İllâ rahmeten min rabbikec inne fadlehu kâne ‘aleyke kebîrân
Meal
Ancak Rabbinin merhameti sebebiyle böyle yapmadık. Doğrusu O’nun senin üzerindeki lutf u keremi çok büyüktür.
Kur'an Tefsiri
Önceki âyetten anlaşıldığı üzere Kur’an, müşriklerin iddia ettikleri gibi Peygamber (s.a.s.)’in kendinden söylediği beşerî bir söz değil, ona Allah’tan gelen ilâhî bir kelâmdır. Peygamber sadece gelen vahyi alan ve onu hiçbir değişikliğe uğratmaksızın aldığı şekilde tebliğ eden bir memurdur. Dolayısıyla Allah dilerse vahyi göndermez; gönderdiklerini de hafızalardan, sadırlardan, satırlardan siler, kaldırır; Peygamber de bu durum karşısında hiçbir şey yapamaz; yok olan o âyetleri geri getirebilmek için kendine bir yardımcı bile bulamaz. Nihâyetinde o, Allah’a kullukla vazifeli, bütün güç ve kuvvetini Allah’tan alan diğer insanlar gibi bir insandır. Ancak Allah Teâlâ rahmeti ve lütfunun bir eseri olarak ona Kur’an’ı göndermekte ve onu Rasûlü’nün kalbine yerleştirmektedir. Bu bakımdan âyetlerin mesajı, Peygamberimiz (s.a.s.)’den ziyade, Kur’an’ı Allah kelamı olarak kabul etmeyen, onu kendisinin uydurduğunu veya bir başka insan tarafından ona öğretildiğini iddia eden münkirleredir. Bu sebeple bir sonraki âyette, Kur’an’ın mûcize bir ilâhî kelâm olduğunu savunmak üzere bütün insanlar ve cinlere meydan okunmaktadır:
Muhtasar Tefsir
Rabbin sana rahmet ederek vahyetmiş olduğu Kur`an`ı çekip almadı. Muhakkak biz onu tarafımızdan korunmuş olarak bıraktık. Kesinlikle Rabbinin sana olan lütfu büyüktür. Seni bir resul olarak gönderdi, son peygamber olarak görevlendirdi ve sana Kur`an`ı indirdi.