Elem ta’lem ennaAllâhe lehu mulku-ssemâvâti vel-ardi yu’ażżibu men yeşâu veyaġfiru limen yeşâuk vaAllâhu ‘alâ kulli şey-in kadîrun
Meal
Bilmez misin ki, göklerin ve yerin mülkiyeti ve hâkimiyeti Allah’ındır. O dilediğine azap eder, istediğini bağışlar. Allah’ın her şeye gücü yeter.
Kur'an Tefsiri
Hırsızlık yapan, daha sonra tevbe ederse Allah onun tevbesini kabul eder ve âhirette karşılaşacağı cezayı affedip, ona rahmet ve mağfiretle muamele eder. Dolayısıyla eli kesilmiş ve tevbekâr olmuş kimselere, daha önce hırsızlık etmiş diye kötü gözle bakmamalı, acıyıp yardımda bulunmalıdır.
Âyet-i kerîmenin zahirinden, yaptığına pişman olup tövbe eden hırsızın, tövbesinde samimi olduğu anlaşıldığı takdirde elinin kesilmeyeceği anlaşılmaktadır. Ancak bu mevzuda farklı görüşler dile getirilmiştir. Özetle Hanefîler’e göre hırsız çaldığı malı yakalanmadan önce iade edip tövbe ederse eli kesilmez. Hanbelî ve bir kısım Şâfıîler’e göre hırsız yakalanıp mahkemeye sevkedilmeden önce tövbe ederse, belli şartlarda ceza düşer. Bazı âlimlere göre ise hırsız, dava hâkime götürülmeden önce bile tövbe etse had cezası düşmez. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.s.) Mahzûm kabilesinden hırsızlık eden, fakat yaptığına pişman olan bir kadının elinin kesilmesine hükmetmiştir. (Buhârî, Enbiyâ’ 54; Müslim, Hudûd 9) Çünkü el kesme, suçun cezasıdır; tövbe ise işlediği günahtan Allah’a sığınmadır.
İslâm hırsızlığı yasaklamış bununla birlikte hırsızlığa sebep olacak yolları da kapatmaya çalışmıştır. Zira İslâm’ın hedefi insanları cezalandırmak değil, bilakis onları huzur içerisinde ve mutlu bir şekilde yaşatmaktır. Bu nevi hedeflerini gerçekleştirmek için de zekâtı farz kılmış (bk. Tevbe 9/60), sadakayı teşvik etmiş, zenginlerin mallarında fakir ve yoksullar için bir hak olduğunu bildirmiş (Zâriyât 51/19), hâsılı her fırsatta zenginlerin fakirlere yardım etmelerini istemiştir. Diğer taraftan, zaruret hallerinde haram olan şeylerden bile ölçülü bir şekilde yiyip içmeye ruhsat vermiştir. (bk. Bakara 2/173; Mâide 5/3)
Göklerin ve yerin mülkünü, saltanatını ve tasarrufunu kudret elinde bulunduran Yüce Allah, istediği kullarını cezalandırır, dilediği kullarını bağışlar. İstediğini murad etmesini, murad ettiğini yapmasını ve istediği hükmü vermesini engelleyebilecek hiçbir kuvvet yoktur. Çünkü O’nun her şeye gücü yeter. Öyleyse Allah’a inanıp güvenen bir kişinin, İslâm düşmanlarından gelecek her türlü baskı, eziyet ve kötülükler karşısında metanetini koruması, sarsıntıya uğramadan vazifesine devam etmesi gerekir. Bu vesileyle münafıkların ve yahudilerin düzenbazlıkları karşısında Resûlullah (s.a.s.)’i teselli etmek üzere şöyle buyrulur:
Muhtasar Tefsir
-Ey Resul!- Kesinlikle biliyorsun ki, göklerde ve yerde bulunanların hepsi Allah`ındır. Gökler ve yerler hakkındaki tasarruf yalnızca yüce Allah`ındır. Dilediğine adaletiyle azap eder. Lütfu ve ihsanıyla da dilediğini bağışlar. Muhakkak Allah`ın her şeye gücü yeter. O`nu hiçbir şey aciz bırakamaz.