Felemmâ ehasse ‘îsâ minhumu-lkufra kâle men ensârî ilaAllâhis kâle-lhavâriyyûne nahnu ensâruAllâhi âmennâ biAllâhi veşhed bi-ennâ muslimûne
Meal
İsa onların inkâr edeceklerini sezince: “Allah’a dâvet yolunda benim yardımcılarım kim olacak?” dedi. Havârîler: “Allah yolunda yardımcıların biziz. Biz Allah’a inandık. Şâhid ol ki, bizler müslümanız!” dediler.
Kur'an Tefsiri
Hz. İsa İsrâiloğullarını tevhid akidesine ve bir olan Allah’a kulluğa davet etti. Bunun üzerine onlardan pek azı müstesnâ, çoğunluğu iman etmedi. Üstelik bu münkirler, küfürlerini, kötü niyetlerini hatta Hz. İsa’yı öldürme planlarını açıktan hissettirmeye başladılar. Durumun ciddiyetini gören Hz. İsa, düşmanlarının sû-i kasdına karşı kendisine yardım edecek kimseler bulmaya karar verdi. Etrafındakilere “Allah’a davet yolunda benim yardımcılarım kim olacak?” (Âl-i İmrân 3/52) dedi. Öncelikle bu yolda kendine yardımcı olacakların, Allah’a iman etmiş, müslüman olmuş, nefsini Allah’a teslim etmiş ve Allah rızâsından başka bir şey düşünmeyerek yardım yapacak kişiler olması gerektiğini bildirmiştir.
Hz. İsa’nın bu çağrısına havârîler[1] icâbet ederek, kendilerinin “Allah’ın yardımcıları” olduklarını, Allah rızâsı için ona yardım edeceklerini söylediler. Çünkü peygambere yardım Allah’a yardım ve peygambere dostluk Allah’a dostluk demekti. Onlar aynı zamanda “Biz Allah’a inandık. Şâhit ol ki biz müslümanız” demekle, Hz. İsa’nın sadece Allah’ın kulu ve peygamberi olduğuna, Yüce Allah’ın ise gerçek mânada inanılıp teslim olunacak müteâl bir varlık olduğuna, dolayısıyla Îsâ (a.s.)’a herhangi bir ulûhiyetin izafesinin asla mümkün olmadığına bir işarette bulunmuşlardır.
Havârîler, yardım konusundaki niyet ve düşüncelerini Hz. İsa’ya arzettikten sonra, bu kez Yüce Allah’a yönelerek gönüllerini O’na açmışlar, indirdiği kitaba inandıklarını ve gönderdiği peygambere tabi olduklarını ikrar etmişlerdir. Kendilerini, birliğine şâhitlik eden melekler, peygamberler, ilim sahipleri ve hususiyle âhirette bütün ümmetlere şâhit olacak olan Hz. Muhammed (s.a.s.) ve ümmetiyle beraber kılmasını istemişlerdir. Bununla birlikte:
[1] اَلْحَوَارِيُّ (Havârî) kelimesi Arap dilinde “beyaz, beyazlık, seçilmiş, kusursuz, hâlis, kendisini bir davaya adamış, candan dost ve yardımcı” gibi mânalar taşımaktadır. Terim olarak ise Hz. İsâ tarafından seçilmiş, dini tebliğ ve halkı irşad vazifesinde ona yardımcı olmayı gönüllü olarak tercih etmiş on iki kişilik grubu ifade eder. (bk. Taberî, Câmi‘u’l-beyân, III, 390-391) Hatta bir görüşe göre, Hz. İsa ile havârîler arasındaki bu yardım anlaşması sebebiyle Hristiyanlara “yardımcılar” mânasında “Nasârâ” denilmiştir.
Muhtasar Tefsir
İsâ -aleyhisselam- İsrailoğulları`nın küfürde ısrar ettiklerini anlayınca onlara hitaben; "Allah`a davette bana kim yardım edecek?" dedi. İsa -aleyhisselam-`a tabi olanlardan seçkin olan kimseler; "Biz Allah’ın dininin yardımcılarıyız, Allah’a iman ettik ve O`na tabi olduk." dediler. "Ey İsa! Bizim, Allah`ı birleyerek ve O`na itaat ederek boyun eğdiğimize şahit ol!"