Mâ kânaAllâhu liyeżera-lmu/minîne ‘alâ mâ entum ‘aleyhi hattâ yemîze-lḣabîśe mine-ttayyibik vemâ kânaAllâhu liyutli’akum ‘alâ-lġaybi velâkinnaAllâhe yectebî min rusulihi men yeşâ/uc feâminû biAllâhi verusulihic ve-in tu/minû vetettekû felekum ecrun ‘azîmun
Meal
Allah, murdarı temizden, kâfiri mü’minden ayırmadıkça mü’minleri şu içinde bulunduğunuz hâl üzere bırakmayacaktır. Allah size gaybı da göstermez ki, mü’mini kâfiri ayırabilesiniz. Ancak Allah elçilerinden dilediğini seçip onlara dilediği ölçüde gaybî haberleri bildirir. O halde Allah’a ve peygamberlerine iman edin. Eğer iman eder ve günahlardan sakınırsanız sizin için çok büyük bir mükâfat vardır.
Kur'an Tefsiri
Allah Teâlâ, hayatın var ediliş gayesine uygun olarak devam etmesi için koyduğu sosyolojik kanunlar gereği insanları oldukları hâl üzere bırakmaz; ihlâslı mü’minlerle münafıkların birbirinden fark edilmeyecek şekilde belirsiz yaşamasını ve aynı haklara sahip olup eşit şekilde muamele görmesini istemez. Çünkü bu hâl mü’minlere zarar vermektedir. Kimin samimî kimin sahtekâr olduğunu bilemediklerinden çeşitli fitne ve zararlara mâruz kalırlar. Bu sebeple Cenâb-ı Hak mü’minlerin içindeki kötü niyetli îmansızları belli edip ortaya çıkarmak sûretiyle gerçek mü’minleri rahatlatır.
Diğer taraftan îman etmenin de bir bedeli vardır. Bu bedeli ödemeleri için Cenâb-ı Hak müslümanları hep aynı minval üzere yaşatmaz. Onları bir takım imtihanlara tâbî tutar ve çeşitli zorluklarla yüz yüze getirir. Nitekim âyet-i kerîmelerde şöyle buyrulur:
“İnsanlar, hiç imtihana tâbi tutulmadan, sadece “İnandık!” demekle bırakılıvereceklerini mi sandılar? Gerçek şu ki biz, onlardan öncekileri de imtihan ettik. Böylece Allah, doğru söyleyenleri de ortaya çıkaracak, yalancıları da elbette ortaya çıkaracaktır.” (Ankebût 29/2-3)
“Yoksa siz, Allah içinizden cihad edenleri ve dâvası uğrunda sabredip direnenleri ortaya çıkarmadan kolayca cennete girivereceğinizi mi sandınız?” (Âl-i İmrân 3/142. bk. Tevbe 9/16)
Cenâb-ı Hakk’ın bu tür imtihanları olmasaydı insanların ne olduğunu anlamak mümkün olmaz, İslâm toplumu arınıp durulmazdı. Zira Allah Teâlâ, pek çok hikmetlere binâen insanları gaybî bilgilere nüfuz edip onları öğrenmelerine müsaade etmemiştir. Dolayıısyla insanlar gaybı bilemezler. Kesin bir şekilde “Şunun kalbinde şöyle duygular var, şu cennetlik şu da cehennemliktir” gibi söz ve düşüncelere sahip olamazlar. Aynı şekilde, başlarına gelen olayların hikmet ve sebebini de çoğu zaman açıkça bilemezler. Ancak Allah Teâlâ peygamberlerinden dilediğine gerektiği ölçüde bu tür bilgiler verir. (bk. Cin 72/26-27)
Resûlullah (s.a.s.)’in gaybden pek çok haberler verdiğine şâhit olan insanlar, artık Allah’a ve Efendimiz’in peygamberliğine inanmaya davet edilmektedir. İman edip bir de sâlih amellerle dolu takvâ üzere bir hayat yaşarlarsa, kendilerine büyük mükafatlar verileceği müjdelenmektedir. O hâlde münafık ve kâfirler îmana gelmeli, mü’minler de îmanlarını kuvvetlendirip takvâlarını artırmalıdırlar. Bunun yolu ise maldan ve candan fedakarlıktan geçer:
Muhtasar Tefsir
-Ey Müminler!- Münafıklarla iç içe olduğunuz durumda sizi onlardan ayırt etmeden ve Müminlerin hak üzere olduğunu açıklamadan bırakmak Allah`ın bir hikmeti değildir. Güzel Müminin pis münafıktan ayırt edilmesi için çeşitli sorumluluk ve belalarla sizi sınar. Mümin ile münafığın arasını ayırt etmeniz için gaybı size bildirmesi Allah`ın bir hikmeti değildir. Nasıl münafıkların halini Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-`e bildirdi ise, Allah, resullerinden dilediğini seçer ve gaybın bazısını ona bildirir. O halde Allah`a ve resulüne iman edin. Eğer gerçekten iman eder ve emirlerini yerine getirip yasaklarından kaçınarak Allah`tan korkarsanız, Allah katında sizin için büyük bir mükâfat vardır.