Kur'an Sûresiالقرآن الكريم
سُورَةُ ق

Kâf Sûresi

50. sûreMekkî45 âyetSayfa 517
MushafDinle / MP3Tefsir
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

قٓ۠ وَالْقُرْاٰنِ الْمَج۪يدِۚ ١

Kâfc velkur-âni-lmecîdi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kaf. Şanlı Kuran'a and olsun.

Muhtasar Tefsir

بَلْ عَجِبُٓوا اَنْ جَٓاءَهُمْ مُنْذِرٌ مِنْهُمْ فَقَالَ الْكَافِرُونَ هٰذَا شَيْءٌ عَج۪يبٌ ٢

Bel ‘acibû en câehum munżirun minhum fekâle-lkâfirûne hâżâ şey-un ‘acîbun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kafirler, Aralarından bir uyarıcının gelmesine şaştılar da: "Bu şaşılacak bir şey; öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman dirilecek miyiz? Bu, ihtimali olmayan bir dönüştür" dediler.

Muhtasar Tefsir

ءَاِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًاۚ ذٰلِكَ رَجْعٌ بَع۪يدٌ ٣

E-iżâ mitnâ ve kunnâ turâbâens żâlike rac’un ba’îdun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kafirler, Aralarından bir uyarıcının gelmesine şaştılar da: "Bu şaşılacak bir şey; öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman dirilecek miyiz? Bu, ihtimali olmayan bir dönüştür" dediler.

Muhtasar Tefsir

قَدْ عَلِمْنَا مَا تَنْقُصُ الْاَرْضُ مِنْهُمْۚ وَعِنْدَنَا كِتَابٌ حَف۪يظٌ ٤

Kad ‘alimnâ mâ tenkusu-l-ardu minhums ve ’indenâ kitâbun hafîzun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlardan kimlerin ölüp toprağa karıştığını biliyoruz. Katımızda her şeyi unutulmaktan koruyan bir kitap vardır.

Muhtasar Tefsir

بَلْ كَذَّبُوا بِالْحَقِّ لَمَّا جَٓاءَهُمْ فَهُمْ ف۪ٓي اَمْرٍ مَر۪يجٍ ٥

Bel keżżebû bilhakki lemmâ câehum fehum fî emrin merîcin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hayır; onlar, gerçek kendilerine gelince onu yalanladılar; kararsızlık içindedirler.

Muhtasar Tefsir

اَفَلَمْ يَنْظُرُٓوا اِلَى السَّمَٓاءِ فَوْقَهُمْ كَيْفَ بَنَيْنَاهَا وَزَيَّنَّاهَا وَمَا لَهَا مِنْ فُرُوجٍ ٦

Efelem yenzurû ilâ-ssemâ-i fevkahum keyfe beneynâhâ ve zeyyennâhâ vemâ lehâ min furûcin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar, üstlerindeki göğü nasıl yapmışız, süslemişizdir bir bakmazlar mı? Onda hiçbir çatlak da yoktur.

Muhtasar Tefsir

وَالْاَرْضَ مَدَدْنَاهَا وَاَلْقَيْنَا ف۪يهَا رَوَاسِيَ وَاَنْبَتْنَا ف۪يهَا مِنْ كُلِّ زَوْجٍ بَه۪يجٍۙ ٧

Vel-arda medednâhâ ve elkaynâ fîhâ ravâsiye ve enbetnâ fîhâ min kulli zevcin behîcin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'a yönelen her kula öğüt ve bir belge olarak yeryüzünü yaydık, oraya sabit dağlar yerleştirdik, orada her güzel türden yetiştirdik.

Muhtasar Tefsir

تَبْصِرَةً وَذِكْرٰى لِكُلِّ عَبْدٍ مُن۪يبٍ ٨

Tebsiraten ve żikrâ likulli ‘abdin munîbin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'a yönelen her kula öğüt ve bir belge olarak yeryüzünü yaydık, oraya sabit dağlar yerleştirdik, orada her güzel türden yetiştirdik.

Muhtasar Tefsir

وَنَزَّلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً مُبَارَكًا فَاَنْبَتْنَا بِه۪ جَنَّاتٍ وَحَبَّ الْحَص۪يدِۙ ٩

Ve nezzelnâ mine-ssemâ-i mâen mubâraken fe-enbetnâ bihi cennâtin ve habbe-lhasîdi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Gökten bereketli bir su indirdik, kullara rızık olmak üzere onunla bahçeler, biçilecek taneli ekinler, küme küme tomurcukları olan boylu hurma ağaçları yetiştirdik. O su ile ölü yeri dirilttik. İşte insanların diriltilmesi de böyledir.

Muhtasar Tefsir

وَالنَّخْلَ بَاسِقَاتٍ لَهَا طَلْعٌ نَض۪يدٌۙ ١٠

Ve-nnaḣle bâsikâtin lehâ tal’un nadîdun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Gökten bereketli bir su indirdik, kullara rızık olmak üzere onunla bahçeler, biçilecek taneli ekinler, küme küme tomurcukları olan boylu hurma ağaçları yetiştirdik. O su ile ölü yeri dirilttik. İşte insanların diriltilmesi de böyledir.

Muhtasar Tefsir

رِزْقًا لِلْعِبَادِۙ وَاَحْيَيْنَا بِه۪ بَلْدَةً مَيْتًاۜ كَذٰلِكَ الْخُرُوجُ ١١

Rizkan lil’ibâdis ve ahyeynâ bihi beldeten meytâenc keżâlike-lḣurûcu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Gökten bereketli bir su indirdik, kullara rızık olmak üzere onunla bahçeler, biçilecek taneli ekinler, küme küme tomurcukları olan boylu hurma ağaçları yetiştirdik. O su ile ölü yeri dirilttik. İşte insanların diriltilmesi de böyledir.

Muhtasar Tefsir

كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَاَصْحَابُ الرَّسِّ وَثَمُودُۙ ١٢

Keżżebet kablehum kavmu nûhin ve ashâbu-rrassi ve śemûdu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlardan önce Nuh milleti, Ressliler, Semud, Ad, Firavun milletleri, Lut'un kardeşleri, Eykeliler, Tubba milleti de yalanlamışlardı; evet bunların hepsi peygamberleri yalanlamışlardı da tehdidim gerçekleşmişti.

Muhtasar Tefsir

وَعَادٌ وَفِرْعَوْنُ وَاِخْوَانُ لُوطٍۙ ١٣

Ve ’âdun ve fir’avnu ve-iḣvânu lûtin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlardan önce Nuh milleti, Ressliler, Semud, Ad, Firavun milletleri, Lut'un kardeşleri, Eykeliler, Tubba milleti de yalanlamışlardı; evet bunların hepsi peygamberleri yalanlamışlardı da tehdidim gerçekleşmişti.

Muhtasar Tefsir

وَاَصْحَابُ الْاَيْكَةِ وَقَوْمُ تُبَّعٍۜ كُلٌّ كَذَّبَ الرُّسُلَ فَحَقَّ وَع۪يدِ ١٤

Ve ashâbu-l-eyketi ve kavmu tubba’inc kullun keżżebe-rrusule fehakka va’îdi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlardan önce Nuh milleti, Ressliler, Semud, Ad, Firavun milletleri, Lut'un kardeşleri, Eykeliler, Tubba milleti de yalanlamışlardı; evet bunların hepsi peygamberleri yalanlamışlardı da tehdidim gerçekleşmişti.

Muhtasar Tefsir

اَفَعَي۪ينَا بِالْخَلْقِ الْاَوَّلِۜ بَلْ هُمْ ف۪ي لَبْسٍ مِنْ خَلْقٍ جَد۪يدٍ۟ ١٥

Efe’ayînâ bilḣalki-l-evvelic bel hum fî lebsin min ḣalkin cedîdin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz ilk yaratışta yorulduk mu? Hayır; onlar yeniden yaratılmaktan şüphe etmektedirler.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِه۪ نَفْسُهُۚ وَنَحْنُ اَقْرَبُ اِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَر۪يدِ ١٦

Ve lekad ḣaleknâ-l-insâne ve na’lemu mâ tuvesvisu bihi nefsuhus ve nahnu akrabu ileyhi min habli-lverîdi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki insanı Biz yarattık; nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz; Biz ona şah damarından daha yakınız.

Muhtasar Tefsir

اِذْ يَتَلَقَّى الْمُتَلَقِّيَانِ عَنِ الْيَم۪ينِ وَعَنِ الشِّمَالِ قَع۪يدٌ ١٧

İż yetelakkâ-lmutelakkiyâni ‘ani-lyemîni ve ’ani-şşimâli ka’îdun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sağında ve solunda, onunla beraber oturan iki alıcı melek, yanında hazır birer gözcü olarak söylediği her sözü zaptederler.

Muhtasar Tefsir

مَا يَلْفِظُ مِنْ قَوْلٍ اِلَّا لَدَيْهِ رَق۪يبٌ عَت۪يدٌ ١٨

Mâ yelfizu min kavlin illâ ledeyhi rakîbun ‘atîdun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sağında ve solunda, onunla beraber oturan iki alıcı melek, yanında hazır birer gözcü olarak söylediği her sözü zaptederler.

Muhtasar Tefsir

وَجَٓاءَتْ سَكْرَةُ الْمَوْتِ بِالْحَقِّۜ ذٰلِكَ مَا كُنْتَ مِنْهُ تَح۪يدُ ١٩

Ve câet sekratu-lmevti bilhakkis żâlike mâ kunte minhu tehîdu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ölüm sarhoşluğu gerçekten gelir, ey insan, işte bu senin öteden beri korkup kaçtığın şeydir.

Muhtasar Tefsir

وَنُفِخَ فِي الصُّورِۜ ذٰلِكَ يَوْمُ الْوَع۪يدِ ٢٠

Ve nufiḣa fî-ssûric żâlike yevmu-lva’îdi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sura üfürülür. İşte bu geleceği söz verilen gündür.

Muhtasar Tefsir

وَجَٓاءَتْ كُلُّ نَفْسٍ مَعَهَا سَٓائِقٌ وَشَه۪يدٌ ٢١

Ve câet kullu nefsin me’ahâ sâ-ikun ve şehîdun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Her can, kendisiyle beraber bir sürücü ve şahit bulunduğu halde gelir.

Muhtasar Tefsir

لَقَدْ كُنْتَ ف۪ي غَفْلَةٍ مِنْ هٰذَا فَكَشَفْنَا عَنْكَ غِطَٓاءَكَ فَبَصَرُكَ الْيَوْمَ حَد۪يدٌ ٢٢

Lekad kunte fî ġafletin min hâżâ fekeşefnâ ‘anke ġitâeke febesaruke-lyevme hadîdun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ona: "And olsun ki, sen, bundan gafildin; işte senden gaflet perdesini kaldırdık, bugün artık görüşün keskindir" denir.

Muhtasar Tefsir

وَقَالَ قَر۪ينُهُ هٰذَا مَا لَدَيَّ عَت۪يدٌۜ ٢٣

Ve kâle karînuhu hâżâ mâ ledeyye ‘atîdun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yanındaki melek: "İşte bu yanımdaki hazırdır" der.

Muhtasar Tefsir

اَلْقِيَا ف۪ي جَهَنَّمَ كُلَّ كَفَّارٍ عَن۪يدٍۙ ٢٤

Elkiyâ fî cehenneme kulle keffârin ‘anîdin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah: "Ey sürücü ve şahit! Her inatçı inkarcıyı, iyiliklere boyuna engel olan, mütecaviz, şüpheye düşüren, Allah'ın yanında başka tanrı benimseyen kişiyi cehenneme atın, onu çetin bir azaba sokun" buyurur.

Muhtasar Tefsir

مَنَّاعٍ لِلْخَيْرِ مُعْتَدٍ مُر۪يبٍۙ ٢٥

Mennâ’in lilḣayri mu’tedin murîbin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah: "Ey sürücü ve şahit! Her inatçı inkarcıyı, iyiliklere boyuna engel olan, mütecaviz, şüpheye düşüren, Allah'ın yanında başka tanrı benimseyen kişiyi cehenneme atın, onu çetin bir azaba sokun" buyurur.

Muhtasar Tefsir

اَلَّذ۪ي جَعَلَ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهًا اٰخَرَ فَاَلْقِيَاهُ فِي الْعَذَابِ الشَّد۪يدِ ٢٦

Elleżî ce’ale me’aAllâhi ilâhen âḣara feelkiyâhu fî-l’ażâbi-şşedîdi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah: "Ey sürücü ve şahit! Her inatçı inkarcıyı, iyiliklere boyuna engel olan, mütecaviz, şüpheye düşüren, Allah'ın yanında başka tanrı benimseyen kişiyi cehenneme atın, onu çetin bir azaba sokun" buyurur.

Muhtasar Tefsir

قَالَ قَر۪ينُهُ رَبَّنَا مَٓا اَطْغَيْتُهُ وَلٰكِنْ كَانَ ف۪ي ضَلَالٍ بَع۪يدٍ ٢٧

Kâle karînuhu rabbenâ mâ atġaytuhu velâkin kâne fî dalâlin ba’îdin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yanındaki şeytan: "Rabbimiz! Ben onu azdırmadım, fakat kendisi derin bir sapıklıktaydı" der.

Muhtasar Tefsir

قَالَ لَا تَخْتَصِمُوا لَدَيَّ وَقَدْ قَدَّمْتُ اِلَيْكُمْ بِالْوَع۪يدِ ٢٨

Kâle lâ taḣtasimû ledeyye ve kad kaddemtu ileykum bilva’îdi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah: "Benim katımda çekişmeyin; size bunu önceden bildirmiştim. Benim katımda söz değişmez; Ben kullara asla zulmetmem" der.

Muhtasar Tefsir

مَا يُبَدَّلُ الْقَوْلُ لَدَيَّ وَمَٓا اَنَا۬ بِظَلَّامٍ لِلْعَب۪يدِۚ ٢٩

Mâ yubeddelu-lkavlu ledeyye vemâ enâ bizallâmin lil’abîdi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah: "Benim katımda çekişmeyin; size bunu önceden bildirmiştim. Benim katımda söz değişmez; Ben kullara asla zulmetmem" der.

Muhtasar Tefsir

يَوْمَ نَقُولُ لِجَهَنَّمَ هَلِ امْتَلَأْتِ وَتَقُولُ هَلْ مِنْ مَز۪يدٍ ٣٠

Yevme nekûlu licehenneme heli-mtele/ti ve tekûlu hel min mezîdin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O gün cehenneme: "Doldun mu?" deriz, o: "Daha var mı?" der.

Muhtasar Tefsir

وَاُزْلِفَتِ الْجَنَّةُ لِلْمُتَّق۪ينَ غَيْرَ بَع۪يدٍ ٣١

Ve uzlifeti-lcennetu lilmuttekîne ġayra be’îdin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Cennet, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara yaklaştırılır, zaten uzakta değildir.

Muhtasar Tefsir

هٰذَا مَا تُوعَدُونَ لِكُلِّ اَوَّابٍ حَف۪يظٍۚ ٣٢

Hâżâ mâ tû’adûne likulli evvâbin hafîzin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlara: "İşte bu cennet, Allah'a yönelen, O'nun buyruklarına riayet eden; görmediği Rahman'dan korkan, Allah'a yönelmiş bir kalble gelen sizlere, hepinize söz verilen yerdir. Oraya esenlikle girin; işte sonsuzluk günü budur" denir.

Muhtasar Tefsir

مَنْ خَشِيَ الرَّحْمٰنَ بِالْغَيْبِ وَجَٓاءَ بِقَلْبٍ مُن۪يبٍ ٣٣

Men ḣaşiye-rrahmâne bilġaybi ve câe bikalbin munîbin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlara: "İşte bu cennet, Allah'a yönelen, O'nun buyruklarına riayet eden; görmediği Rahman'dan korkan, Allah'a yönelmiş bir kalble gelen sizlere, hepinize söz verilen yerdir. Oraya esenlikle girin; işte sonsuzluk günü budur" denir.

Muhtasar Tefsir

اُدْخُلُوهَا بِسَلَامٍۜ ذٰلِكَ يَوْمُ الْخُلُودِ ٣٤

Udḣulûhâ biselâmins żâlike yevmu-lḣulûdi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlara: "İşte bu cennet, Allah'a yönelen, O'nun buyruklarına riayet eden; görmediği Rahman'dan korkan, Allah'a yönelmiş bir kalble gelen sizlere, hepinize söz verilen yerdir. Oraya esenlikle girin; işte sonsuzluk günü budur" denir.

Muhtasar Tefsir

لَهُمْ مَا يَشَٓاؤُ۫نَ ف۪يهَا وَلَدَيْنَا مَز۪يدٌ ٣٥

Lehum mâ yeşâûne fîhâ veledeynâ mezîdun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Orada dilediklerini bulurlar. Katımızda fazlası da vardır.

Muhtasar Tefsir

وَكَمْ اَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنْ قَرْنٍ هُمْ اَشَدُّ مِنْهُمْ بَطْشًا فَنَقَّبُوا فِي الْبِلَادِۜ هَلْ مِنْ مَح۪يصٍ ٣٦

Vekem ehleknâ kablehum min karnin hum eşeddu minhum batşen fenakkabû fî-lbilâdi hel min mehîsin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bu inkarcılardan önce, kendilerinden daha kuvvetli olan, diyar diyar dolaşan nice nesilleri yok etmişizdir. Kurtuluşu var mı?

Muhtasar Tefsir

اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَذِكْرٰى لِمَنْ كَانَ لَهُ قَلْبٌ اَوْ اَلْقَى السَّمْعَ وَهُوَ شَه۪يدٌ ٣٧

İnne fî żâlike leżikrâ limen kâne lehu kalbun ev elkâ-ssem’a ve huve şehîdun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu bunda, kalbi olana veya hazır bulunup kulak verene ders vardır.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ خَلَقْنَا السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا ف۪ي سِتَّةِ اَيَّامٍۗ وَمَا مَسَّنَا مِنْ لُغُوبٍ ٣٨

Ve lekad ḣalaknâ-ssemâvâti vel-arda vemâ beynehumâ fî sitteti eyyâmin vemâ messenâ min luġûbin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları altı günde yarattık ve Biz bir yorgunluk da duymadık.

Muhtasar Tefsir

فَاصْبِرْ عَلٰى مَا يَقُولُونَ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ قَبْلَ طُلُوعِ الشَّمْسِ وَقَبْلَ الْغُرُوبِۚ ٣٩

Fasbir ‘alâ mâ yekûlûne ve sebbih bihamdi rabbike kable tulû’i-şşemsi ve kable-lġurûbi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Söylediklerine sabret; Rabbini, güneşin doğmasından önce ve batışından önce överek tesbih et.

Muhtasar Tefsir

وَمِنَ الَّيْلِ فَسَبِّحْهُ وَاَدْبَارَ السُّجُودِ ٤٠

Ve mine-lleyli fesebbihhu ve edbâra-ssucûdi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Geceleyin ve secdelerin ardından O'nu tesbih et.

Muhtasar Tefsir

وَاسْتَمِعْ يَوْمَ يُنَادِ الْمُنَادِ مِنْ مَكَانٍ قَر۪يبٍۙ ٤١

Vestemi’ yevme yunâdi-lmunâdi min mekânin karîbin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bir çağırıcının yakın bir yerden çağıracağı güne kulak ver.

Muhtasar Tefsir

يَوْمَ يَسْمَعُونَ الصَّيْحَةَ بِالْحَقِّۜ ذٰلِكَ يَوْمُ الْخُرُوجِ ٤٢

Yevme yesme’ûne-ssayhate bilhakkic żâlike yevmu-lḣurûci

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O gün çığlığı gerçekten duyarlar; işte o, kabirden çıkış günüdür.

Muhtasar Tefsir

اِنَّا نَحْنُ نُحْي۪ وَنُم۪يتُ وَاِلَيْنَا الْمَص۪يرُۙ ٤٣

İnnâ nahnu nuhyî ve numîtu ve-ileynâ-lmasîru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu Biz diriltiriz, Biz öldürürüz, dönüş Bize'dir.

Muhtasar Tefsir

يَوْمَ تَشَقَّقُ الْاَرْضُ عَنْهُمْ سِرَاعًاۜ ذٰلِكَ حَشْرٌ عَلَيْنَا يَس۪يرٌ ٤٤

Yevme teşakkaku-l-ardu ‘anhum sirâ’âanc żâlike haşrun ‘aleynâ yesîrun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O gün, yer yarılır, onlar çabucak ayrılır; bu, Bize göre kolay bir toplamadır.

Muhtasar Tefsir

نَحْنُ اَعْلَمُ بِمَا يَقُولُونَ وَمَٓا اَنْتَ عَلَيْهِمْ بِجَبَّارٍ فَذَكِّرْ بِالْقُرْاٰنِ مَنْ يَخَافُ وَع۪يدِ ٤٥

Nahnu a’lemu bimâ yekûlûnes vemâ ente ‘aleyhim bicebbârins feżekkir bilkur-âni men yeḣâfu va’îdi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onların dediklerini Biz biliriz. Sen onların üzerinde bir zorba değilsin; söz verdiğim günden korkanlara Kuran'la öğüt ver.

Muhtasar Tefsir

Kâf Sûresi hakkında

Âyet
45
İniş yeri
Mekke
İniş sırası
34.
Kelime
373
Harf
1.488
Cüz
26.
Sayfa
517
Kaf suresi kaç ayettir?

Kâf Sûresi 45 âyettir.

Kaf suresi Mekki mi Medeni mi?

Kâf Sûresi Mekke'de indirilmiş Mekkî bir sûredir.

Kaf suresi Kur'an'ın kaçıncı suresidir?

Kâf Sûresi, mushaf sıralamasında 50. sûredir; iniş sırasına göre 34. sûredir.

Kaf suresi hangi cüzde ve kaçıncı sayfada?

Kâf Sûresi 26. cüzde, mushafın 517. sayfasında başlar.

Surah Qaf in English · Qaf surəsi · Qof surasi

Meal & Görünüm

Arapça yazı

Gösterilecek mealler

Türkçe
Okunuş
Azərbaycanca
Қазақша
Oʻzbekcha
Тоҷикӣ
English

Ek bölümler

Okuma