Velev kâtelekumu-lleżîne keferû levellevû-l-edbâra śümme lâ yecidûne veliyyen velâ nasîrân
Meal
Eğer o kâfirler, bey‘at sonrası Hudeybiye’de sizinle savaşsalardı, elbette arkalarını dönüp kaçacaklardı; sonra da kendilerine ne bir dost ne de bir yardımcı bulabileceklerdi.
Kur'an Tefsiri
Müşrikler, Hudeybiye’de Resûlullah (s.a.s.)’in anlaşma teklifini reddedip savaşa girişselerdi, mağlup edileceklerdi. Allah müslümanlara yardım edecek ve onları bozguna uğratacaktı. Yine müslümanlar Hudeybiye’de iken müşriklerden veya yahudilerden Medine’ye saldırmak isteyen olsaydı, Allah onlara da muvaffakiyet vermeyecekti. Çünkü, Cenâb-ı Hakk’ın öteden beri uygulanan kanunu bu minval üzereydi: Bütün samimiyetleriyle din yoluna baş koyan mü’minler, sayı olarak az olsalar bile, kalabalık düşman ordularına galip gelecektir. (bk. Bakara 2/249) Allah’ın Peygamberi’ne karşı gelen kâfirler rezil ve perişan olacaklardır. Nitekim Bedir savaşında bunun pek açık bir örneği yaşanmıştır.
Öncelikle Hudeybiye anlaşmasını ve peşinden de Mekke’nin fethini hazırlayan sebeplerin oluşmasındaki Cenâb-ı Hakk’ın rahmet tecellilerine ve mü’minlere olan büyük lutuflarına bir perde aralamak üzere buyruluyor ki:Muhtasar Tefsir
-Ey Müminler!- Allah`ı ve resulünü inkâr edenler sizinle savaşsalardı, sizin önünüzde hezimete uğrayarak arkalarına dönüp korku ile kaçarlardı. Sonra işlerini yapacak bir dost ve savaşta kendilerine yardım edecek bir yardımcı da bulamazlardı.