Fe-iżâ câet-humu-lhasenetu kâlû lenâ hâżihis ve-in tusibhum seyyi-etun yettayyerû bimûsâ vemen me’ahuk elâ innemâ tâ-iruhum ‘indaAllâhi velâkinne ekśerahum lâ ya’lemûne
Meal
Hayatın akışı içinde onlara bir iyilik geldiğinde “Bu bizim hakkımız” derlerdi. Kötü bir durumla karşılaştıklarında ise bunun Mûsâ ile beraberinde olanların uğursuzluğundan kaynaklandığını söylerlerdi. Şunu bilin ki, onların uğursuz saydığı şey, kötü işlerine karşı Allah’ın verdiği cezadır; fakat onların çoğu bunu bilmez.
Kur'an Tefsiri
Hayatın normal süreci içinde kendilerine bir iyilik; bolluk ve genişlik geldiğinde bunun kendilerinin tabii hakları olduğunu söylüyorlardı. Bunu kâbiliyet ve çalışmalarının bir ürünü olarak görüyorlardı. Bir kötülük; kıtlık, kuraklık ve hastalık dokunduğunda ise bunu Mûsâ ve ona inananlardan biliyorlardı. Yani başlarına bu uğursuzluğun onlar sebebiyle geldiğini düşünüyorlardı. Halbuki Fâil-i Mutlak Allah olmakla beraber, uğursuzluğun sebebi bizzat kendileri idi. Allah katında uğursuz sayılmalarına ve başlarına uğursuzlukların gelmesine sebep, bizzat kendi inkârları ve günahları idi. Fakat çoğu bunu bilmiyordu. Bilenler de inat ve kibirleri sebebiyle bildiklerinin gereğini yerine getirmiyordu.
Âyette geçen اَلتَّطَيُّرُ (tatayyur) kelimesi bir şeyi; bir hayvanı, insanı veya olayı uğursuz sayma demektir. Câhiliye döneminde bir kimse sefere çıktığında karşılaştığı ilk kuş kendisine göre sağ tarafa uçarsa bunu uğurlu, sol tarafa doğru uçarsa uğursuz sayardı. Dolayısıyla ilk zamanlar hem uğursuzluğu hem uğurluluğu ifade eden bu kelime daha sonra sadece “uğursuzluk” mânasında kullanılır olmuştur. Allah Resûlü (s.a.s.), bir şeyi uğursuz saymanın cahiliye âdeti olduğunu ve bunun İslâm’da yeri olmadığını haber vermektedir. (bk. Buhârî, Tıp 17, 19; Müslim, Selam 102, 107, 109) Fakat bazı şeyleri geleceğe ait bir hayır ve ümit vesilesi olarak görmede bir sakınca olmadığını bildirerek hatta bunu teşvik ve tavsiye buyurmaktadır. (bk. Buhârî, Tıp 43, 44; Müslim, Selâm 110-113)
İnkâr ve inatlarında devm etmeleri yüzünden o azgın kavmin üzerine musibetler şiddetli azap kamçıları halinde peşpeşe inmeye başladı:
Muhtasar Tefsir
Firavun hanedanı ürünlerde bolluk, güzellik ve fiyatlarda ucuzluk görünce, "Hak ettiğimiz ve sadece bize özel olduğu için bu bize verildi" derler. Eğer kendilerine bir felaket ve kuraklık, kıtlık, hastalıkların artması ve diğer başka musibetler gelirse Musa ve onunla beraber olan İsrailoğulları`nı uğursuzluk sayarlardı. Gerçek o ki, onların başına gelen bu uğursuzluğun hepsi her noksanlıktan münezzeh olan Allah -Subhanehu ve Teâlâ-`nın takdiridir. Hâlbuki ne kendilerinin ne de Musa -aleyhisselam-`ın bir alakası vardır. Sadece onlara bu belanın gelmesi, Musa -aleyhisselam-`ın onlara bedduasındandır. Fakat çoğu bunu bilmezler ve bu tür olayları Allah`tan başkasına isnat ederler.