Kâlû belâ kad câenâ neżîrun fekeżżebnâ ve kulnâ mâ nezzelaAllâhu min şey-in in entum illâ fî dalâlin kebîrin
Meal
Şöyle cevap verirler: “Evet, bize bir uyarıcı geldi. Fakat biz onu yalanladık ve onlara: «Allah’ın bir şey indirdiği falan yok; siz ancak büyük bir sapıklık ve şaşkınlık içindesiniz» dedik.”
Kur'an Tefsiri
Kâfirlerin içine atılacağı cehennemin yakıcılığı, çılgınlığı, kabalığı ve katılığı dehşet verici bir manzara halinde tasvir edilir: Cehennem tıpkı acımasız ve yırtıcı bir canavar gibi, içine atılan inkârcılara duyduğu hınç ve öfkeden dolayı solur, kükrer, bağırır, kaynayıp durur. Öyle ki neredeyse gayzından ve öfkesinden çatlayacak durumdadır. Oraya atılanlar sadece yanmakla kalmaz, üstelik cehennem zebanileri onların acı, hasret ve pişmanlıklarını artırmak için “size cehennemin varlığını haber veren ve sizi onunla uyaran bir peygamber gelmedi mi?” diye sorarlar. Onlar, “evet” deseler de bunun bir faydası olmaz. 10. âyette “Eğer uyarılara kulak vermiş veya aklımızı kullanıp gerçekler üzerinde düşünmüş olsaydık” (Mülk 67/10) ifadesinde, önce “dinlemek”, sonra “aklı kullanmak” gelmektedir. Yazılı bir şey olduğunda “okumak” da dinlemekle aynı kabul edilebilir. Bunda şöyle hikmet vardır: İlâhî davetten istifade edebilmek için birinci şart ona kulak vermek, dinlemek ve ona iyi niyetle yaklaşmaktır. Gerçek olup olmadığını anlamak için üzerinde düşünmek ise ikinci safhadır. Dolayısıyla vahiy ve risâlet olmadan salt akılla doğru yolu bulmak imkânsızdır.
Bu bakımdan vahye kulak verip aklını kullanabilenler, elbette bahsi geçen bedbahtlar gibi olamayacaktır:
Muhtasar Tefsir
Kâfirler şöyle dediler: “Evet! Elbette bizi Allah’ın azabından korkutan bir peygamber geldi. Fakat biz onu yalanlayarak şöyle dedik: Allah hiçbir vahiy indirmemiştir. -Ey Peygamberler!- Sizler hakikatten uzaklaşmış büyük bir sapıklıktan başka bir yerde değilsiniz.”