Hâ entum hâulâ-i hâcectum fîmâ lekum bihi ‘ilmun felime tuhâccûne fîmâ leyse lekum bihi ‘ilmunc vaAllâhu ya’lemu veentum lâ ta’lemûne
Meal
Haydi diyelim ki hakkında biraz bilginiz olan konuda tartıştınız; bu bir nebze normal karşılanabilir. Peki, ne diye bilmediğiniz hususlarda tartışıyorsunuz? Halbuki gerçeği Allah bilir, siz ise bilmezsiniz.
Kur'an Tefsiri
Necran Hristiyanları heyeti ile yahudi hahamları, Allah Resûlü (s.a.s.)’in huzurunda münâkaşa ettiler. Hahamlar, “İbrâhim ancak bir yahudi idi” dediler. Hıristiyanlar ise, “İbrâhim ancak bir Hristiyandı” dediler. İki taraf da iddialarını ispatlayabilmek için deliller getirmeye çalıştılar. Bu hâdise üzerine Allah Tealâ bu âyet-i kerîmeleri indirdi. (Taberî, Câmi‘u’l-beyân, III, 414)
Ehl-i kitabın elinde bulunan Tevrat ve İncil’de Hz. Mûsâ ve Hz. İsa hakkında bir kısım bilgiler mevcuttu. Dolayısıyla onlarla ilgili olarak fikir beyânında bulunmaları ve münâkaşa etmeleri bir nebze normal karşılanabilirdi. Fakat bu kitaplarda Hz. İbrâhim hakkında hiçbir bilgi mevcut değildir. Çünkü bu kitaplar, ismi geçen şahıstan uzun zaman sonra indirilmiştir. “Yahudi” ve “Hristiyan” kelimeleri de sonraları ortaya çıkmış ve Hz. İbrâhim ile hiç alakası olmayan isimlerdir. O halde kişinin, hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadığı bir hususta münâkaşa etmesi son derece yanlış ve mantıkî olarak da tutarlı değildir. Aklını çalıştıran, böyle bir tartışmanın tuhaflığını derhal kavrar ve yanlışından vazgeçer.
Ehl-i kitabın Hz. İbrâhim hakkındaki iddiaları sağlam bir bilgiye dayanmadığına göre, bu hususta şüphesiz en doğru bilgiyi Peygamberimiz’e gelen ilâhî vahiy haber verecektir. Buna göre Hz. İbrâhim ne yahudi, ne Hristiyan ne de müşrikti. O, tevhid anlayışına yürekten bağlı, Allah’a teslim olmuş bir mü’mindi. Dolayısıyla Hz. İbrâhim’e yakın olmak ve onun itibarından yararlanmak için, onun getirdiği ve her dönemde gelen peygamberler tarafından da aynen tebliğ edilen tevhid inancına dönmek, geniş anlamıyla İslâm dairesine girerek her haliyle Allah’a teslim olmuş bir kul olmak gerekir. Zira Kur’an’ın da beyân ettiği gibi, Hz. İbrâhim’e en yakın olanlar, onun tebliğ ettiği dine gönülden tabi olanlardır. Yine aynı müstakîm çizginin devamı olan İslâm’ı ve Kur’an’ı bütün insanlığa tebliğ eden son Peygamber Hz. Muhammed (s.a.s.) ve ona bütün yürekleriyle inanıp tabi olan mü’minler, Allah’ın dostu Hz. İbrâhim’e yakın olma şerefine eren bahtiyarlardır. Allah’a yakın olabilmenin yolu da budur. Bu hedef, peygamberin getirdiği mesaja kulak vermek ve onun örneklediği hayat tarzını benimsemek ve tıpkı peygamberin yaptığı gibi Allah’ın varlığına ve birliğine yürekten inanarak yalnız O’na kulluk etmekle gerçekleşir. Nihâyetinde Allah’ın dostluğuna erebilme imkânı doğar.
Fakat anlaşılan o ki Ehl-i kitabın böylesine hayırlı bir yola girmeye hiç niyetleri yoktur. Kendileri bunu kabul etmedikleri gibi, mü’minleri de Allah yolundan uzaklaştırmaya çalışmışlardır:
Muhtasar Tefsir
Ey Ehlikitap! Sizler ilminizin olduğu kendi dininiz ve size indirilen hakkında Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ile tartıştınız. İlminizin olmadığı, sizin kitaplarınızda olmayan ve peygamberlerinizin de haber vermediği şey olan İbrahim -aleyhisselam- ve dini hakkında neden tartışıyorsunuz ? Oysa Allah bilir, sizler bilmezsiniz. İşleri ve hakikatini Allah bilir, siz bilmezsiniz.