Felemmâ câet-hum rusuluhum bilbeyyinâti ferihû bimâ ‘indehum mine-l’ilmi ve hâka bihim mâ kânû bihi yestehzi-ûne
Meal
Çünkü peygamberleri kendilerine apaçık deliller getirdiği zaman, onlar sahip oldukları bilgi ile şımarıp, yapılan azap tehditlerini alaya aldılar. Ama alaya aldıkları o azap, sonunda onları çepeçevre kuşatıverdi.
Kur'an Tefsiri
Son olarak sayılarının çokluğuna; askeri, siyâsî ve iktisâdî güçlerinin üstünlüğüne; dünyada kültür ve medeniyet adına meydana getirdikleri eserlerin sağlamlığına ve vahiyden bağımsız olarak sahip oldukları bilgi ve bilime güvenip böbürlenerek peygamberlerin getirdiği ilâhî tâlimatlara ihtiyaç duymayan, onları hiçe sayan inkârcı zihniyetlere büyük bir tehdit gelmektedir. İnkârlarının cezası olarak tepelerine ilâhî azap indiğinde kazandıkları bu şeyler kendilerine hiçbir fayda sağlamayacak, azabı onlardan savamayacaktır. Kızıl Deniz’de boğulacağını yakînen anlayan Firavun gibi, Allah’ın şiddetli azabını görünce, şirkten vazgeçip Allah’ın birliğine inandıklarını söyleseler de, artık âhiret perdelerinin açılmaya başladığı böyle bir durumda imanları onlara bir fayda vermeyecektir. Çünkü tevbe ve iman ancak azap ve ölüm gelmeden önce bir fayda sağlar. Azap ve ölüm geldikten sonra imanın bir faydası yoktur. Bu Allah Teâlâ’nın başlangıçtan beri kulları hakkında uyguladığı sosyolojik bir kanundur. Kıyamete kadar da bu kanun böylece devam edecektir. Bu kanuna göre, kâfirler, küfürde kaldıkları sürece kaçınılmaz olarak hüsrâna uğrayacaklardır. O halde tek çıkar yol; küfrü, şirki, Allah ve Peygamber düşmanlığını terk edip nasûh bir tevbe, kuvvetli bir iman, yeni bir aşk ve heyecanla İslâm’a dönmektir!
Mü’min sûresinin sonunda yer alan kâfirlere yönelik tehdîdi, daha ayrıntılı ve örneklerle açıklamak üzere Fussilet sûresi gelmektedir:Muhtasar Tefsir
Peygamberleri onlara apaçık deliller ile geldiğinde onları yalanladılar. Peygamberlerinin getirdiğine, muhalefet eden ilimlerine sarılıp ondan razı oldular. Peygamberlerinin kendilerini korkuttuğu ve alay ettikleri o azap onları yakalayıverdi.