Śumme nukisû ‘alâ ruûsihim lekad ‘alimte mâ hâulâ-i yentikûne
Meal
Sonra yine eski inançlarına dönerek: “İbrâhim! Sen de pekâlâ bilirsin ki bunlar konuşamazlar” diye çıkıştılar.
Kur'an Tefsiri
Hz. İbrâhim’i halkın huzuruna getirip, bu işi kendinin yapıp yapmadığını sordular. Kırmayıp bıraktığı ve omzunda balta bulunan o büyük putu göstererek, belki de bu işi onun yapmış olabileceğini, bunu öğrenmek için de paramparça olup yerlere saçılmış putlarına durum hakkında sormalarının kâfi geleceğini bildirdi. Fakat bu bilgiyi alabilmek için putların konuşuyor olmaları gerekiyordu. Bu sebeple Hz. İbrâhim: “eğer konuşabiliyorlarsa” (Enbiyâ 21/63) kaydını getirdi. Bu kayıt, o putperestlerin vicdanlarını harekete geçirip neredeyse gerçeği anlamalarına vesile olacaktı. Çünkü Hz. İbrâhim’in konuşması karşısında bir an durup düşündüler; kendilerini ciddi bir muhasebeye tâbi tutup yanlış yolda olduklarını fark ettiler. Fakat bu durum fazla uzun sürmedi. Tekrar eski kafalarına, eski kökleşmiş ve köhneleşmiş inançlarına döndüler. Gerçi İbrâhim’e: “Sen de pekâlâ bilirsin ki bunlar konuşamazlar” (Enbiyâ 21/65) demeleri, açıkça putlarının acizliğini bir itiraf olsa da, onlara tapmaktan vazgeçtikleri anlamına gelmiyordu. Hatta kör bir inatçılık sâikiyle: “Biz onlara konuşamadıklarını bile bile tapıyoruz” demek istiyorlardı. Yine de Hz. İbrâhim, onların bu itiraflarını da fırsat bilerek, sahip oldukları inançlarının ne kadar anlamsız, mesnetsiz, saçma ve boş olduğunu yüzlerine haykırdı. Böyle akıl almaz bir yanlışın içinde olmaları sebebiyle onları yuhaladı. Bir peygamberin edebine uygun olarak söylenebilecek en ağır sözü söyledi. Bu yaptıklarının bir akılsızlık olduğunu, artık akıllarını çalıştırmanın zamanının çoktan geldiğini ve geçmekte olduğunu hatırlattı:
Muhtasar Tefsir
Sonra eski inanç ve inatlarına dönerek: -Ey İbrahim- Ant olsun ki sen bu putların konuşamadıklarını kesin olarak bilmektesin. Onlara sormamızı nasıl emredersin? Bunun kendi lehlerine delil olmasını istediler, ancak onların aleyhine bir delildi.