Felemmâ câehum mûsâ bi-âyâtinâ beyyinâtin kâlû mâ hâżâ illâ sihrun mufteran vemâ semi’nâ bihâżâ fî âbâ-inâ-l-evvelîne
Meal
Mûsâ onlara apaçık mûcizelerimizle gelince: “Bunlar, Allah adına uydurulmuş parlak bir sihirden başka bir şey değil. Hem biz, önceden yaşayıp gitmiş atalarımız zamanında böyle bir şeyin sözkonusu edildiğini hiç duymadık” dediler.
Kur'an Tefsiri
Mûsâ (a.s.), kardeşi Hârûn’la birlikte Mısır’a gelip Firavun ve halkını tevhide davet etti. Onlara, peygamberliğini ispat eden mûcizeler gösterdi. Fakat onlar inanmadılar. Buna gerekçe olarak da, bu mûcizelerin Allah adına uydurulmuş bir sihir olduğunu ileri sürdüler. Üstelik daha önce ataları arasında böyle bir şeyin duyulmadığını iddia ettiler. Halbuki daha önce Yûsuf (a.s.) Mısır halkını tevhide davet etmişti. (bk. Mü’min 40/34) Burada dikkat edilmesi gereken nokta şu ki, bu kıssanın anlatıldığı Mekke döneminde de müşrikler, Resûlullah (s.a.s.)’e inanmamakta direniyor, getirdiği Kur’an ve gösterdiği mûcizeler için “Bunlar, uydurulmuş sihirden başka bir şey değil. Biz daha önceki atalarımızdan böyle bir şey duymadık” diyorlardı. Demek ki her peygamber döneminde küfrün mantık ve psikolojisi aynı şekilde işliyordu. Haklı bir delile dayanmaksızın, sırf demagoji yaparak hakkı inkâra ve iptale çalışmak bütün kâfirlerin ortak özelliği idi. Buna karşı Mûsâ (a.s.)’ın sağlam ve metânetli duruşu da, bütün peygamberlerin vazifelerini ifa ve bu uğurda zorluklara katlanmadaki ortak özelliklerini ortaya koymaktadır. O, kendisinin peygamber olduğunu kesinlikle bilmekte, getirdiği bilgilerin Allah katından gelen ve insanlara doğru yolu gösteren doğru bilgiler olduğuna tüm kalbiyle inanmakta, neticede kendisinin gâlip gelip güzel âkıbete erişeceğine, hakka karşı gelen zâlimlerin ise asla iflah olmayacaklarına dair zerre kadar şüphe duymamaktaydı:
Muhtasar Tefsir
Musa -aleyhisselam- apaçık mucizelerimizle onların yanına geldiği zaman insanlar şöyle dediler: "Bunlar Musa’nın uydurduğu, düzmece yalanlardan başka bir şey değildir. Bunları bizlerden önceki atalarımızdan hiç duymadık.”