Yâ kavmenâ ecîbû dâ’iyaAllâhi ve âminû bihi yaġfir lekum min żunûbikum ve yucirkum min ‘ażâbin elîmin
Meal
“Ey kavmimiz! Allah’a çağıran bu dâvetçiye uyun ve ona iman edin ki, Allah da sizin günahlarınızı bağışlasın ve sizi can yakıcı bir azaptan korusun!”
Kur'an Tefsiri
Resûlullah (s.a.s.) Taif seferinden üzgün olarak Mekke’ye dönerken yolda Batn-ı Nahle mevkiinde konakladı. Orada yatsı namazını kıldırıyorken bir grup cin gelip Efendimiz (s.a.s.)’in okuduğu Kur’an’ı dinlediler. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 167) müslüman oldular ve dönüp kavimlerini de Kur’an’a imana davet ettiler. Hâdise ile alakalı bütün rivayetler ittifakla cinlerin, orada Allah Rasulü (s.a.s.)’e kendilerini belli ettirmediklerini ve Efendimizin de onları fark etmediğini bildirir. Allah Teâlâ sonradan vahiy yoluyla onların Kur’an dinlediklerini haber vermiştir. Aynı hususa Cin sûresi 1-2. âyetlerde de yer verilmektedir.
Âyet-i kerîmeler cinlerin daha önce Hz. Mûsâ’ya ve diğer semavi kitaplara inandıklarını haber vermektedir. Çünkü Kur’ân-ı Kerîm’i dinledikten sonra bunun da daha önceki peygamberlerin tebliğ ettiği aynı kelam olduğunu anlamışlardır. Bu sebepledir ki bu kitaba ve onu getiren Peygamber’e hemen iman etmişlerdir.
Cinlerin Peygamberimiz (s.a.s.)’e gelmeleri ve onu dinlemeleri ile alakalı sahih rivayetlerden anlaşılmaktadır ki, bu hadiseden sonra cinler, peş peşe heyetler halinde Allah Rasulü (s.a.s.)’in huzuruna gelmeye ve onunla yüz yüze sohbet etmeye başladılar. Bunlardan biri şöyledir:
Alkame şöyle anlatır: İbn Mesud’a:
“- Cin gecesi sizden biriniz Peygamberimiz’e arkadaşlık etti mi?” diye sordum.
“- Hayır” dedi, “Bir gece Mekke’de onu kaybettik. Her tarafta, derelerde tepelerde aradık. Acaba kendisine bir suikast mı yapıldı, yoksa bir şey mi oldu, dedik. O gece bir kavmin geçirebileceği en sıkıntılı bir gece geçirdik. Sabahleyin, Peygamber (s.a.s.)’in Hıra tarafından geldiğini gördük. Kendisine duyduğumuz üzüntüyü anlatınca şöyle buyurdu:
«- Bana cinlerin davetçisi geldi; beni yanlarına gitmem için çağırdı. Ben de gidip onlara Kur’an okudum.» Allah Resûlü (s.a.s.) bizi götürdü, cinlerin izlerini ve yaktıkları ateşlerin izlerini bize gösterdi.” (Müslim, Salât 150, 153; Tirmizî, Tefsir 46)
Yine rivayete göre, cinler Peygamber Efendimiz’den azık istemişlerdi. O da: “Elinize geçen, Allah adı anılarak kesilen her kemik size azıktır, onun üzerinde mutlaka bir parça et olur. Deve gübresi de hayvanlarınıza azıktır” buyurdu. Bu sebeple Resûl-i Ekrem (s.a.s.): “Kemik ve deve gübresiyle taharetlenmeyiniz, çünkü bunlar cin kardeşlerinizin yiyeceğidir” buyurmuştur. (Müslim, Salât 153)
Kur’ân’da anlatılan bu cin kıssası ile Kur’ân’ın gerçekten Allah kelâmı olduğuna inanmayan müşrikler ve bütün inkârcılar azarlanıp kınanmaktadır. Çünkü başka bir âlemin varlıkları olarak cinler, Kur’ân’ı dinlemişler ve onun Allah katından gelmiş bir kitap olduğuna yakînen inanmışlardır. Halbuki müşrikler, özellikle Mekke müşrikleri insan cinsinden, kendilerine Kur’ân’ı getiren Peygamber (s.a.s.)’in cinsinden oldukları hatta onun dilini konuştukları halde Kur’ân’ın gerçek bir kitap olduğu hakkındaki şüphe ve yalanlamalardan bir türlü kurtulamamışlardır. Bu, onlar için büyük bir ibret tablosu değil midir?
Esas ibret tablosu ise gözlerinin önünde sonsuzluğa doğru uzayıp giden sınırsız gökler ve uzay boşluğunda insanın yaşaması için mükemmel bir mekan olarak düzenlenen yeryüzüdür. O halde:Muhtasar Tefsir
Ey Kavmimiz! Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-`in sizi davet etmiş olduğu hakka icabet edin ve onun Rabbi tarafından gönderilmiş bir elçi olduğuna iman edin ki, Allah sizin günahlarınızı bağışlasın. Sizi davet ettiği hakka icabet etmeniz ve onun Rabbi tarafından gönderilmiş olan bir elçi olduğuna iman etmeniz durumunda sizi bekleyen elem verici azaptan sizi selamette kılar.