İnne-ssafâ velmervete min şe’â-iriAllâhis femen hacce-lbeyte evi-’temera felâ cunâha ‘aleyhi en yettavvefe bihimâc vemen tetavve’a ḣayran fe-innaAllâhe şâkirun ‘alîmun
Meal
Safâ ile Merve Allah’ın hac ve umre için belirlediği işaretlerdendir. O halde hacceden veya umre yapan bir kimsenin, bu iki tepe arasında sa‘yetmesinde bir mahzur yoktur. Kim gönlünden gelerek bir hayır işlerse, mutlaka mükâfatını görür. Çünkü Allah, iyiliğin karşılığını fazlasıyla veren ve her şeyi bilendir.
Kur'an Tefsiri
Safâ ile Merve, Kâbe’nin yakınında bulunan iki tepeciğin ismidir. Hz. Hacer, oğlu İsmâil’e su ararken bu iki tepe arasında koşup durmuştur. Câhiliye döneminde Safâ tepesinde İsâf, Merve tepesinde ise Nâile isimli iki put bulunuyordu. Putperest Araplar da bu iki tepe arasında gidip geliyor ve adı geçen putların yanında kurban kesiyorlardı. Müşriklerin devam ettirdikleri bu çirkin adet sebebiyle müslümanlar, bu iki tepe arasında sa’y etmenin günah olabileceğini düşündüler ve bundan çekindiler. Bu hâdise üzerine âyet-i kerîme nâzil olup, böyle davranmada bir sakınca bulunmadığını haber verdi. (Taberî, Câmi‘u’l-beyân, II, 62) Çünkü Allah bu iki tepeyi, kullarının ibâdet etmesi için kutsal birer işaret kılmıştır. Zira “şeâir”, “şâira”nın çoğulu olup insana ibâdet etme duygusu telkin eden, hissettiren alametler, yerler demektir. Bir mânada bunlar Allah’a ibâdet etmeye vesile olan işaretlerdir. Mü’minler, bu iki tepeyi ziyaret etmek, aralarında sa’yetmek ve bu sırada Allah’ı zikretmek suretiyle O’na kulluk yapacaklardır. Müşriklerin sa’yi ile müslümanların sa’yi bir değildir. Onlar kâfir olarak böyle hareket ederken, müslümanlar, Allah Resûlü’nü tasdik ve Allah’ın emrine itaat niyetiyle bu vazifeyi ifa ederler. Hadis-i şerifte şöyle buyrulur:
“Safâ ile Merve arasında sa’yedin. Çünkü Allah burada sa’yetmenizi sizden istemektedir.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, VI, 422)
اَلْحَجُّ (hac), sözlükte kasdetmek, اَلْعُمْرَةُ (umre) ise ziyâret etmek mânasınadır. Meşrû olan hac ve umrede hem kasd yâni niyet, hem de ziyâret vardır. “Tatavvû”, herhangi bir işi zorla değil de, gönül hoşnutluğu ile yapmak demektir. Her kim, Allah’a yaklaşılabilmek niyetiyle herhangi bir işi gönül hoşnutluğu ile yaparsa Allah onu mutlaka kabul buyurur. Çünkü Allah Şâkir’dir; kulundan razı olur ve yapılan taatlerin karşılığını kat kat fazlasıyla verir. Alîm’dir; kulun yaptığı ameli de o ameli hangi niyetle yaptığını da bilir. Âyet-i kerîme, bizleri farz ibâdetlere olduğu gibi nâfile ibâdetlere de teşvik etmektedir. Zira farzlarla beraber nafile ibâdetler, kulun Allah’a yaklaşması ve ilâhî muhabbete nâil olması için çok büyük bir ehemmiyet arzetmektedir. Bu gerçek, hadîs-i kudside şöyle beyân buyrulur:
“Her kim benim velî bir kuluma düşmanlık ederse, ben ona karşı savaş ilân ederim. Kulum, kendisine emrettiğim farzlardan daha sevimli herhangi bir şeyle bana yakınlık sağlayamaz. Kulum bana farzlara ilâveten işlediği nâfile ibâdetlerle de durmadan yaklaşır; nihâyet ben onu severim. Kulumu sevince de ben onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli ve yürüyen ayağı olurum. Benden ne isterse mutlaka veririm, bana sığınırsa onu korurum.” (Buhârî, Rikâk 38)
Kulun bu seviyeye ulaşabilmesi için, dini bütün hakikatiyle öğrenip yaşaması, sahip olduğu imkânlar nispetinde sorumluluğunu yerine getirmesi ve “bildiği gerçekleri gizlemek” gibi ilâhî lânete uğramasına sebep olacak yanlış davranışlardan uzak kalması gereklidir:
Muhtasar Tefsir
Hiç şüphesiz Kâbe’nin yakınında yer alan, Safa ve Merve tepeleri olarak bilinen bu iki yüksek tepe, şeriatın görünen alametlerindendir. Her kim hac ibadeti veya umre yapmak için Kâbe’ye gitmek isterse, bu iki tepe arasında sa`y yapmasında bir günah yoktur. Bir günah yoktur ifadesi ile, burada sa`y yapmayı cahiliye dönemi amellerinden biri olarak kabul edip, ikisi arasında sa`y yapmaktan çekinen Müslüman kimseler emin kılınmaktadır. Zira Allah Teâlâ bunun hac ibadeti amellerinden biri olduğunu beyan etmiştir. Her kim halis bir niyetle müstehap olan ibadetleri nafile olarak yaparsa, şüphesiz Allah hayırda bulunan ve sevaba müstahak olanları çok iyi bilir ve onun şükrünün karşılığını verir. Bu ameli ondan kabul eder ve buna karşılık onu ödüllendirir.