Lâ yeste/żinuke-lleżîne yu/minûne biAllâhi velyevmi-l-âḣiri en yucâhidû bi-emvâlihim veenfusihimk vaAllâhu ‘alîmun bilmuttekîne
Meal
Allah’a ve âhiret gününe iman edenler, mallarıyla canlarıyla cihat etmekten geri kalmak maksadıyla senden asla izin istemezler. Allah o takvâ sahiplerini çok iyi bilir.
Kur'an Tefsiri
Hakiki mü’minlerin özelliği cihattan geri kalmak için izin istemek değil, seve seve cihada koşmaktır. Çünkü onlar, cihadın ne kadar faziletli bir ibâdet olduğuna inanıyorlar. Allah Teâlâ’nın defalarca onu emrettiğini ve ona teşvik ettiğini biliyorlar. Canlarla ve mallarla durmadan cihâd etmenin, cennetin bedeli olduğunun şuurundalar. İzin istemek bir tarafa, hatta Medine’de yapılacak işler sebebiyle Peygamber Efendimiz, onlara kalmalarını, cihada katılmamalarını emretmiş olsa onların gücüne giderdi. Nitekim Tebük seferinde Hz. Ali’ye Medine’de kalmasını emrettiğinde Ali (r.a.)’ın gücüne gitmişti. Sonra da: “Ya Ali, sen bana göre, Mûsâ’nın yanındaki Hârûn gibisin” buyurarak gönlünü almıştı. (Buhârî, Fezâilü’s-sahâbe 9; Tirmizî, Menâkıb 20) Tevbe sûresinin 92. âyetinde geleceği üzere niceleri cihada katılamadıkları için üzüntülerinden dolayı ağlayıp göz yaşı döküyorlardı. Bu durum, kalpte kökleşen imanın açık tezâhürleri idi.
Peki münafıklar ne durumdaydı:
Muhtasar Tefsir
-Ey Resul!- Allah`ın yolunda malları ve canları ile cihattan geri kalmak için senden izin istemeleri sadık bir iman ile Allah`a ve kıyamet gününe iman edenlerin yapacakları bir şey değildir. Bilakis onlar; Müminler ne zaman seferberlik ilan ederlerse onlar da onlarla beraber sefer ederler. Malları ve canları ile cihat ederler. Allah, onları seninle beraber cihada çıkmaktan alıkoyan (Gerçek) mazeretleri dışında senden izin istemeyen takva sahibi kullarını hakkıyla bilendir.