Vemâ nursilu-lmurselîne illâ mubeşşirîne vemunżirînec veyucâdilu-lleżîne keferû bilbâtili liyudhidû bihi-lhakkas vetteḣażû âyâtî vemâ unżirû huzuvân
Meal
Halbuki biz peygamberleri helâk için değil ancak müjdeci ve uyarıcı olarak göndeririz. İnkara saplanıp kalanlar ise, bâtıla dayanarak hakkı yerinden kaydırıp ortadan kaldırmak için mücâdele eder, âyetlerimi ve kendilerine yapılan uyarıları alay konusu yaparlar.
Kur'an Tefsiri
Burada insanların kendilerine gelen hidâyet rehberlerine iman etmemelerinin, Allah’ı tanıyıp O’ndan af dilememelerinin iki temel sebebi üzerinde durulur:
Birincisi; Kur’an’da anlatıldığı üzere, değişmez ilâhî kanunlar gereğince önceki ümmetlerin başlarına gelen helak edici musibetlerin kendi başlarına da gelmesini istemeleri. Mesela müşrikler:
“Ey Allah! Eğer bu Kur’an, senin katından gelen gerçek bir kitap ise, hiç durma hemen üzerimize gökten taş yağdır veya bize elem verici bir azap gönder” demişlerdi. (Enfâl 8/32)
İkincisi; âhirette karşılaşacakları azabın şimdiden getirilip karşılarına çıkarılmasını istemeleri.
Halbuki her iki halde de iş bitmiş ve hidâyet imkânı ortadan kalkmış olacaktır. Bu bakımdan Cenab-ı Hak peygamberleri, gönderildikleri toplumun helakine sebep olsunlar diye değil, onlara rahmet olsunlar, onları ebedi saadetle müjdelesinler ve ebedî hüsranla korkutsunlar diye göndermiştir. Ancak kâfirler, hakkı yok etmek, iptal ve izâle etmek, yerinden kaydırmak için bâtıl yollarla mücâdele etmişlerdir. Onlar sihir, şiir, mânasız rüyalar, öncekilerin masalları diyerek Kur’ân-ı Kerîm’i; sihirbaz, kâhin, şâir, mecnun gibi yaftalarla Peygamberimiz (s.a.s.)’i alaya almışlardır. Peygamberin haber verdiği ve kendilerini tehdit ettiği âhiret azabıyla da alay etmişlerdir. Onlar bu mücâdele ve alaylarına aynı şekilde devam etmektedirler.
Oysa tevhid ehlinin delilleri, asla şüphecilerin şüphesi ve alaycıların alayı ile ortadan kalkmaz. Hz. İbrâhim’in yükselttiği Kâbe’yi Ebrehe nasıl yıkabilir?!
Mevlâna der ki:
Kim Allah’ın mumunu üflerse
O mum sönmez, üfleyenin ağzı yanar.
Âyet-i kerîmede şöyle buyrulur:
“Onlar, Allah’ın nûrunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Fakat Allah nûrunu mutlaka tamamlayacaktır; kâfirler hoşlanmasa da!” (Saff 61/8)
Böylesine boş bir sevdanın peşinden koşturan gafiller, Allah’ın âyetlerinden yüz çevirenleri şöyle bir korkunç âkibetin beklediğini unutmasınlar:
Muhtasar Tefsir
Gönderdiğimiz resullerimizi, ancak iman ve taat ehline müjdeci, kâfirlere ve isyankârlara karşı korkutucu olarak göndeririz. Resullerin, kalpler üzerinde onları hidayete taşıyacak hükümranlıkları yoktur. Kendilerine takdim edilen delillerin apaçık olmasına rağmen Allah`a küfredenler sürekli mücadele ederler. Batıllarıyla Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-`e indirilen hakkı yok etmek için mücadele ederler. Kur`an`ı ve kendilerine yapılan uyarıları gülünecek bir şey ve alay konusu yaparlar.