Velev enne ehle-lkurâ âmenû vettekav lefetahnâ ‘aleyhim berakâtin mine-ssemâ-i vel-ardi velâkin keżżebû feeḣażnâhum bimâ kânû yeksibûne
Meal
Eğer o ülkelerin halkı iman edip Allah’a karşı gelmekten sakınsalardı, elbette üzerlerine gökten ve yerden boluk ve bereket kapılarını açardık. Fakat onlar gerçeği yalanladılar. Biz de işledikleri günahlar yüzünden onları ansızın yakalayıverdik.
Kur'an Tefsiri
Burada göğün ve yerin bereket kapılarının açılmasının iki mühim sâiki beyân edilir. Bunlar iman etmek ve günahlardan sakınıp Allah’a karşı derin bir takvâ hissiyâtı içinde olmaktır. Eğer helak edilen o ülke halkları, bu hususlara dikkat etseydiler, helak olmayacak, aksine gökten ve yerden elbette büyük bereketlere nâil olacaklardı. “Bereketler”den maksat, gökten ve yerden insanoğluna ihsan edilen maddî ve manevî bütün hayırlar, nimet ve ihsanlardır. Burada özellikle “nimet” değil “bereket” kelimesinin kullanılmasında bir incelik vardır. Çünkü önemli olan nimet değil, nimetteki berekettir. Bu sebeple: “Onlara nimetleri kat kat artırırdık” değil, “verdiğimiz nimetleri bereketli kılardık” buyrulmuştur. Fakat bahsi geçen kavimler, “iman ve takvâ” yolunu değil, “inkâr ve günah” yolunu tercih ettikleri için ilâhî kahra uğramışlardır:
Muhtasar Tefsir
Eğer kendilerine peygamberlerimizi gönderdiğimiz o memleketlerin halkı resullerimizin onlara getirdiklerine içtenlikle iman edip tasdik etselerdi, Rablerinden korkup küfrü ve günah işlemeyi terk edip emirlerine uysalardı, biz de onlara hayır kapılarını her taraftan açardık. Fakat onlar tasdik etmediler, takvalı da olmadılar, bilakis resullerinin kendilerine getirdiğini yalanladılar. Biz de onları işledikleri günah ve suçları sebebiyle aniden azap ederek yakalayıverdik.