Tilke ummetun kad ḣalets lehâ mâ kesebet velekum mâ kesebtums velâ tus-elûne ‘ammâ kânu ya’melûne
Meal
Onlar bir ümmetti, gelip geçtiler. Onların kazandıkları kendilerine, sizin kazandığınız da sizedir. Siz, onların yaptıklarından sorgulanacak değilsiniz.
Kur'an Tefsiri
Bu âyetler, yahudilerin Allah Resûlü’ne: “Bilmiyor musun? Yakup öldüğü gün oğullarına yahudiliği tavsiye etmişti” demeleri üzerine inmiştir. (Vâhidî, Esbâbu’n-nuzûl, s. 44) Dolayısıyla böyle bir soru, olayı reddetmek için olup şu mânayı ifade eder: “Hayır, orada değildiniz. O halde Yakub’un ne söylediğini nereden bileceksiniz. Onun ne dediğini en iyi biz biliyoruz. Yakup ölmek üzereyken oğullarına: «Benden sonra kime kulluk edeceksiniz?” diye sordu Oğulları da: «Sadece senin ilâhına; ataların İbrâhim, İsmâil ve İshâk’ın ilâhı olan tek Allah’a kulluk edeceğiz. Biz sadece O’na teslim olmuşuz» dediler”.
Hz. Yakup, bu sualiyle oğullarından tevhîd ve İslâm inancı üzerinde kalacaklarına dâir söz almak istemişti. Zira Mısır’a geldiğinde halkın türlü türlü putlara taptıklarını görmüş, onların arasında yaşayacak olan evlatları hakkında endişeye kapılmış ve kendisinden sonra da dinin elden bırakılmamasını hatırlatmak gereğini duymuştu. O, gerçekten Allah’a bağlı bir kul olduğunu ve İslâm üzere ölmenin önemini kendi şahsında örnek olarak göstermiştir. Oğulları da verdikleri cevapla bu uğurda kararlı ve azimli olduklarını ortaya koymuşlardır. Allah Teâlâ, bu ibretli hadise ile Ehl-i kitabı ve diğer inanmayanları, İslâm dinini kabule davet etmektedir.
Devam eden âyet-i kerîmede ise sorumluluğun ferdiliğine dikkat çekilerek, herkesin kendini kurtaracak bir amel ve gayret peşinde olması gerektiği vurgulanmaktadır: Kıssaları anlatılan ve tevhid innacına mensup olan Hz. İbrâhim, Hz. Yakup ve onların vasiyetini tutarak Allah’ın birliğine inanan oğulları bir ümmet idiler. Çeşitli insan gruplarının birliği için, onların önüne geçmiş, uyulmaya ve itaat edilmeye layık bir cemaat mevkiinde bulunuyorlardı. İşledikleri bütün ameller ve yaptıkları iyilikler kendi sevap defterlerine yazıldı. Bunların mükafatı onlara verilecektir. Peki siz ne durumdasınız ve neler yapmaktasınız? Şunu bilin ki, sizin yaptığınız ve kazandığınız şeyler de sizin amel defterinize kaydedilmektedir. Bunların iyi veya kötü karşılığı da size verilecektir. Üstelik, öncekilerin yaptıklarından size herhangi bir şey sorulmayacaktır. Siz, sadece kendinizden ve kendi yaptıklarınızdan mesul tutulacaksınız. Bu âyet-i kerîmede, İbrâhim, İsmâil, İshâk, Yâkub gibi peygamberlerin soyundan gelen, bu sebeple seçilmiş ve imtiyazlı bir ümmet olduklarını zanneden, dolayısıyla Allah huzurunda da özel bir muameleye tâbi tutulup mükâfat göreceklerini savunan yahudilere ciddi bir uyarı bulunmaktadır. Zira böyle bir düşünce, boş bir hayal ve asılsız bir kuruntudan başka bir şey değildir. Dolayısıyla ayet, “üstün ırk”, “imtiyazlı ümmet” gibi mesnetsiz iddiaları reddettiği gibi, dolaylı olarak Âdem ve eşinin işlediği hata yüzünden bütün insanların günahkâr olduğu şeklindeki Hristiyanlık anlayışını da ortadan kaldırmaktadır.
Bundan sonra gelen ayetlerde de yine Ehl-i kitabın kendiliklerinden ileri sürdükleri bir takım delilsiz düşünceleri ortaya konup düzeltilmekte ve İslâm’ın dosdoğru hakikatleri beyân buyrulmaktadır:
Muhtasar Tefsir
Onlar sizden önce yaşamış ümmetlerdir. Yaptıkları amellerin karşılığına ulaşacaklardır. İyilik ya da kötülük olarak kazandıkları onlarındır. Sizin için de kazandıklarınız vardır. Onların yaptıklarından sorumlu değilsiniz. Onlar da sizin yaptıklarınızdan sorumlu tutulmayacaklardır. Hiçbir kimse başkasının günahından dolayı hesaba çekilmeyecektir. Bilakis herkes yaptığının karşılığını bulur. Sizden önce yaşayanların yapmış oldukları, sizi kendi yaptıklarınıza bakmanızdan alıkoymasın. Şüphesiz ki bir kimseye Allah`ın rahmetinden sonra salih amelinden başka fayda verecek yoktur.