Bel ‘acibû en câehum munżirun minhum fekâle-lkâfirûne hâżâ şey-un ‘acîbun
Meal
Ne var ki, müşrikler içlerinden bir uyarıcının kendilerine gelmesini tuhaf karşılamakta ve gerçeği gizleyen o kâfirler şöyle demekteler: “Bu, ne acaip bir şey!”
Kur'an Tefsiri
Şunu belirtmek gerekir ki, iman bir nasip işidir. Nitekim Kur’an’ın ilk muhatabı olan müşrik Araplar, kendileri gibi bir insanın peygamber olmasını çok tuhaf karşılamışlar, onun haber verdiği ölümden sonra tekrar dirilişi de imkân dışı görmüşlerdir. Halbuki her şeyi yoktan yaratan Allah ölüleri diriltmeye elbette kadirdir. Üstelik Allah Teâlâ ölen insanın toprak içinde nasıl bir değişim geçirdiğini, ondan neyin kaldığını, neyin eksildiğini, nelerin başka maddelere dönüştüğünü çok iyi bilmektedir. Bunlar aynı zamanda Levh-i Mahfuz’da en ince ayrıntılarına kadar kaydedilmiş vaziyettedir. Dolayısıyla insanların bedenlerini yeniden yaratmak ve ruhu oraya iade etmek Allah için zor değildir. Fakat kâfirler, akıllarını çalıştırıp doğru ya da yanlışlığını araştırmadan kendilerine gelen din gerçeğini yalanladılar. Böylece kendilerini çok muzdarip ve perişan bir hal içine soktular. Peygamber (s.a.s.)’e gâh şair, gâh sihirbaz, gâh kahin dediler. İnkâr ve şaşkınlık içinde geleceğe dair tüm umutlarını kaybetmiş bir halde büyük bir ıstırapla kıvranıp durdular. Kâfirlerin ruh halleri daima böyledir. Aslında o ıstıraptan kurtulmanın tek yolu vardır; o da inanmaktır. İnanmak ve imanı tahkike erdirmek için de Allah Teâlâ’nın göklerde ve yerde bulunan kudret tecellilerine ibretle nazar etmek gerekir:
Muhtasar Tefsir
Onların seni reddetmelerinin sebebi; senin yalan söylemiş olabilme ihtimalin değildir. Onlar, senin doğruluğunu bilmektedirler. Bilakis onlar, bir meleğin değil de kendilerine kendi cinslerinden bir kimsenin uyarıcı olarak gelmesine şaşırmışlar ve şöyle demişlerdir: "Elçinin insanlardan bir kimse olarak bize gelmesi şaşılacak bir şeydir."