Velekad sadekakumuAllâhu va’dehu iż tehussûnehum bi-iżnihis hattâ iżâ feşiltum vetenâza’tum fî-l-emri ve’asaytum min ba’di mâ erâkum mâ tuhibbûnec minkum men yurîdu-ddunyâ veminkum men yurîdu-l-âḣiratec śümme sarafekum ‘anhum liyebteliyekums velekad ‘afâ ‘ankumk vaAllâhu żû fadlin ‘alâ-lmu/minîne
Meal
Esasen Allah size olan sözünde durdu: O’nun izniyle düşmanlarınızı kırıp geçiriyordunuz. Fakat Allah size arzuladığınız zafer ve ganimeti gösterince gevşeyiverdiniz, Peygamber’in verdiği emre uyup uymama husûsunda birbirinizle tartıştınız ve itaatsizlik ettiniz. İçinizde dünyayı isteyen de vardı, âhireti isteyen de... Sonra Allah, sizi denemek için o kâfirler karşısında bozguna uğrattı. Bununla beraber, yine de sizi affetti. Zira Allah, mü’minlere karşı çok lutufkârdır.
Kur'an Tefsiri
Uhud’da olanlar olup Allah Resûlü (s.a.s.) Medine-i Münevvere’ye döndüğünde, ashâbından bazıları:
“–Bu musîbetler başımıza nereden geldi? Halbuki Allah bize zaferi va‘detmişti?” dediler. Bunun üzerine bu 152. âyet-i kerîme nâzil oldu. (Vâhidî, Esbâbu’n-nüzûl, s. 129)
Cenâb-ı Hak, mü’minlere; sabır, takvâ ve emre itaat gibi gerekli şartlara riâyet ettikleri takdirde yardım edeceğini va‘detmişti. (bk. Âl-i İmran 3/125) Nitekim Uhud günü savaşın ilk saatlerinde yardım etmiş ve çok isteyip hoşlandıkları zaferin yüzünü onlara göstermişti. Allah’ın izni ve yardımıyla müşrikleri öldürmeye ve ganimet toplamaya başlamışlardı. Bir müddet sonra okçulardan bir kısmının kalbi zaafa düştü. Sabredemeyip ganimet hırsına kapıldılar. Kumandanlarını dinlemeyip kendi görüşleri istikâmetinde yerlerini terk ettiler. Böylece Resûlullah (s.a.s.)’in, ne pahasına olursa olsun ayrılmamaları yönündeki emrine isyân etmiş oldular. İçine düştükleri bu hazîn âkıbetin tek sebebi, dünya muhabbetiydi. Neticede, dünyayı isteyenler vazifelerini terk edip savaş meydanına ganimet toplamaya inmiş, âhireti arzu edenler de şehâdet makâmına nâil olarak cennete kanatlanmışlardı.
İşte o zaman ilâhî yardım yüz değiştirdi ve ilâhî imtihân vasfına büründü. Allah Teâlâ, hem emre itaat etmeyenleri cezalandırmak hem de müslümanların musibet esnâsındaki sabırlarını ve îmandaki sebâtlarını imtihan etmek istedi. Allah’ın yardımı kesilince, kuvvetli olan düşman süvârileri Ayneyn tepesini dolaşarak müslümanları arkadan çevirdiler. Kaçmakta olan müşrikler de geri dönünce müslümanlar iki ateş arasında kaldı. Neticede 70 civârında şehîd verdiler, pek çoğu da yaralandı.
Ancak Cenâb-ı Hak, af ve merhametiyle muamele ederek daha fazla zâyiat vermelerine müsaade etmedi. Müşrikler, müslümanları tamamen yok edemeden çekip gittiler.
Mü’minlerin başına gelen musîbetler, işledikleri günahlar yüzündendir. Yâni Allah ve Rasûlü’nün emrine aykırı davranmaları sebebiyledir. Allah günahlarının bir kısmını bu dünyada cezalandırmak sûretiyle tedip eder ve kendilerine öğüt verir. Ancak hatâlarının çoğunu da affeder. Böyle olmasaydı, günahları sebebiyle onları helâk ederdi. Aslında günah, insanın başına gelen belâdan daha fazlasını gerektirir. Lâkin Allah Teâlâ, mü’minlere karşı çok lutuf ve ihsân sahibidir. Bu sebeple îman edip pişman olan kullarını lûtfuyla affeder ve onları helâk olmaktan kurtarır.
Cenâb-ı Hak, mü’minleri teskîn etmek için hemen onları affettiğini beyân etmiştir. Zira Allah’ın gazabından korktukları için mü’minlerin kalpleri durabilirdi. Bu durum, aynı zamanda mü’minlerin îmanlarındaki sadâkate delâlet etmektedir.
Burada bir de Kur’an’ın üslup özelliklerinden birini görmekteyiz. Kur’an’da, mü’minler herhangi bir sebeple azarlandığında ardından, hemen onları tesellî edecek bir ifade gelir.
Bununla birlikte Uhud’dan aktarılan şu manzara, hem savaşın dehşetini hem de mü’minlerin bozguna uğrama hallerini fevkalade etkili bir şekilde resmetmektedir:
Muhtasar Tefsir
Ant olsun ki Allah, Uhud günü düşmanlarınıza karşı size yardım ederek vaadini tuttu. Allah Teâlâ`nın izniyle onları şiddetli bir şekilde öldürüyordunuz. Hatta korktunuz ve peygamberin emrettiği şeyi yerine getirmeyip zaafa düştünüz. Yerinizde kalmak ya da ganimeti toplamak için yerinizi terk etmek hususunda ihtilafa düştünüz. Böylece peygamberin emrine karşı geldiniz. Bu durum, Allah`ın düşmanlarınıza karşı size arzuladığınız zaferi göstermesinden sonra gerçekleşti. Sizden dünya ganimetini isteyen de vardı ki, onlar yerlerini bırakan kimselerdir. Ve yine sizden ahiret sevabını isteyenler de vardı ki; onlar resulün emrine itaat ederek yerlerinde kalanlardır. Sonra Allah sizi bundan uzaklaştırdı, sizi imtihan etmek için düşmanı musallat etti ki, belaya karşı sabreden Mümin ile ayağı kayan ve nefsi zayıf olan ortaya çıksın. Resulünün emrine muhalefet ederek işlediğiniz şeyden dolayı yine de Allah sizi affetti. Allah Müminlere karşı büyük lütuf sahibidir. Öyle ki onları imana yönlendirmiş, günahlarını bağışlamış ve musibetlerine karşılık mükâfatlandırmıştır.