Kad na’lemu innehu leyahzunuke-lleżî yekûlûnes fe-innehum lâ yukeżżibûneke velâkinne-zzâlimîne bi-âyâtiAllâhi yechadûne
Meal
Onların söylediklerinin seni üzdüğünü biz elbette biliyoruz. Gerçekte onlar seni yalanlamıyorlar, fakat o zâlimler bile bile Allah’ın âyetlerini inkâr ediyorlar.
Kur'an Tefsiri
Ayetin nüzûl sebebi ile alakalı şöyle bir rivayet nakledilir: Resûl-i Ekrem (s.a.s.), Ebu Cehil ve arkadaşlarını yanından geçerken ona:” Ey Muhamed! Allah’a and olsun ki biz seni yalanlamıyoruz. Bize göre şüphesiz sen doğru söylüyorsun. Fakat senin getirdiğini yalanlıyoruz” dediler. Bunun üzerine bu âyet indi. (Tirmizî, Tefsir 6/1)
Şâirin şu beyti Ebû Cehil ve benzerlerinin hâlini ne güzel anlatır:
“Hidâyet senden olmazsa dirâyet neylesin yâ Rab!
Arapça bilse de Ebû Cehl’e Kur’an neylesin yâ Rab!”
Şüphesiz Allah Resûlü (s.a.s.) bir insan olarak, müşriklerin kendi hakkında söyledikleri sihirbaz, mecnun, kahin, şair gibi olumsuz sözlerden, sataşmalardan mahzun olmaktaydı. Hele onların iman etmemelerine, inkârda direnmelerine son derece üzülmekteydi. (bk. Kehf 18/6) Zaman zaman nâzil olan âyetler ona sabırlı olmasını ve üzülmemesini telkin etmekteydi. Nitekim bir âyet-i kerîmede: “Rasûlüm! Sabret; şunu bil ki sabretmen de ancak Allah’ın yardımıyla olur. Davetini kabul etmiyorlar diye üzülme; kurmaya çalıştıkları tuzaklar sebebiyle de telâş edip sıkıntıya düşme” (Nahl 16/127) buyrulmaktadır. Burada dini tebliğ edecek kişilerin sahip olmaları gereken ahlâkî vasıflar içinde doğruluğun, dürüstlüğün ve güvenilirliğin önemi vurgulanmaktadır. Ayrıca bunlar ve devam eden ayetlerle Efendimiz teselli edilmekte, gönlüne ferahlık verilmektedir:
Muhtasar Tefsir
Ey Resul! Zahirde onların seni yalanlamasının seni üzdüğünü elbette biliyoruz. Bilesin ki, onlar senin güvenilirliğini ve doğruluğunu çok iyi bildikleri için kendi nefislerinde yalanlamazlar. Onlar öyle zalim bir toplumdur ki, senin durumunu açıktan inkâr ederken kendi iç dünyalarında senin kim olduğunu çok iyi bilirler.