Elleżîne yettebi’ûne-rrasûle-nnebiyye-l-ummiyye-lleżî yecidûnehu mektûben ‘indehum fî-ttevrâti vel-incîli ye/muruhum bilma’rûfi veyenhâhum ‘ani-lmunkeri veyuhillu lehumu-ttayyibâti veyuharrimu ‘aleyhimu-lḣabâ-iśe veyeda’u ‘anhum israhum vel-aġlâle-lletî kânet ‘aleyhimc felleżîne âmenû bihi ve’azzerûhu venasarûhu vettebe’û-nnûra-lleżî unzile me’ahuﻻ ulâ-ike humu-lmuflihûne
Meal
Onlar, ellerindeki Tevrat ve İncil’de özelliklerini yazılı buldukları o Rasûl’e, okuma yazma bilmeyen o Peygamber’e uyarlar. O Peygamber onlara iyilik, doğruluk ve güzelliği emretmekte; her türlü kötülüğü ve çirkinliği yasaklamakta; temiz ve hoş olan bütün yiyecek ve içecekleri onlara helâl, kötü ve pis olan şeyleri ise onlara haram kılmakta; sırtlarındaki kendi şeriatlarından kalma ağır yükleri kaldırmakta, boyunlarına vurulmuş zincirleri kırıp atmaktadır. Bu bakımdan ona inanan, ona saygı duyan, düşmanlarına karşı ona yardım eden ve kendisine indirilen Kur’an’a uyan kimseler, işte onlar, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.
Kur'an Tefsiri
Onlar, yanlarında bulunan Tevrat ve İncil’de özellikleri yazılı bulunan; kendi öz evlatları gibi tanıdıkları (bk. Bakara 2/146) ümmî peygamber Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s.)’e uyup itikat, ibâdet, ahlâk ve muamelâtta onun arkasından gidenler ve gidecek olanlardır.
Bu âyet-i kerîmeden anlaşılmaktadır ki, Cenab-ı Hak Hz. Mûsâ’ya Tur dağındaki buluşmasında ve Tevrat’ta âlemlere rahmet olan son peygamberi haber vermiş; talep ettiği rahmet ve iyiliğin onun ümmeti için yazılacağını va‘dederek, vakti gelince İsrâiloğulları’nın ona iman edip tâbi olmalarını teşvik etmiştir. Aynı zamanda Tevrat’tan sonra ve Kur’ân’dan önce İncil’in geleceğini bildirmiştir. Tevrat ve İncil’de, peygamberlerin sonuncusu Hz. Muhammed (s.a.s.) ile ona nâzil olacak Kur’ân-ı Kerîm hakkında bir kısım vasıf ve özellikleri itibariyle bilgiler yer almaktaydı. Efendimiz geldiği sırada Tevrat ve İncil’i hakkiyle okuyup anlayan kitap ehli, Hz. Mûsâ’nın talep ettiği rahmet ve iyiliğe erebilmenin ancak son peygamber Hz. Muhammed (s.a.s.)’e uyma sayesinde mümkün olacağını ellerindeki kitaplarında yazılı olarak buluyorlardı.
Günümüzde de bir kısım İslâm âlimleri, mevcut Tevrat ve İncilleri inceleyerek Peygamber Efendimiz’i müjdeleyen ifadeleri tespit etmeye çalışmaktadırlar.
Âyet-i kerîmede Allah Resûlü (s.a.s.)’in şu mühim vasıfları haber verilir:
1. O, Allah’ın elçilik vazifesini yüklenmiş ümmî bir peygamberdir. Peygamber Efendimiz’in ümmîliği; Ümmü’l-Kurâ olan Mekke’ye nispetle “Mekkeli olması”, ümmet kelimesine nispetle “Arap milletinden olması” ve anne mânasındaki الأم (ümm) kelimesine nispetle “anasından doğduğu gibi, okuma yazma bilmeyen” mânalarını ihtivâ eder. Fakat daha ziyade son mâna tercih edilmiştir. Nitekim âyet-i kerîmede: “Sen, bu kitap sana indirilmeye başlamadan önce ne bir kitap okuyor, ne de onu elinle yazıyordun” (Ankebût 29/48) buyrulur. Aslında ümmîlik sıradan insanlar için ilim eksikliğini ifade eden bir noksanlık sıfatıdır. Ancak ilmî yüceliği ve kemâli, hangi seviyede olursa olsun bütün okuyup yazanları aciz bırakacak bir peygamberin “ümmî” olması, onun doğrudan doğruya Allah tarafından gönderildiğini her türlü şüpheden arınmış olarak ispat eden harikulade bir üstün özelliktir. Başlı başına bir mûcizedir.
2. O her türlü iyiliği, hakkı, adâleti, dinin ve aklın güzel gördüğü ve insanın selim fıtratına uygun düşen her türlü hayırlı işleri emreder.
3. O yapılmaması ve sakınılması gereken her türlü çirkin söz, fiil ve davranışlardan sakındırır.
4. O, zararlı olmayan ve tiksinti vermeyen temiz ve hoş şeyleri, yiyecek, içecek ve giyecekleri helâl kılar. Böylece Efendimiz sayesinde içine pis bir şey karışmadığı ve İsrâf edilmediği müddetçe yaratılıştan temiz, hoş ve lezzetli olan her şeyin yenilip içilmesi helâl kılınmıştır. Halbuki yaptıkları zulümler sebebiyle bunların bir kısmı daha önce İsrâiloğullarına haram kılınmıştı. (bk. Nisâ 4/160)
5. O, yaratılıştan pis, zararlı ve tiksinti verici, selim insan fıtratının nefret ettiği her şeyi haram kılar. Gerek domuz eti, leş, kan ve alkollü içecekler gibi maddi bakımdan; gerek kumar, faiz, rüşvet ve sahtekârlık gibi manevî bakımdan pis olan şeyleri yasaklar. Çünkü bunları kullanmak azap sebebidir, Azaptan kurtulup rahmete erebilmek için bunlardan kaçınmak gerekir.
Âyet-i kerîmede “ma‘rûf ve münker”in daha çok fiil ve davranışlar; “tayyibât ve habâis”in ise yiyecek ve içecekler için kullanıldığı dikkati çekmektedir.
6. O, daha önceki şeriatlerde, özellikle yahudilikte bulunan mesela tevbesinin kabul edilmesi için insanın kendini öldürmesi (bk. Bakara 2/54), bazı helâl gıdaların haram kılınması, cumartesi günü çalışmanın yasak olması gibi ağır mükellefiyetleri kaldırır, zincirleri kırar; yerine kolaylık ve müsâmaha üzerine kurulmuş bir din getirir.
Hâsılı o Ümmî Peygamber, bütün insanlık için rahmet, kurtuluş ve özgürlük vesilesidir. O, akla, insan fıtratına ve insanın maddi ve mânevî olarak her türlü ihtiyacının en ideal bir şekilde karşılanmasına uygun olan bir din getirmiştir. Bütün insanlarla birlikte burada özellikle Ehl-i kitap olan yahudi ve Hristiyanlara da bu fırsatı kaçırmamaları, o şanlı Peygamber’e iman ederek; ona gereken en yüce saygı ve hürmeti göstererek; getirdiği dinin öğrenilmesi, yaşanması ve yaşatılmasına samimane yardım ederek ve onun getirdiği Kur’an’ın ve sünnetin ahkâmına tâbi olarak kurtuluşu yakalamaları ve Allah’ın her şeyi kuşatan rahmetine girmeleri tavsiye edilmektedir. Peygamberimiz’e de, kendisinin bütün insanlığa gönderildiğini şöylece ilan etmesi emir buyrulmaktadır:
Muhtasar Tefsir
Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- okuma yazma bilmeyen ümmî bir peygamberdir. Rabbi ona vahiy göndermiştir. Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-e tabi olanlar, Musa -aleyhisselam-`a indirilen Tevrat`ta ve İsa -aleyhisselam-`a indirilen İncil`de onun ismini, vasfını ve peygamberliğini yazılı olarak bulurlar. Onlara güzel ve doğru olan şeyleri emreder. Aklıselim ve temiz fıtratın çirkin gördüğünü de yasaklar. Onlara içinde zararlı şeyler bulunmayan lezzetli yiyecekleri, içecekleri ve evlilikleri helal kılar. Kötü ve şerli olanları ise haram kılar. İster kasten öldürmüş olsun veya hatayla öldürmüş olsun her iki halde de katilin öldürülmesini gerekli kılan hükümler gibi, onların sorumlu tutulduğu zor ve meşakkatli sorumlulukları onlardan kaldırır. İsrailoğulları ve başkalarından ona iman edenler, onu yüceltenler, ona düşmanlık yapan kâfirlere karşı yardım edenler, yolu aydınlatan ve hidayete erdiren bir nur olan Kur`an`a uyanlar, işte onlar talep ettiklerine ulaşacaklar ve korktuklarından emin ve uzak olacaklardır.