Kur'an'ın kaçıncı suresidir?

Zâriyât Sûresi, mushaf sıralamasında 51. sûredir; iniş sırasına göre 67. sûredir.

Zariyat suresi hangi cüzde ve kaçıncı sayfada?

Zâriyât Sûresi 26. cüzde, mushafın 519. sayfasında başlar.

Surah Adh-Dhariyat in English · Zariyat surəsi · Zoriyot surasi

Meal & Görünüm

Arapça yazı

Gösterilecek mealler

Türkçe
Okunuş
Azərbaycanca
Қазақша
Oʻzbekcha
Тоҷикӣ
English

Ek bölümler

Okuma