FeliAllâhi-lhamdu rabbi-ssemâvâti ve rabbi-l-ardi rabbi-l’âlemîne
Meal
Her türlü övgü ve yüceltmeler, göklerin Rabbi, yerin Rabbi ve âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.
Kur'an Tefsiri
Sûre ağırlıklı olarak Allah Teâlâ’nın kudret ve azamet delillerinden bahsettiği için sonunda bu hususu hülasa etmekte ve her türlü hamdin, övgünün, tüm varlığın gerçek sahibi Allah’a ait olduğunu bildirmektedir. Göklerdeki ve yerdeki “kibriyâ” da yalnız Allah’ındır. “Kibriyâ”, azamet, ululuk, büyüklük, celâl, bâkî oluş, egemenlik, kudret ve kemal anlamlarına gelir. Ali Haydar Efendi, Cenâb-ı Hakk’ın bu vasfını şöyle dillendirir:
“Büyüksün Allahım büyüksün büyük
Büyüklük yanında kalır pek küçük.”
Bütün bu sıfatlar yalnızca Allah Teâlâ’nın hakkıdır. Bu sebeple ibâdet ve taat, hamd ve şükür yalnızca o Yüce Yaratan’a, bütün kâinatın padişahı Ulu Allah’a yapılır.
Kudsî hadiste Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Yücelik ve kudret benim elbisem, büyüklük de benim kıyafetim sayılır. Bunlardan biri kendisinde de varmış gibi davranan olursa, onun cezasını veriririm.” (Müslim, Birr 136; Ebû Dâvûd, Libâs 25)
Kur’ân-ı Kerîm’in Allah Teâlâ’nın inanılıp kulak verilecek ve gereğince amel edilecek değişmez âyetlerinden müteşekkil bir ilâhî kelâm oluşundan bahsedip Cenâb-ı Hakk’ın yücelik ve büyüklüğü ile sona eren Câsiye sûresinden sonra yine aynı konuyla söze başlayan Ahkâf sûresi geliyor:Muhtasar Tefsir
hamt; göklerin Rabbi, yerin Rabbi ve bütün yaratılmışların Rabbi olan Allah`a mahsustur.