Velâ tusalli ‘alâ ehadin minhum mâte ebeden velâ tekum ‘alâ kabrihis innehum keferû biAllâhi verasûlihi vemâtû vehum fâsikûne
Meal
Onlardan ölen hiç kimsenin cenâze namazını kılma ve hakkında dua etmek maksadıyla kabrinin başında da durma. Çünkü onlar Allah ve Rasûlü’nü inkâr etmişler ve yoldan çıkmış kimseler olarak ölmüşlerdir.
Kur'an Tefsiri
“Onlardan bir topluluk” ifadesi, Medine’de kalıp sefere çıkmayanların hepsinin münafık olmadığını gösterir. Çünkü bunlar arasında mazereti uygun görülenler vardı. Hiçbir mazereti olmadığı halde daha sonra affa mazhar olan ve tevbeleri kabul olunan kimseler de vardı. (bk. Tevbe 9/118) Dolayısıyla burada özellikle Tebük seferine katılmamak için yalandan mazeretler uyduran, havaların aşırı sıcak olduğu bahanesine sığınan, aynı zamanda başkalarını da sefere çıkmaktan caydırmaya çalışan münafıklara, Resûlullah (s.a.s.) ile beraber bir daha ebedi olarak sefere çıkmaları ve onunla beraber düşmana karşı savaşmaları yasaklanmaktadır. Bu, onlara layık görülen ve bir daha affedilme fırsatlarını kaybettiklerini haber veren pek büyük bir manevî cezadır. Bunlardan ölenlerin imansız olarak can verdikleri bildirilip, Peygamberimiz’e de onların cenâze namazlarını kılmaması emredilmektedir.
Münafıkların başı Abdullah b. Übeyy b. Selûl ölünce, samimi bir müslüman olan oğlu Abdullah, babasının bağışlanmasına vesile olacağı ümidiyle ve ona kefen yapmak düşüncesiyle Resûl-i Ekrem (s.a.s.)’den gömleğini istedi. Efendimiz ona gömleğini verdi. Sonra Abdullah Peygamberimizden babasının cenaze namazını kıldırmasını istedi. Efendimiz (s.a.s.) cenaze namazını kıldırmak üzere kalkınca Hz. Ömer, Resûl-i Ekrem’in elbisesini tutarak:
“- Ey Allah’ın Rasûlü! Rabbin yasakladığı halde onun namazını kılacak mısın?” dedi. Peygamber Efendimiz ona:
“Rabbim bana, «O munâfıklar için ister Allah’tan bağışlanma dile, ister dileme fark etmez. Eğer onlar için yetmiş defa bağışlanma dilesen bile Allah onları asla affetmeyecektir» (Tevbe 9/80) buyurmak suretiyle af dileyip dilememekte beni serbest bıraktı. Ben ona yetmiş defadan fazla af dileyeceğim” diye cevap verdi. Hz. Ömer:
“- İyi ama, o munâfık!” dedi. Resûlullah (s.a.s.) onun cenaze namazını kıldırdı. Bunun üzerine, “Onlardan ölen hiç kimsenin cenâze namazını kılma…” (Tevbe 9/84) âyeti nâzil oldu. (Buhârî, Cenâiz 22; Müslim, Munâfikîn 3)
Âyette yer alan “kabrinin başında da durma” (Tevbe 9/84) ifadesini Efendimiz’in cenazenin defninden sonraki tatbikatına göre açıklamak uygun olur. Resûl-i Ekrem (s.a.s.) bir müslümanm cenazesi defnedildikten sonra kabri başında bir süre durur ve etrafındakilere şöyle buyururdu: “Kardeşiniz için Allah’tan mağfiret dileyiniz ve sorulanlara şaşırmadan cevap verebilmesi için dua ediniz; zira şu anda o hesaba çekilmektedir.” (Ebû Dâvûd, Cenâiz 69)
Bu bakımdan gönlümüzü nifak lekelerinden arındırıp hesabımızı kolaylaştırmak için Allah yolunda cihada çağrıldığımızda hemen koşmalı, şu âyetlerde haber verilen münafıkça tavırlardan uzak durmalıyız:
Muhtasar Tefsir
-Ey Peygamber!- Münafıklardan ölen hiçbir kimsenin (cenaze) namazını kılma ve sakın dua etmek ve mağfiret dilemek için onlardan birinin kabrinin başında durma! Çünkü onlar, Allah’a ve resulüne kâfir oldular ve Allah`a taatten çıkmış olarak öldüler. Kim, böyle ise o kimsenin namazı kılınmaz ve onun için dua edilmez.