VeliAllâhi mâ fî-ssemâvâti vemâ fî-l-ardi liyecziye-lleżîne esâû bimâ ‘amilû ve yecziye-lleżîne ahsenû bilhusnâ
Meal
Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi Allah’ındır. Böyle olduğu için O, kötülük işleyenleri yaptıkları yüzünden cezalandırır, iyilik yapanlara ise daha güzeliyle mükâfat verir.
Kur'an Tefsiri
Allah Teâlâ, bu muazzam kâinat nizamını iyi ve güzel davrananları en güzel şekilde mükâfatlandırmak, kötülük yapanlara da layık oldukları cezayı vermek için kurmuş ve devam ettirmektedir. Dünya bir imtihan sahası olup, burada yapılanların hesabı âhirette görülecek ve amellerin tastamam karşılığı orada verilecektir. (bk. Âl-i İmran 3/185) Böyle olmasaydı, yaratılış gerçeğinin bir hikmeti kalmazdı.
İyi ve güzel kulların burada dikkat çekilen özellikleri büyük günahlardan, çirkin ve hayâsız işlerden uzak durmalarıdır. Şunu ifade etmek gerekir ki, Kur’an ve sünnette kesin olarak haram kılınan, haklarında had cezası bildirilen veya âhirette azap sebebi sayılan günahlar büyük günahlardır. Allah’ın insanlar üzerine azab göndermesine neden olan suçlar da büyük günahtır. Bunun dışında kalanlar ise küçük günahlardır. Küçük günahların affedilmesi, onların günah sayılmamasından değil, Allah’ın rahmetinin genişliği sebebiyledir. İnsan günahın küçüklüğüne değil, onu kime karşı işlediğine bakmalı, yine nimetin küçüklüğüne değil onun kimin tarafından geldiğine dikkat etmelidir. Bilinmelidir ki, tevbe ve istiğfara devam edildiği sürece büyük günahlar bile bağışlanırken, ısrarla işlenmeye devam edilen küçük günahların büyük günah haline dönüşme tehlikesi daima mevcuttur. Şu âyet-i kerîme, anlatılan hususu ne güzel tefsir ve izah etmektedir:
“Onlar çirkin bir iş yaptıkları veya günah işleyerek kendi öz canlarına zulmettikleri zaman, hemen Allah’ı hatırlayarak O’ndan günahlarının affını isterler. Zaten, günahları Allah’tan başka kim affedebilir ki? Hem onlar, işledikleri günah ve hatalarda bile bile ısrar da etmezler.” (Âl-i İmrân 3/135)
32. âyette yer alan “…nefislerinizi temize çıkarmayın, kendinizi hatasız görmeyin. Çünkü O, kimin Rabbine derin bir saygı duyup günahlardan titizlikle kaçındığını da çok iyi bilir” ifadesi, ne kadar güzel amellerde bulunursa bulunsun, kulun bütün güzellikleri Rabbinden bilip kendine izafe etmemesi ve kendini hatasız görmemesi açısından çok önemli bir uyarıdır. Şu hadis-i şerifler, bu konuda gösterilmesi gereken hassasiyetin boyutlarını ortaya koyma açısından son derece dikkat çekicidir:
Sahâbîlerden biri yeni dünyaya gelen kızına “iyi kadın” anlamında Berre adını vermişti. Peygamberimiz (s.a.s.), “Kendinizi temize çıkarmayın; Allah sizin iyi olanlarınızı pekâlâ bilir” buyurdu ve çocuğa Zeynep adının verilmesini tavsiye etti. (Müslim, Âdâb 17-19; Ebû Dâvûd, Edeb 62)
Bir defasında Peygamberimiz (s.a.s.)’in yanında bir adamdan bahsedilmiş ve orada bulunan bir kişi o adamı aşırı derecede övmüştü. Bunun üzere Efendimiz (s.a.s.):
“- Yazık sana! Arkadaşının boynunu kopardın” buyurdu ve bu sözü defalarca tekrarladı. Sonra da:
“- Şâyet biriniz mutlaka arkadaşını övecekse, eğer söylediği gibi olduğuna da gerçekten inanıyorsa, «zannederim o şöyle iyidir, böyle iyidir» desin. Esasen onu hesaba çekecek olan Allah’tır ve Allah’a karşı hiç kimse kesin olarak temize çıkarılamaz.” (Buhârî, Edeb 54; Müslim, Zühd 65)
Unutmamak gerekir ki, iyi olduğu sanılan kimseler için böyle davranılması istenmektedir. Hele bir de kişi Allah’tan yüz çeviren inkârcı biri ise:Muhtasar Tefsir
Göklerdeki ve yerdeki her şey; mülk, yaratma ve idare etme bakımından yalnızca Yüce Allah`a aittir. Dünyada kötü amel işleyenleri hak ettikleri azap ile cezalandıracak ve iyi amel işleyen Müminleri de cennet ile mükâfatlandıracaktır.