Velemmâ câehumu-lhakku kâlû hâżâ sihrun ve-innâ bihi kâfirûne
Meal
Fakat gerçeği tüm açıklığıyla ortaya koyan âyetlerimiz kendilerine ulaşınca: “Bu bir büyü! Biz onu kesinlikle inkâr ediyoruz” dediler.
Kur'an Tefsiri
Cenâb-ı Hak, Kur’an’ın ilk muhatap kitlesi olan Mekkelilere olan ihsanını hatırlatıyor. İstese onları da babalarını da hiç yaratmaz, nimet vermez ve yaşatmazdı. Halbuki böyle yapmayıp onlara bol bol ihsanlarda bulunmuş, ta Kur’an ve Peygamber gelinceye kadar yaşatmıştır. Maddi nimetler yanında onlara bir de böyle büyük bir mânevî nimet göndermiştir. Bu büyük nimete ve ebedi devlete dört elle sarılmaları gerekirken, gerçek hiç de öyle olmadı. Kur’an’a sihir dediler; onu şiddetle red ve inkâr ettiler. Kendilerine dünya ve âhiret şerefini bahşedecek o nimetin kadrini bilemediler. Bahaneleri ise örümcek ağı kadar basit, pamuk ipliği kadar zayıftı: Niçin Kur’an Mekke’de yetim olarak fakir bir ailede büyümüş, maddi imkânları mahdut olan Hz. Muhammed (s.a.s.)’e verilmişti:
Muhtasar Tefsir
İçerisinde hiç bir şüphe bulunmayan hak olan bu Kur`an kendilerine geldiği zaman şöyle demişlerdi: "Bu bir sihirdir ve Muhammed bizi onunla büyülüyor. Şüphesiz biz ona küfreden kimseleriz ve asla ona inanmayacağız."