Veasbeha-lleżîne temennev mekânehu bil-emsi yekûlûne veykeennaAllâhe yebsutu-rrizka limen yeşâu min ‘ibâdihi veyakdirus levlâ en mennaAllâhu ‘aleynâ leḣasefe binâs veykeennehu lâ yuflihu-lkâfirûne
Meal
Daha dün onun yerinde olmayı düşleyenler bu sabah şöyle diyorlardı: “Hayret! Demek Allah imtihan için kullarından dilediğine rızkı bol veriyor, dilediğine az veriyor. Eğer Allah bize lutufta bulunmasaydı, bizi de yerin dibine geçiriverirdi. Vay be; demek kâfirler asla iflâh olmazmış!..”
Kur'an Tefsiri
O dönemde Kârun’a özenip onun gibi servet sahibi olmayı arzulayan gâfiller olduğu gibi, Resûlullah (s.a.s.) zamanında da servet sahibi o müşriklere özenip, hangi yolla olursa olsun, onların ulaştığı zenginliğe büyük bir ihtirasla ulaşmak isteyen insanlar da vardı. Diğer taraftan, Hz. Mûsâ’ya iman ettiklerinden dolayı, dünya malının geçici, esas hayatın âhiret hayatı olduğunun idrâki içinde bulunan mü’minler, Kârun’a özenmiyor, Allah’ın mükâfatını celbedecek ameller yapmayı daha ehemmiyetli görüyorlardı. Resûlullah (s.a.s.)’e iman eden mü’minler de bunlar gibiydi. Cenâb-ı Hak burada şımarık Kârun’un feci âkıbetini haber vermek üzere, bu iki gruptan hangisinin haklı, hangisinin haksız olduğunu gözler önüne sermektedir:
Kahr-ı ilâhî Kârun’u bütün hazineleriyle, servetiyle, köşk ve saraylarıyla bir anda yerin dibine geçiriverdi. Ne malı mülkü, ne bir grup, ne de hiç kimse ona yardımcı olabildi. Pek tabi, kendi kendini kurtarmaya da gücü yetmedi. Şâirin ifadesiyle:
“Vermedi kendisine fâide genc-i mahzûn
Attı Kârûn’u Âdem çâhına çerh-i vârûn.” (Münîb, Hoca Mustafa)
“Hazineler dolusu servet, Kârûn’a da yâr olmadı. Felek, yeryüzünde eşi bulunmayacak kadar zengin olan bu bedbahtı da yerin dibine geçirdi.”
Bu sebeple, daha dün onun yerinde olmayı, onun gibi servet sahibi olmayı arzulayanlar, düşüncelerinin yanlışlığını ve Allah’ın emrine uygun davranmayan kâfirlerin asla iflâh olmayacağını anlamış oldular. Demek ki insan, nihâyetinde başına belâ ve helâkine sebep olacak bir servetin peşine koşmak yerine, dünya ve âhirette kendine fayda verecek işlerin ve sâlih amellerin peşinde olmalıdır. Çünkü âhiret yurdu böyle kişiler için hazırlanmıştır:
Muhtasar Tefsir
Yerin dibine batırılmadan önce sahip olduğu mal ve zenginliği temenni edenler, yakınarak ibret almış bir halde şöyle demeye başladılar: “Allah Teâlâ`nın, kullarından dilediği kimsenin rızkını genişlettiğini ve dilediği kimseninkini de daralttığını öğrenmedik mi? Allah’ın bizim üzerimize minneti/ihsanı olmasaydı dediklerimizden ötürü bizi cezalandırmaz mıydı? Karun’u yerin dibine batırdığı gibi, kesinlikle bizi de yerin dibine batırırdı. Şüphesiz o kâfirler, ne dünyada ne de ahirette kurtuluşa eremezler. Bilakis onların akıbetleri ve sonları (dünya ve ahirette) hüsrana uğramaktır.``