Ve nâdâ fir’avnu fî kavmihi kâle yâ kavmi eleyse lî mulku misra ve hâżihi-l-enhâru tecrî min tahtîs efelâ tubsirûne
Meal
Derken Firavun kavmine şöyle seslendi: “Ey kavmim! Mısır’ın mülkü ve hâkimiyeti, sonra ayaklarımın altından akan şu ırmaklar bana ait değil mi? Fakat birileri sizi bana karşı kışkırtıp hâkimiyeti ele geçirmek istiyor. Bunu hâlâ göremiyor musunuz?”
Kur'an Tefsiri
Firavun, hem tahtını korumak hem de insanları Hz. Mûsâ’ya inanmaktan vazgeçirmek için bu şekilde canhıraş bir konuşma yapma mecburiyetinde kalır. O devirde mesaj ilan etme yöntemi, burada bildirildiği üzere tellâl çağırtmaktı. Bu tellallar şehir, köy ve kasabalarda konuyu halka duyururlardı. Zira zavallı Firavun’un elinde bugünkü bir kısım şer odaklarının elinde olan dalkavuk bir medya, haber ajansları, radyo ve TV’leri yoktu.
Hz. Mûsâ’da risaletten sonra kekemelik yoktu. Zira Tâhâ sûresinin 27-36. âyetlerinde nakledilen “Dilimdeki tutukluğu çöz” duası, elbette kabul edilmişti. Firavun’un onu meramını bile anlatmaktan âciz olarak değerlendirmesi, bizzat kendisinin ilâhî mesajı anlamama konusundaki inadından ileri geliyordu. Onu kasten önemsemiyor veya önemsemez görünüyordu:Muhtasar Tefsir
Firavun kavmine karşı övünerek seslendi ve şöyle dedi: "Ey kavmim! Mısır`ın mülkü ve saraylarımın altından akan Nil nehrinin ırmakları benim değil mi? Benim bu mülkümü görüp ve büyüklüğümü bilmiyor musunuz?"