Kâle kâ-ilun minhum lâ taktulû yûsufe veelkûhu fî ġayâbeti-lcubbi yeltekithu ba’du-sseyyârati in kuntum fâ’ilîne
Meal
İçlerinden biri ise şu teklifte bulundu: “Yûsuf’u öldürmeyin; eğer mutlaka bir şey yapacaksanız bâri onu bir kuyunun dibine atın da gelip geçen kervanlardan biri onu bulup alsın.”
Kur'an Tefsiri
Kardeşlerden birinin, Yûsuf’un öldürülmesine veya uzak bir yere sürülmesine gönlü razı olmadı. Hatta bu işten vazgeçmelerini istedi. Hayır vazgeçmeyip, eğer mutlaka bir şey yapacaklarsa da, en azından ölmeyeceği, belki oradan geçen bir kervanın alıp götüreceği bir şekilde bir kuyunun dibine atmalarını öğütledi. Rivayete göre bu görüşü belirten Hz. Yâkub’un en büyük oğlu Yehûda’dır.
Bu âyet-i kerîmede şöyle işârî bir mâna sezilmektedir: Nefsânî his ve kuvveler hevâ bıçağıyla kalp Yûsuf’unu öldürmeğe çalışırlar. Zira kalbin ölümü nefsânî hevâ ve heveslerden kaynaklanır. Kalbi öldüren zehir işte budur. Yahut bu his ve kuvveler kalbi beşeriyet yurduna atmağa çalışırlar. Çünkü kalbin ölümünden sonra ruh, şehvet ve arzularını elde edebilmek için yüzünü his ve kuvvelere çevirir. Böylece kalbin ölümünden sonra bütün bu his ve kuvveler, hayvânî-nefsânî nimetlerden kâm almak için uygun bir topluluk hâline gelirler. İçlerinden bir sözcü -ki bu Yehûda yerinde olan düşünme gücüdür- şöyle der: Yûsuf’u öldürmeyip beden kuyusunun dibine ve beşeriyetin derinliğine atın. Eğer bunu yapar, bu uğurda çalışırsanız nefsânî hâdiseler kervanı onu alıp götürür.” (Bursevî, Rûhu’l-Beyân, IV, 286)
Kardeşler, Yehûda’nın görüşünü uygun bularak, aralarında kararlaştırdıkları sinsi planı tatbik etmek üzere babalarına geldiler:
Muhtasar Tefsir
Kardeşlerden biri şöyle dedi: Yusuf’u öldürmeyin, onu bir kuyunun derinliklerine bırakın. Geçen yolculardan biri onu bulup, alsın. Bu şekilde yapmak, onu öldürmekten daha az zararlıdır. Eğer onun durumu hakkında söylediğinizi yapmaya karar verdiyseniz böyle yapın.