Ve iżâ eżeknâ-nnâse rahmeten ferihû bihâs ve-in tusibhum seyyi-etun bimâ kaddemet eydîhim iżâ hum yaknetûne
Meal
Bu tür nankör insanlara bir rahmet tattırdığımızda bununla sevinir, şımarırlar. Fakat kendi elleriyle yaptıkları günahlar yüzünden başlarına bir felâket geldiğinde ise derhal ümitsizliğe düşerler.
Kur'an Tefsiri
Aslında Allah’ın lutuf ve rahmetiyle sevinmek men edilmemiş, aksine emredilmiştir. Fakat bu sevinçten maksat, nimet vereni tanıyarak, hamd ve şükrünü idrâk ederek sevinmektir. Burada ise nimet vereni hesâba katmayıp sadece nimete güvenerek şımarıp hevâlarına uyan kimselerin hâli açıklanmaktadır ki, bunlara hitaben: “Şımarma! Şüphesiz Allah şımaranları sevmez!” (Kasas 28/76) buyrulmaktadır. Böyle kimseler ibâdet etseler bile, dünya menfaati için ederler. Sırf ellerindeki nimetlere güvendikleri için, kendi yaptıkları yüzünden başlarına bir fenâlık gelse derhal ümitsizliğe düşerler. Allah’ın rahmetinden tamamen ümit keserler. Çünkü güven ve teslîmiyetleri Allah’a değil, fânî şeyleredir.
Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
“Mü’min taze ekine benzer. Rüzgar estikçe yatar, yine kalkar. Kâfir çam ağacına benzer. Rüzgar estikçe gürler, fakat bir kere yıkılınca artık kalkamaz.” (Müslim, Munâfikûn 58)
Gönlün fânî şeylere ve maddî menfaatlere değil, bunları bahşeden Allah’a bağlı olması gerektiği hususunda buyruluyor ki:Muhtasar Tefsir
İnsanlara, zenginlik ve sağlık gibi nimetlerimizden verdiğimizde sevinçte sınırı aşarak bundan mutlu olur ve kibirlenirler. Fakirlik ve hastalık gibi kendi elleri ile işledikleri günahlardan dolayı onları üzecek bir şey isabet ettiğinde ise, Allah`ın rahmetinden ve kendilerine isabet eden şeyin kalkmayacağına dair ümitsizliğe kapılırlar.