Śumme be’aśnâ min ba’dihi rusulen ilâ kavmihim fecâûhum bilbeyyinâti femâ kânû liyu/minû bimâ keżżebû bihi min kabluc keżâlike natbe’u ‘alâ kulûbi-lmu’tedîne
Meal
Nûh’un ardından biz, daha pek çok peygamberi kendi toplumlarına gönderdik. Peygamberleri onlara apaçık deliller ve mûcizeler getirdiler. Fakat onlar daha önce yalanladıkları şeylere bir türlü inanmadılar. Haddi aşanların kalplerini işte biz böyle mühürlüyoruz!
Kur'an Tefsiri
Hz. Nûh’tan sonra kendilerine peygamber gönderilen kavimlerin durumu da aynıdır. Onlara peygamberler geldi, ilâhî tâlimatları tebliğ etti, doğruluklarını ispatlayan nice açık deliller ve mûcizeler getirdi. Fakat onlar, peygamberlerin bu gayret ve çabalarına rağmen iman etmediler. Zira yalanlamayı alışkanlık haline getirmişlerdi ve o hâli terk etmek kendilerine çok güç geldi. İnkâr edip haddi aştılar. Haddi aşmaları sebebiyle de kalpleri mühürlendi; idraksiz ve hissiyatsız insanlar haline geldiler.
Âyet içinde yer alan “Haddi aşanların kalplerini işte biz böyle mühürlüyoruz!” (Yûnus 10/74) beyânı, hem öncekileri hem de daha sonra gelenleri şümûlüne alır. Buna göre Peygamberin davetine icâbet etmeyenlerin kalpleri katılaşacak; duygusuz, anlayışsız insanlar olacaklar ve işledikleri yanlışlar sebebiyle kalpleri mühürlenecektir. Resûlullah (s.a.s.) ve Kur’an’ın tâlimatlarına karşı taşkınlık yapanları da aynı hazin akıbet beklemektedir.
Gelelim Hz. Mûsâ ve Firavun’un ibret dolu kıssasına:
Muhtasar Tefsir
Sonra Nuh -aleyhisselam-`dan bir müddet sonra kendi toplumlarına peygamberler gönderdik. O peygamberler, ümmetlerine ayetler ve deliller ile geldiler. Daha önce peygamberleri yalanlamalarındaki ısrarları sebebi ile zaten inanma istekleri de yoktu. Allah da onların kalplerini mühürledi. Tıpkı önceki peygamberlere tabi olan kimselerin kalplerini mühürlediğimiz gibi her zaman ve mekânda Allah`ın sınırlarını aşan ve O`nu inkâr eden kâfirlerin de kalplerini mühürledik.