Nahnu a’lemu bimâ yestemi’ûne bihi iż yestemi’ûne ileyke ve-iż hum necvâ iż yekûlu-zzâlimûne in tettebi’ûne illâ raculen meshûrân
Meal
Seni dinlerken aslında biz onların neye kulak kesildiklerini; kendi aralarında fısıldaşırlarken de o zâlimlerin birbirlerine: “Eğer Muhammed’e uyarsanız siz, ancak düpedüz büyülenmiş bir adamın ardından gitmiş olacaksınız” dediklerini biz çok iyi biliyoruz.
Kur'an Tefsiri
Müşrikler, Resûlullah (s.a.s.)’in okuduğu Kur’an’ı ve yaptığı konuşmaları dinler, daha sonra buna karşı bir tuzak hazırlamak için bir araya gelirlerdi. Bazan bir kimsenin Kur’an’ın tesiri altında kaldığından şüpheye düşerler, birlikte oturup onu bu tesirden kurtarmaya çalışırlar ve: “Düpedüz büyülenmiş, kendisine sihir yapılmış, ne konuştuğunu bilmeyen bir adama sen nasıl inanabilir, ondan nasıl etkilenebilirsin?” derlerdi. Asr-ı saadette bunun pek çok misâli vardır. Onlardan âyetin iniş sebebi olarak da nakledilen biri şöyledir:
Rivayete göre bir defasında Resûlullah (s.a.s.), Hz. Ali’nin bir yemek hazırlamasını isteyerek, Kureyş eşrafını yemeğe davet etti. Davet sırasında onlara âyetler okuyarak kendilerini tevhid inancını kabul etmeye çağırdı. Bunu kabul ettikleri takdirde, zannettiklerinin aksine, itibar kaybetmek şöyle dursun, hem kendi çevrelerinde öncekine göre daha çok hürmet göreceklerini hem de Arap olmayanlar nezdinde itibar kazanacaklarını beyân buyurdu. Fakat onlar bu daveti kabul etmemekle kalmadılar, üstelik Peygamberimiz (s.a.s.) konuşurken nezaket kaidelerini hiçe sayarak fısıltılı konuşmalarla onun büyülenmiş olduğunu ileri sürdüler. (Fahreddin er-Râzî, Mefâtîhu’l-gayb, XX, 178)
Bir diğer dikkat çekici hâdise de şudur:
Bir gece Ebû Süfyan, Ebû Cehil ve Ahnes b. Şerik, birbirlerinden habersiz olarak, Peygamberimiz (a.s.)’ın geceleyin evinde okuduğu Kur’ân-ı Kerîm’i dinlemek için gidip her biri bir yere gizlenir. Bunlar, geceyi Efendimiz’in Kur’ân okuyuşunu dinleyerek geçirirler. Ta ki sabaha karşı kimseye görünmeden gitmek isterlerken tesâdüfen birbirleriyle karşılaşırlar. Yaptıkları işin tuhaflığını fark edip birbirlerini ayıplayarak:
“– Bir daha böyle bir şey yapmayalım! Eğer bizi halktan ve kölelerden biri görmüş olsa, muhakkak kalbine şüphe düşer” deyip oradan ayrılırlar. Fakat ikinci ve üçüncü gece de aynı durum tekerrür eder. En son ayrılırken birbirlerine:
“– Bir daha dönmeyeceğimize yemîn etmedikçe buradan ayrılmayalım” derler ve anlaştıktan sonra dağılırlar. (İbn Hişâm, es-Sîre, I, 337-338)
Muallim Cûdî’nin şu beyti onların hâlini ne güzel ifade etmektedir:
Hidâyet senden olmazsa, dirâyet neylesin yâ Rab!
Arapça bilse de Ebu Cehl’e âyet neylesin yâ Rab!
Peygamberimiz (s.a.s.)’e bu kadar düşmanca tavır alan müşriklerin esas problemi, âhirete kesinlikle en küçük bir inançlarının olmamasıdır:
Muhtasar Tefsir
Biz, onların önde gelenlerinin Kur`an`ı dinleme hedeflerini çok iyi biliyoruz. Onlar Kur`an`ı hidayete ermek için dinlemezler. Bilakis sen Kur`an`ı okurken; küçümsemek, hafife alıp eğlenmek için dinlerler. Biz onların gizli konuşmalarında Kur`an``ı yalanlamayı ve engel olmayı amaçladıklarını çok iyi biliyoruz. Küfrederek/inkâr ederek kendi nefislerine zulmeden o kimseler şöyle derler: -Ey insanlar!- "Siz ancak büyülenmiş, aklı karışmış bir adama uyuyorsunuz."