Ve-iż kulnâ lilmelâ-iketi-scudû li-âdeme fesecedû illâ iblîse ebâ vestekbera vekâne mine-lkâfirîne
Meal
Meleklere: “Âdem’e secde edin!” dediğimizde İblîs dışındakiler derhal secdeye kapandı. İblîs ise direnerek bundan kaçındı, kibirlendi ve kâfirlerden oldu.
Kur'an Tefsiri
اَلسَّجْدَةُ (secde), sözlükte eğilmek, boyun bükmek ve tezellül mânalarına gelir. Dinî bir terim olarak “Allah’ın huzurunda ibâdet kastıyla alnı yere koymak”tır. Secde, sadece Allah’a tezellül ve ibâdet mânasında kullanılır. İhtiyârî ve teshirî olmak üzere iki türlü secde vardır. İhtiyârî olan, sadece insanın yapacağı bir secdedir ve onunla sevap kazanır. Teshirî secde ise insan başta olmak üzere hayvanların, bitkilerin, cansız varlıkların, ay, güneş ve yıldızların mecburen yaptıkları secdedir. Yani durumlarına göre Allah’ın emrine itaat etmeleridir; vazifelerini aksatmadan yapmalarıdır. (bk. Ra‘d 13/15)
Meleklerin Hz. Âdem’e yaptıkları secde, ona ibâdet maksadıyla yapılan secde değildir. O, sadece Allah’ın emrine uygun olarak hareket etmeleridir. Onların secdesi, Allah’ın emriyle olduğu için, bizâtihi Allah’a ibâdettir. Allah Âdem’in şânını yüceltmek için onu meleklerin kıblesi yapmıştır. Dolayısıyla buradaki secdeyi, meleklerin Âdem’e tevâzu ve saygı göstermeleri olarak anlamak gerekir. Kardeşlerinin Yûsuf’a secde etmelerinde de aynı mâna kastedilmiştir. (bk. Yûsuf 12/100) Selâmlamak için yapılan secde yani ayaklara kapanma önceleri câizdi. Fakat Peygamberimiz (s.a.s.) Selman-i Fârisi (r.a.) kendisine secde etmek isteyince: “Hiçbir kulun Allah Teâlâ dışında birine secde etmesi caiz değildir. Şâyet bir kişinin diğerine secde etmesini emretseydim, hanımın kocasına secde etmesini emrederdim” (Ebû Dâvûd, Nikah 40; Tirmizî, Rada 10) buyurarak bunu yasaklamıştır. Dinimizde baş eğerek selâmlama da mekruh sayılmıştır.
Meleklerin Âdem’e secde etmesinde bizler için iki mühim ibret ve ders bulunmaktadır: Birincisi; insan, melekleri örnek alarak onlar gibi Allah’a ibâdet edecek, onlar gibi edeplenecektir. Şeytanın büyüklenip isyân ederek Allah katından kovulması gibi, lanetlenmiş bir duruma düşmeyecek, aksine melekler gibi değerli, övgüye layık ve şerefli bir kul olacaktır. Allah Teâlâ melekleri överek “Onlar, Allah’ın emirlerine asla karşı gelmez ve kendilerine verilen her emri eksiksiz yerine getirirler” (Tahrîm 66/6) buyurur. İkincisi; Allah Teâlâ, insana olan sonsuz rahmet ve ihsânından dolayı itâat, tesbih ve hamd husûsunda melekleri onun yardımına göndermiştir. Onların insana himmet etmesini sağlamıştır. Bu mânada âyet-i kerîmede: “Melekler de Rablerini her türlü övgülerle yücelterek tesbih ediyor ve yeryüzünde bulunanlar için bağışlanma diliyorlar” (Şûrâ 42/5) buyrulur.
Ayette geçen اِبْل۪يسُ (İblîs), “iblâs” masdarından Arapça bir isimdir. “İblâs” iyilik ve hayırdan ümit kesmek, pişmanlık ve üzülmek mânalarına gelir. Dolayısıyla İblîs, Allah’ın rahmetinden ve bütün hayırlardan umudunu kesen, uzak olan demektir. Allah Teâlâ, emrine isyan etmesine karşılık İblîs’i, bütün iyiliklerden ümitsiz, taşlanmış ve koğulmuş bir şeytan kılmıştır. Kehf sûresinin 50. ayetinde İblîs’in cinlerden olduğu bildirilmektedir. İbn Abbas (r.a.): “Cinler, meleklerin ateşten yaratılmış bir koludur. İblîs de onlardandır. Öteki melekler nurdan yaratılmışlardır” demektedir. (Kurtubî, el-Câmi‘, I, 294) Yine İbn Abbas’tan rivayete göre İblîs, cennet muhafızı olmaları sebebiyle kendilerine Cin denen bir melek grubunun başkanı, yakın göğün ve dünyanın sultanı idi. Bilgisinin çokluğundan dolayı gurura kapıldı. (İbn Kesîr, Tefsiru’l-Kur‘an, I, 77) Buna göre İblîs’in cinlerden olması, meleklerden olmasına aykırı değildir. Çünkü gözden gizli varlıklara cin denir. Melekler de görünmez varlıklar grubundan olduğu için cin adı, her türlü görülmez ruhî varlıkların ortak adıdır. Yalnız cin denen bu ruhî varlıkların iyileri ve kötüleri vardır. İyilerine melek, kötülerine şeytan, iyiliği galip olanlarına da sadece cin denilmiştir.
Meleklerle beraber bulunan İblîs, Allah’ın emrine karşı gelerek Âdem’e secde etmedi. Kalbi ile imtina etti, çekindi, direndi. Kendisine verilen emri kabul etmedi. Nefsine mağrur olarak kibirlendi, secde etmeyi gururuna yediremedi. “İstikbâr”, kişinin kendisini büyük görmesi demektir. O, kendisinin secde edecek olmasını hoş karşılamamış, Âdem’e secde etmeyi de büyük bir iş olarak görmüştür. Bu sebeple Allah’ın Âdem’e secde emrini ve bu emirdeki hikmetini mânasız bulmuştur. Allah Resûlü (s.a.s.)’in: “Kalbinde hardal tanesi ağırlığı kadar kibir bulunan kimse cennete giremeyecektir” (Müslim, İman 148) hadisinde bu mânada bir büyüklenme kastedilmiştir. Dolayısıyla İblîs bu tavrıyla kâfirlerden olmuştur.
Peygamberimiz (s.a.s.), İblîs’in Allah’a karşı isyanına duyduğu pişmanlığı mecâzen şöyle haber verir: “Âdemoğlu secde âyetini okuyup secde ettiği takdirde şeytan uzaklaşır, ağlar ve: «Vay benim halime! Âdemoğluna secde etmesi emrolundu, o da secde etti, buna karşılık ona cennet verilecektir. Ben de secde etmekle emrolundum, fakat kabul etmedim, dayattım. O bakımdan bana da cehennem var» der.” (Müslim, İman 133)
İblîs’in Âdem’e secdeden çekinmesi, Kur’ân-ı Kerîm’de birkaç yerde farklı yönleriyle tekrar edilmektedir. Şu âyet-i kerîmede İblîs’in hangi sebeple secdeden imtina ettiği beyân edilir:
“Allah: «Ey İblîs! Emrettiğim zaman seni secde etmekten alıkoyan nedir?» diye sordu. İblîs: «Ben ondan daha üstünüm. Çünkü beni ateşten onu ise çamurdan yarattın» dedi.” (A‘râf 7/12)
Âdem, halife seçilip, imtihandan sonra meleklerin secdesine nâil oldu, fakat karşısına İblîs gibi amansız bir düşman çıktı. Devam eden ayetler, Âdem’in eşiyle birlikte cennete yerleşmesini ve İblîs’le imtihan olmasını anlatmaktadır:
Muhtasar Tefsir
Allah Teâlâ meleklere Âdem için ihtiram ve saygı secdesi etmelerini emrettiğini beyan etmiştir. Bunun akabinde melekler Allah`ın emrini yerine getirmek için bir an önce secde ettiler. Ancak cinlerden olan İblis secde etmedi. Kendini Âdem`den üstün görerek Allah`ın emrine karşı gelip secde etmekten imtina etti. Bu ameliyle Allah Teâlâ`ya karşı gelerek küfre girenlerden oldu.