Kur'an Sûresiالقرآن الكريم
سُورَةُ القمر

Kamer Sûresi

54. sûreMekkî55 âyetSayfa 527
MushafDinle / MP3Tefsir
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

اِقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانْشَقَّ الْقَمَرُ ١

İkterabeti-ssâ’atu venşakka-lkameru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kıyamet saati yaklaşır, ay yarılır; onlar bir delil görünce hala yüz çevirirler ve: "Süregelen bir sihir" derler.

Muhtasar Tefsir

وَاِنْ يَرَوْا اٰيَةً يُعْرِضُوا وَيَقُولُوا سِحْرٌ مُسْتَمِرٌّ ٢

Ve-in yerav âyeten yu’ridû ve yekûlû sihrun mustemirrun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kıyamet saati yaklaşır, ay yarılır; onlar bir delil görünce hala yüz çevirirler ve: "Süregelen bir sihir" derler.

Muhtasar Tefsir

وَكَذَّبُوا وَاتَّبَعُٓوا اَهْوَٓاءَهُمْ وَكُلُّ اَمْرٍ مُسْتَقِرٌّ ٣

Ve keżżebû vettebe’û ehvâehumc ve kullu emrin mustakirrun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yalanlarlar da kendi heveslerine uyarlar. Ama her işin karar kılacağı bir sonucu vardır.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ جَٓاءَهُمْ مِنَ الْاَنْبَٓاءِ مَا ف۪يهِ مُزْدَجَرٌۙ ٤

Ve lekad câehum mine-l-enbâ-i mâ fîhi muzdecerun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, onları bu hallerinden vazgeçirecek nice haberler gelmiştir.

Muhtasar Tefsir

حِكْمَةٌ بَالِغَةٌ فَمَا تُغْنِ النُّذُرُۙ ٥

Hikmetun bâliġatuns femâ tuġnî-nnużuru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bu haberlerin her birinde üstün hikmet vardır; ama uyarmalar fayda vermiyor.

Muhtasar Tefsir

فَتَوَلَّ عَنْهُمْۢ يَوْمَ يَدْعُ الدَّاعِ اِلٰى شَيْءٍ نُكُرٍۙ ٦

Fetevelle ‘anhumm yevme yed’u-ddâ’i ilâ şey-in nukurin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Öyleyse onlardan yüz çevir; çağıran, görülmemiş ve tanınmamış bir şeye çağırdığı gün;

Muhtasar Tefsir

خُشَّعًا اَبْصَارُهُمْ يَخْرُجُونَ مِنَ الْاَجْدَاثِ كَاَنَّهُمْ جَرَادٌ مُنْتَشِرٌۙ ٧

Ḣuşşe’an ebsâruhum yaḣrucûne mine-l-ecdâśi ke-ennehum cerâdun munteşirun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Gözleri dalgın dalgın, çekirgeler gibi yayılmış, o çağırana koşarak kabirlerden çıkarlar. İnkarcılar: "Bu, zorlu bir gündür" derler.

Muhtasar Tefsir

مُهْطِع۪ينَ اِلَى الدَّاعِۜ يَقُولُ الْكَافِرُونَ هٰذَا يَوْمٌ عَسِرٌ ٨

Muhti’îne ilâ-ddâ’is yekûlu-lkâfirûne hâżâ yevmun ‘asirun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Gözleri dalgın dalgın, çekirgeler gibi yayılmış, o çağırana koşarak kabirlerden çıkarlar. İnkarcılar: "Bu, zorlu bir gündür" derler.

Muhtasar Tefsir

كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ فَكَذَّبُوا عَبْدَنَا وَقَالُوا مَجْنُونٌ وَازْدُجِرَ ٩

Keżżebet kablehum kavmu nûhin fekeżżebû ‘abdenâ ve kâlû mecnûnun vezducira

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bu ortak koşanlardan önce Nuh milleti de yalanlamış, kulumuzu yalanlayarak: "Delidir" demişlerdi, yolu kesilmişti.

Muhtasar Tefsir

فَدَعَا رَبَّهُٓ اَنّ۪ي مَغْلُوبٌ فَانْتَصِرْ ١٠

Fede’â rabbehu ennî maġlûbun fentasir

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O da: "Ben yenildim, bana yardım et" diye Rabbine yalvarmıştı.

Muhtasar Tefsir

فَفَتَحْنَٓا اَبْوَابَ السَّمَٓاءِ بِمَٓاءٍ مُنْهَمِرٍۘ ١١

Fefetahnâ ebvâbe-ssemâ-i bimâ-in munhemirin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz de bunun üzerine gök kapılarını boşanan sularla açtık.

Muhtasar Tefsir

وَفَجَّرْنَا الْاَرْضَ عُيُونًا فَالْتَقَى الْمَٓاءُ عَلٰٓى اَمْرٍ قَدْ قُدِرَۚ ١٢

Ve feccernâ-l-arda ‘uyûnen feltekâ-lmâu ‘alâ emrin kad kudira

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yeryüzünde kaynaklar fışkırttık; her iki su, takdir edilen bir ölçüye göre birleşti.

Muhtasar Tefsir

وَحَمَلْنَاهُ عَلٰى ذَاتِ اَلْوَاحٍ وَدُسُرٍۙ ١٣

Ve hamelnâhu ‘alâ żâti elvâhin ve dusurin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onu, tahtadan yapılmış, mıhla çakılmış bir gemiye bindirdik; inkar edilmiş olan Nuh'a mükafat olarak verdiğimiz gemi nezaretimiz altında yüzüyordu.

Muhtasar Tefsir

تَجْر۪ي بِاَعْيُنِنَاۚ جَزَٓاءً لِمَنْ كَانَ كُفِرَ ١٤

Tecrî bi-a’yuninâ cezâen limen kâne kufira

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onu, tahtadan yapılmış, mıhla çakılmış bir gemiye bindirdik; inkar edilmiş olan Nuh'a mükafat olarak verdiğimiz gemi nezaretimiz altında yüzüyordu.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ تَرَكْنَاهَٓا اٰيَةً فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ ١٥

Ve lekad teraknâhâ âyeten fehel min muddekirin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki Biz, o gemiyi bir ibret olarak bıraktık; öğüt alan yok mudur?

Muhtasar Tefsir

فَكَيْفَ كَانَ عَذَاب۪ي وَنُذُرِ ١٦

Fekeyfe kâne ‘ażâbî ve nużuri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Benim azabım ve uyarmam nasılmış?

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْاٰنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ ١٧

Ve lekad yessernâ-lkur-âne liżżikri fehel min muddekirin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki Kuran'ı, öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?

Muhtasar Tefsir

كَذَّبَتْ عَادٌ فَكَيْفَ كَانَ عَذَاب۪ي وَنُذُرِ ١٨

Keżżebet ‘âdun fekeyfe kâne ‘ażâbî ve nużuri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ad milleti peygamberini yalanlamıştı; Benim azabım ve uyarmam nasılmış?

Muhtasar Tefsir

اِنَّٓا اَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ ر۪يحًا صَرْصَرًا ف۪ي يَوْمِ نَحْسٍ مُسْتَمِرٍّۙ ١٩

İnnâ erselnâ ‘aleyhim rîhan sarsaran fî yevmi nahsin mustemirrin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Nitekim üzerlerine, insanları, sökülmüş hurma kütüğü gibi kopararak yere seren, dondurucu bir rüzgarı uğursuzluğu devam eden bir günde gönderdik.

Muhtasar Tefsir

تَنْزِعُ النَّاسَۙ كَاَنَّهُمْ اَعْجَازُ نَخْلٍ مُنْقَعِرٍ ٢٠

Tenzi’u-nnâse ke-ennehum a’câzu naḣlin munka’irin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Nitekim üzerlerine, insanları, sökülmüş hurma kütüğü gibi kopararak yere seren, dondurucu bir rüzgarı uğursuzluğu devam eden bir günde gönderdik.

Muhtasar Tefsir

فَكَيْفَ كَانَ عَذَاب۪ي وَنُذُرِ ٢١

Fekeyfe kâne ‘ażâbî ve nużuri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Benim azabım ve uyarmam nasılmış?

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْاٰنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ۟ ٢٢

Ve lekad yessernâ-lkur-âne liżżikri fehel min muddekirin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, Kuran'ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?

Muhtasar Tefsir

كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِالنُّذُرِ ٢٣

Keżżebet śemûdu bi-nnużuri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Semud milleti uyaran peygamberleri yalanladı.

Muhtasar Tefsir

فَقَالُٓوا اَبَشَرًا مِنَّا وَاحِدًا نَتَّبِعُهُٓۙ اِنَّٓا اِذًا لَف۪ي ضَلَالٍ وَسُعُرٍ ٢٤

Fekâlû ebeşeran minnâ vâhiden nettebi’uhu innâ iżen lefî dalâlin ve su’urin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"İçimizden bir insana mı uyacağız? O zaman biz sapıklık ve delilik etmiş oluruz. Kitap, aramızda, ona mı verilmiş? Hayır, o pek yalancı ve şımarığın biridir" dediler.

Muhtasar Tefsir

ءَاُلْقِيَ الذِّكْرُ عَلَيْهِ مِنْ بَيْنِنَا بَلْ هُوَ كَذَّابٌ اَشِرٌ ٢٥

E-ulkiye-żżikru ‘aleyhi min beyninâ bel huve keżżâbun eşirun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"İçimizden bir insana mı uyacağız? O zaman biz sapıklık ve delilik etmiş oluruz. Kitap, aramızda, ona mı verilmiş? Hayır, o pek yalancı ve şımarığın biridir" dediler.

Muhtasar Tefsir

سَيَعْلَمُونَ غَدًا مَنِ الْكَذَّابُ الْاَشِرُ ٢٦

Seya’lemûne ġaden meni-lkeżżâbu-l-eşiru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yarın, kimin pek yalancı ve şımarık olduğunu bileceklerdir.

Muhtasar Tefsir

اِنَّا مُرْسِلُوا النَّاقَةِ فِتْنَةً لَهُمْ فَارْتَقِبْهُمْ وَاصْطَبِرْۘ ٢٧

İnnâ mursilû-nnâkati fitneten lehum fertekibhum vastabir

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu, onları denemek üzere dişi deveyi gönderen Biziz. Salih'e şöyle demiştik: "Onları gözetle ve sabret;

Muhtasar Tefsir

وَنَبِّئْهُمْ اَنَّ الْمَٓاءَ قِسْمَةٌ بَيْنَهُمْۚ كُلُّ شِرْبٍ مُحْتَضَرٌ ٢٨

Ve nebbi/hum enne-lmâe kismetun beynehums kullu şirbin muhtedarun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlara, sıralarına göre suyun kendileriyle o deve aralarında pay edilmiş olunduğunu söyle."

Muhtasar Tefsir

فَنَادَوْا صَاحِبَهُمْ فَتَعَاطٰى فَعَقَرَ ٢٩

Fenâdev sâhibehum fete’âtâ fe’akara

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ama bir arkadaşlarını çağırdılar, o da kılıcını alarak deveyi kesti.

Muhtasar Tefsir

فَكَيْفَ كَانَ عَذَاب۪ي وَنُذُرِ ٣٠

Fekeyfe kâne ‘ażâbî ve nużuri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Benim azabım ve uyarmam nasılmış?

Muhtasar Tefsir

اِنَّٓا اَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ صَيْحَةً وَاحِدَةً فَكَانُوا كَهَش۪يمِ الْمُحْتَظِرِ ٣١

İnnâ erselnâ ‘aleyhim sayhaten vâhideten fekânû keheşîmi-lmuhtaziri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Nitekim üzerlerine bir çığlık gönderdik de, ağılcıların kullandığı kurumuş ot gibi oldular.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْاٰنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ ٣٢

Ve lekad yessernâ-lkur-âne liżżikri fehel min muddekirin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, Kuran'ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?

Muhtasar Tefsir

كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍ بِالنُّذُرِ ٣٣

Keżżebet kavmu lûtin bi-nnużuri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Lut milleti uyaran peygamberleri yalanladı.

Muhtasar Tefsir

اِنَّٓا اَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ حَاصِبًا اِلَّٓا اٰلَ لُوطٍۜ نَجَّيْنَاهُمْ بِسَحَرٍۙ ٣٤

İnnâ erselnâ ‘aleyhim hâsiben illâ âle lûtins necceynâhum biseharin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz de üzerlerine taş yağdıran bir rüzgar gönderdik. Ancak, Lut'un taraftarlarını, katımızdan bir nimet olarak seher vakti kurtardık. Şükredene işte böyle mükafat veririz.

Muhtasar Tefsir

نِعْمَةً مِنْ عِنْدِنَاۜ كَذٰلِكَ نَجْز۪ي مَنْ شَكَرَ ٣٥

Ni’meten min ‘indinâ keżâlike neczî men şekera

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz de üzerlerine taş yağdıran bir rüzgar gönderdik. Ancak, Lut'un taraftarlarını, katımızdan bir nimet olarak seher vakti kurtardık. Şükredene işte böyle mükafat veririz.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ اَنْذَرَهُمْ بَطْشَتَنَا فَتَمَارَوْا بِالنُّذُرِ ٣٦

Ve lekad enżerahum batşetenâ fetemârav bi-nnużuri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Lut, and olsun ki, onları Bizim yakalamamızla uyarmıştı, ama onlar uyarmaları şüphe ile karşılayarak dinlemediler.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ رَاوَدُوهُ عَنْ ضَيْفِه۪ فَطَمَسْنَٓا اَعْيُنَهُمْ فَذُوقُوا عَذَاب۪ي وَنُذُرِ ٣٧

Ve lekad râvedûhu ‘an dayfihi fetamesnâ a’yunehum feżûkû ‘ażâbî ve nużuri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, onlar Lut'un konukları olan melekleri elde etmeye kalkıştılar, bunun üzerine gözlerini kör ettik. "Azabımı ve uyarmalarımı dinlememenin sonucunu tadın" dedik.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ صَبَّحَهُمْ بُكْرَةً عَذَابٌ مُسْتَقِرٌّۚ ٣٨

Ve lekad sabbehahum bukraten ‘ażâbun mustekirrun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, sabah erken, önü alınmaz bir azap başlarına geldi.

Muhtasar Tefsir

فَذُوقُوا عَذَاب۪ي وَنُذُرِ ٣٩

Feżûkû ‘ażâbî ve nużuri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Azabımı ve uyarmalarımı dinlememenin sonucunu tadın" dedik.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْاٰنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ۟ ٤٠

Ve lekad yessernâ-lkur-âne liżżikri fehel min muddekirin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, Kuran'ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ جَٓاءَ اٰلَ فِرْعَوْنَ النُّذُرُۚ ٤١

Ve lekad câe âle fir’avne-nnużuru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, Firavun erkanına uyaranlar geldi.

Muhtasar Tefsir

كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا كُلِّهَا فَاَخَذْنَاهُمْ اَخْذَ عَز۪يزٍ مُقْتَدِرٍ ٤٢

Keżżebû bi-âyâtinâ kullihâ fe-eḣażnâhum aḣże ‘azîzin muktedirin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Mucizelerimizin hepsini yalanladılar. Bunun üzerine onları güç ve kuvvet sahibi olana yakışır bir şekilde yakaladık.

Muhtasar Tefsir

اَكُفَّارُكُمْ خَيْرٌ مِنْ اُو۬لٰٓئِكُمْ اَمْ لَكُمْ بَرَٓاءَةٌ فِي الزُّبُرِۚ ٤٣

Ekuffârukum ḣayrun min ulâ-ikum em lekum berâetun fî-zzuburi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sizin inkarcılarınız bunlardan daha mı üstündür? Yoksa Kitablarda size bir kurtuluş belgesi mi var?

Muhtasar Tefsir

اَمْ يَقُولُونَ نَحْنُ جَم۪يعٌ مُنْتَصِرٌ ٤٤

Em yekûlûne nahnu cemî’un muntasirun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yoksa: "Biz öç alabilecek bir topluluğuz" mu diyorlar?

Muhtasar Tefsir

سَيُهْزَمُ الْجَمْعُ وَيُوَلُّونَ الدُّبُرَ ٤٥

Seyuhzemu-lcem’u ve yuvellûne-ddubura

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Toplulukları dağıtılacak, yüzgeri edileceklerdir.

Muhtasar Tefsir

بَلِ السَّاعَةُ مَوْعِدُهُمْ وَالسَّاعَةُ اَدْهٰى وَاَمَرُّ ٤٦

Beli-ssâ’atu mev’iduhum ve-ssâ’atu edhâ ve emerru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kıyamet onların azap ile vadedildikleri gündür. O ne korkunç, ne acı bir gündür!

Muhtasar Tefsir

اِنَّ الْمُجْرِم۪ينَ ف۪ي ضَلَالٍ وَسُعُرٍۢ ٤٧

İnne-lmucrimîne fî dalâlin ve su’urin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu suçlular sapıklık ve çılgınlık içindedirler.

Muhtasar Tefsir

يَوْمَ يُسْحَبُونَ فِي النَّارِ عَلٰى وُجُوهِهِمْۜ ذُوقُوا مَسَّ سَقَرَ ٤٨

Yevme yushabûne fî-nnâri ‘alâ vucûhihim żûkû messe sekara

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ateşe yüzüstü sürüldükleri gün, onlara: "Cehennemin dokunan azabını tadın" denir.

Muhtasar Tefsir

اِنَّا كُلَّ شَيْءٍ خَلَقْنَاهُ بِقَدَرٍ ٤٩

İnnâ kulle şey-in ḣaleknâhu bikaderin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şüphesiz Biz her şeyi bir ölçüye göre yaratmışızdır.

Muhtasar Tefsir

وَمَٓا اَمْرُنَٓا اِلَّا وَاحِدَةٌ كَلَمْحٍ بِالْبَصَرِ ٥٠

Vemâ emrunâ illâ vâhidetun kelemhin bilbasari

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bizim buyruğumuz bir göz kırpması gibi anidir.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ اَهْلَكْنَٓا اَشْيَاعَكُمْ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ ٥١

Ve lekad ehleknâ eşyâ’akum fehel min muddekirin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, benzerlerinizi yok etti, öğüt alan yok mudur?

Muhtasar Tefsir

وَكُلُّ شَيْءٍ فَعَلُوهُ فِي الزُّبُرِ ٥٢

Ve kullu şey-in fe’alûhu fî-zzuburi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnsanların yaptıkları her şey kitablarda kayıtlıdır.

Muhtasar Tefsir

وَكُلُّ صَغ۪يرٍ وَكَب۪يرٍ مُسْتَطَرٌ ٥٣

Ve kullu saġîrin ve kebîrin mustetarun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Küçük ve büyük, hepsi satır satırdır.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ الْمُتَّق۪ينَ ف۪ي جَنَّاتٍ وَنَهَرٍۙ ٥٤

İnne-lmuttekîne fî cennâtin ve neharin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, güçlü hükümdarın katında, yüksek bir derecede, cennetlerde ferahlık ve aydınlık içindedirler.

Muhtasar Tefsir

ف۪ي مَقْعَدِ صِدْقٍ عِنْدَ مَل۪يكٍ مُقْتَدِرٍ ٥٥

Fî mak’adi sidkin ‘inde melîkin muktedirin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, güçlü hükümdarın katında, yüksek bir derecede, cennetlerde ferahlık ve aydınlık içindedirler.

Muhtasar Tefsir

Kamer Sûresi hakkında

Âyet
55
İniş yeri
Mekke
İniş sırası
37.
Kelime
342
Harf
1.461
Cüz
27.
Sayfa
527
Kamer suresi kaç ayettir?

Kamer Sûresi 55 âyettir.

Kamer suresi Mekki mi Medeni mi?

Kamer Sûresi Mekke'de indirilmiş Mekkî bir sûredir.

Kamer suresi Kur'an'ın kaçıncı suresidir?

Kamer Sûresi, mushaf sıralamasında 54. sûredir; iniş sırasına göre 37. sûredir.

Kamer suresi hangi cüzde ve kaçıncı sayfada?

Kamer Sûresi 27. cüzde, mushafın 527. sayfasında başlar.

Surah Al-Qamar in English · Qəmər surəsi · Qamar surasi

Meal & Görünüm

Arapça yazı

Gösterilecek mealler

Türkçe
Okunuş
Azərbaycanca
Қазақша
Oʻzbekcha
Тоҷикӣ
English

Ek bölümler

Okuma