Velâ tucâdilû ehle-lkitâbi illâ billetî hiye ahsenu illâ-lleżîne zalemû minhums vekûlû âmennâ billeżî unzile ileynâ veunzile ileykum ve-ilâhunâ ve-ilâhukum vâhidun venahnu lehu muslimûne
Meal
Zulme batmış bulunduklarından dolayı kendileriyle iyi münâsebet kurulması mümkün olmayanları dışında Ehl-i kitap ile en güzel yolla mücâdele edin. Onlara şöyle deyin: “Biz, bize indirilene de, size indirilene de inandık. Bizim ilâhımız da sizin ilâhınız da tek olan Allah’tır. Biz, yalnız O’na boyun eğen müslümanlarız.”
Kur'an Tefsiri
Mekke’de az da olsa bir kısım yahudi ve Hristiyan olan kimseler vardı. Fakat onlar maddi güç ve siyâsi otorite yönünden zayıf idiler. müslümanların onlarla münâsebetlerinin düzenlenmesi gerekiyordu. Diğer taraftan Mekke’de müşriklerin baskıları karşısında çok zor durumda kalan müslümanlar hicret etmeye yönlendiriliyordu. Nitekim bu sûrenin 56. âyetinde bu teşvik açıkça yer almaktadır. O dönemde Habeşistan, müslümanların hicret edebileceği tek emin yerdi ve o sıralarda Hristiyan yönetiminde bir ülkeydi. Sonra da Medine’ye hicret edeceklerdi. Orada da iktisâdî ve siyâsî yönden çok güçlü yahudi kabileleri vardı. Bu sebeple burada müslümanlara, öyle bir durumla karşılaştıklarında Ehl-i kitap ile münâsebetlerinin nasıl olacağı ve onlarla nasıl mücâdele edecekleri öğretilmektedir.
Âyet-i kerîmede Ehl-i kitap iki gruba ayrılmaktadır:
› İnsaflı olanlar,
› Zulmedenler.
İnsaflı olanlarla en güzel yolla mücâdele edilecektir. Mesela kabalığa incelikle, sertliğe yumuşaklıkla, öfkeye hilimle, gevezeliğe nasihatla, şiddete vakarla karşılık verilecek; hak ve gerçek deliller açıklanacak ve bu deliller onların anlayacağı şekilde izah edilecektir. Tartışmaya ihtilaflı noktalardan değil, ortak ve üzerinden anlaşmaya varılmış noktalardan başlanacaktır. Bu noktalardan yola çıkarak, muhatabın yanlış olan görüşleri düzeltilmeye çalışılacaktır. Bu sebeple Cenâb-ı Hak, en güzel mücâdelenin nasıl olacağını tarif ederek: “Biz, bize indirilene de, size indirilene de inandık. Bizim ilâhımız da sizin ilâhınız da tek olan Allah’tır. Biz, yalnız O’na boyun eğen müslümanlarız” denilmesini istemekte, onları iki taraf arasındaki ortak noktada buluşmaya davet etmektedir. (bk. Âl-i İmrân 3/64, 84) Çünkü tebliğ eden kişinin asıl maksadı, muhatabının kalbini uyandırmak, ona hakkı ulaştırmak ve onu doğru yola getirmek olmalıdır. Yoksa o, tek gayesi karşısındakini yenmek olan bir pehlivan gibi davranamaz. Daha çok, yapacağı hatalı bir müdahaleyle hastasının daha kötüye gitmemesi için çok dikkatli davranan ve onu olabildiğince az problem çıkararak iyileştirmeye çalışan mahâretli bir doktor gibi olmalıdır. Bu talimat burada özellikle Ehl-i kitap ile yapılacak tartışmalar için verilmiştir. Fakat bu usul, dini tebliğ etme hususunda herkes için geçerli genel bir talimattır. Âyet-i kerîmelerde şöyle buyrulur:
“İnsanları Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et. Bir mücâdeleye girmen gerektiğinde, söz ve davranışında daima daha güzel olanı tercih et.” (Nahl 16/125)
“İyilikle kötülük bir olmaz. Sen kötülüğü en güzel karşılıkla savmaya bak. O zaman göreceksin ki, aranızda düşmanlık bulunan kişi sanki candan, sımsıcak bir dost oluvermiştir.” (Fussilet 41/34)
Fakat onlardan zulmedenlerle mücâdele daha farklı olacaktır. Bunlar gerçeği kabul etmeyip, haksızlıkla inada ve aşırılığa sapan, mesela hâşâ “Allah’ın oğlu var” (bk. Tevbe 9/30) diyerek veya “Allah’ın eli bağlı ve sıkıdır” (Mâide 5/64) gibi sözler söyleyerek küfürde ısrar eden ve büyüklük taslayanlardır. Bunlarla da sertliğe sertlik, kaba kuvvete kaba kuvvet, savaşa savaş şeklinde hallerine uygun bir biçimde müdafaa yapmak gerekir. Şâirin şu sözü onlarla yapılacak mücâdeleyi çok güzel hülâsa eder:
Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir.
Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir.
Şurası bir hakikattir ki:
Muhtasar Tefsir
-Ey Müminler!- Yahudi ve Hristiyanlarla ancak en ideal yol ve en iyi üslupla mücadele edin ve şavaşın. Bu, apaçık delil ve öğüt almaya davet etmektir. Ancak kibirlenip inat eden ve size karşı savaş ilan edenlerle, Müslüman oluncaya yahut alçalmış olarak cizye verene kadar savaşın. Yahudi ve Hristiyanlara şöyle söyleyin: "Allah`ın bize Kur`an`dan indirdiğine, Tevrat ve İncil`den size indirdiğine iman ettik. Bizim de sizin de ilahınız birdir. Uluhiyetinde, rububiyetinde ve kemalinde O`nun hiçbir ortağı yoktur. Bizler yalnızca O`na itaat eder ve boyun eğeriz."