Verasûlen ilâ benî isrâ-île ennî kad ci/tukum bi-âyetin min rabbikums ennî aḣluku lekum mine-ttîni kehey-eti attayri feenfuḣu fîhi feyekûnu tayran bi-iżniAllâhis veubri-u-l-ekmehe vel-ebrasa veuhyî-lmevtâ bi-iżniAllâhis veunebbi-ukum bimâ te/kulûne vemâ teddeḣirûne fî buyûtikumc inne fî żâlike leâyeten lekum in kuntum mu/minîne
Meal
Allah onu İsrâiloğulları’na peygamber olarak gönderecek, o da onlara şöyle diyecek: “Şüphesiz ben size Rabbinizden büyük bir mûcize getirdim: Size çamurdan kuş sûretinde bir şey yapıp ona üfleyeceğim, o da Allah’ın izniyle gerçek kuş olacak. Allah’ın izniyle anadan doğma körleri ve alaca hastalarını iyileştireceğim. Yine Allah’ın izniyle ölüleri dirilteceğim. Evlerinizde ne yiyip, neleri biriktirdiğizi size bir bir haber vereceğim. Eğer inanmak isterseniz bunda sizin için kesin bir delil vardır.”
Kur'an Tefsiri
Allah Teâlâ, Îsâ (a.s.)’a okuma yazmayı, hikmeti, Tevrat ve İncîl’i öğretmiş; onu İsrâiloğulları’na peygamber olarak göndermiştir. Bu esnada ona peygamberliğini ispat etmesine yarayacak bir kısım mûcizeler ihsan etmiştir. Bunlar kısaca şöyledir:
› Çamurdan kuş sûretinde bir şey yapıp üfleyince, onun Allah’ın izniyle uçabilen canlı bir kuş hâline gelmesi.
› Anadan doğma körleri ve alaca hastalarını iyileştirmesi,
› Allah’ın izniyle ölüleri diriltmesi,
› İnsanların evlerinde yedikleri ve biriktirdikleri şeyleri olduğu gibi haber vermesi.
Hz. İsa’nın bir vazifesi de kendinden önce gelen Tevrât’ı tasdik etmek, bununla beraber İsrâiloğulları’na daha önce haram kılınmış olan bir kısım şeyleri tekrar helâl kılmaktı. Nitekim Nisâ 160, En‘âm 146 ve Nahl 118. âyetlerde yahudilere, zulüm ve isyanları yüzünden bazı şeylerin haram kılındığına temas edilmektedir. Dolayısıyla burada Hz. İsa’nın şeriatının, bu haramları kaldırmak sûretiyle, Hz. Mûsâ’nın tebliğ ettiği bir takım hükümleri neshettiği ortaya konulmaktadır.
Hz. İsa, Allah’ın izniyle gösterdiği bu mûcizelerden hareketle kendinin peygamber olduğunu, dolayısıyla kendisine iman ve itaat edilmesi gerektiğini hatırlatarak: “O halde Allah’a karşı gelmekten sakınınve bana itaat edin. Şüphesiz Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse artık O’na kulluk edin. İşte bu en doğru yoldur” (Âl-i İmrân 3/50-51) demiştir. Onun bu sözünden maksat, kendisi hakkında bâtıl şeyler ileri sürüp onun ilâh veya ilâhın oğlu olduğunu söyleyenlere bir cevaptır. Çünkü o, bu ifadeleriyle Allah’a boyun eğdiğini ortaya koymakta ve O’nun kulu ve peygamberi olduğunu haber vermektedir.
Din, ferdî olmaktan çok toplumsal bir gerçektir. Dinin tam olarak tebliği, yaşanması ve yaşatılması ancak el ele, gönül gönüle veren sağlam bir cemiyetle mümkündür. Bu sebeple peygamberler, dini insanlara ulaştırma ve din düşmanlarına karşı metin durabilme hususunda hep kendilerine yardımcı olacak samimi insanlar aramışlardır. Hz. İsa’nın da aynı yolu takip ettiği şöyle beyân buyrulur:
Muhtasar Tefsir
Allah, -işte böylece- onu, İsrailoğulları`na resul olarak göndermiştir. O, (İsa -aleyhisselam-) şöyle demiştir: Ben size gönderilmiş olan bir elçiyim. Size, benim peygamberliğime delalet eden alametler ile geldim. Bu alametler: Ben size çamurdan kuş şeklinde bir şey yapıp ona üfleyeceğim. Allah’ın izniyle, o hemen canlı bir kuş oluverecektir. Doğuştan kör olan kimseyi iyileştireceğim ve o hemen görecektir. Alaca hastalığı olanın cildi eski haline geri gelecektir. Aynı şekilde ölüleri de (Allah`ın izni ile) dirilteceğim. Bunların hepsi Allah`ın izni ile olmaktadır. Yediklerinizi ve evlerinizde sakladıklarınızı da size haber vereceğim. Size haber verdiğim bu büyük şeyleri yapmaya hiçbir beşer güç yetiremez. Bütün bunlar, zikredilen alametlerin benim size Allah tarafından bir elçi olarak gönderildiğime dair açık delil olmasından dolayıdır. Eğer iman etmeyi istiyor ve delilleri tasdik ediyorsanız bu böyledir.