Vemâ kâne limu/minin velâ mu/minetin iżâ kadaAllâhu verasûluhu emran en yekûne lehumu-lḣiyeratu min emrihimk vemen ya’siAllâhe verasûlehu fekad dalle dalâlen mubînân
Meal
Allah ve Rasûlü bir meselede kesin ve bağlayıcı bir hüküm verdiği zaman, mü’min erkek veya mü’min kadının, kendileriyle alakalı o meselede başka bir tercihte bulunma hakkı yoktur. Kim Allah ve Rasûlü’ne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.
Kur'an Tefsiri
Allah Teâlâ ve O’nun dininin tebliğcisi olan Resûlullah (s.a.s.) bir şeyi emrettiklerinde veya yasakladıklarında, diğer bir ifadeyle Kur’ân-ı Kerîm ve sünnet-i seniyyeden, bir şeyi kesinlikle yapmanın veya yapmamanın lâzım geldiği anlaşıldıktan sonra, mü’minlere düşen buna itaat etmektir. Onların tercih edecekleri tek yol budur. Mü’minliğin bir gereği olarak, bunu bırakıp başka bir emri, isteği, arzuyu yerine getiremezler.
Bu âyet-i kerîme, Efendimiz (s.a.s.)’in azatlısı Zeyd b. Hârise ile hala kızı Zeynep b. Cahş’ın evlenmeleri hakkında nâzil olmuştur. Rivayete göre Peygamberimiz (s.a.s.), Zeyd için Zeyneb’e dünür gittiğinde önce Zeynep ve onun kardeşi Abdullah, nesep ve soy itibariyle üstünlüklerini, Zeyd’in ise daha dünkü bir köle olduğunu ileri sürerek buna razı olmadılar. Fakat bu âyet-i kerîme inince, “Dilediğini yap” diyerek Resûl-i Ekrem (s.a.s.)’in emrine itaat ettiler. (Fahreddin er-Râzî, Mefâtîhu’l-gayb, XXV, 182-183)
İlâhî buyruklara itaat ümmete gerektiği gibi, o buyrukları Alla’tan getiren Peygamber için de gereklidir. Bunun güzel bir misali için buyruluyor ki:Muhtasar Tefsir
Allah ve resulü, bir işte hüküm verdiği zaman, hiç bir Mümin erkek ve Mümin kadının o hükmün kabulü yahut reddedilmesi konusunda bir seçme hakkı yoktur. Kim, Allah`a ve resulüne isyan ederse, dosdoğru yoldan apaçık bir şekilde sapmış olur.