Vekâle-lmeliku-/tûnî bihis felemmâ câehu-rrasûlu kâle-rci’ ilâ rabbike fes-elhu mâ bâlu-nnisveti-llâtî katta’ne eydiyehunnec inne rabbî bikeydihinne ‘alîmun
Meal
Bunu duyan kral: “Yûsuf’u bana getirin” diye emretti. Kralın elçisi yanına gelince Yûsuf ona: “Hayır, önce efendine dön de, şaşkınlıkla ellerini kesen o kadınlarla ilgili gerçeğin ne olduğunu ona bir soruver. Doğrusu benim Rabbim, onların sinsi tuzaklarını çok iyi bilir” dedi.
Kur'an Tefsiri
Yûsuf’un, rüyasına yaptığı tâbiri çok beğenen kral, onun çok bilgili ve faziletli biri olduğunu anlayarak ona ikramda bulunmak, yanına getirtip söz konusu tabiri bizzat kendi ağzından duymak istedi. Fakat Yûsuf (a.s.), kendisinin zindana atılmasına sebep olan hadisenin kral tarafından araştırılıp aydınlatılmasını, kendi iffet ve nezâhetinin, suçsuzluğunun kesin bir şekilde ortaya çıkmasını istediğinden kralın davetine hemen olumlu cevap vermedi. Hz. Yûsuf’un bu tavrına bakıldığında onun akıl, sabır ve vakar bakımından kemal noktasında olduğu görülür. Çünkü on iki sene zindanda kaldığı ve bizzat kral tarafından zindandan çıkarılmak istendiği halde, suçsuzluğu iyice ortaya çıkana kadar sabrederek zindandan çıkmaya yanaşmaması, Hz. Yûsuf’un her türlü töhmetten beri olduğuna; hakkında yapılan dedikoduların yalan ve iftiradan ibaret olduğuna açıkça delalet eder.
Nitekim Rasülullah (s.a.s.), Hz. Yûsuf’un şerefi, keremi ve sabrı hakkında şöyle buyurmuştur: “O, kerîm oğlu, kerîm oğlu, kerîm oğlu, kerîm yani İbrâhim oğlu, İshâk oğlu, Yâkub oğlu, Yûsuf’tur. Eğer ben onun kaldığı süre kadar hapiste kalsaydım, sonra da beni oradan çıkarmak üzere elçi yanıma gelseydi, hiç beklemez, onun isteğini hemen kabul ederdim.” (Tirmizî, Tefsir 12/1. bk. Buhârî, Tefsir 12/5)
Burada dikkat çeken bir husus da şudur: Hz. Yûsuf, hadisenin iç yüzünün araştırılmasını isterken, asıl suçlu olan Aziz’in hanımının ismini vermemiş, “ellerini kesen o kadınlar” diyerek ortaya konuşmuştur. Bu kadar sene hapishanede kalan Yûsuf, psikolojik olarak zerre kadar sarsılmadığı gibi, böylece büyüklük üstüne büyüklük göstererek, yine de nezaketten ayrılmamıştır.
İnsanların birbirinin iffetini muhafaza için gösterecekleri gayretin ne kadar faziletli bir davranış olduğunu izah bakımından şu kıssa pek mânidârdır: Bir hanım mehrini vermesini isteyerek kocasını hâkime şikâyet eder ve birlikte mahkemeye gelirler. Hâkim, şâhitler hanımın yüzünü görsünler de şâhitlik edebilsinler diye hanıma yüzünü açmasını emreder. Fakat bu duruma gönlü razı olmayan kocası: “Buna gerek yok, ben onun iddiasında doğru olduğunu kabul ediyorum” der. Kocasının bu iffet timsali davranışı üzerine çok duygulanan hanım da: “Sen bana böylesine değer verdiğine göre, herkes şâhit olsun ki, sende ne kadar hakkım varsa, hepsinden vazgeçiyorum!” diyerek mesele hallolunur.
Hz. Yûsuf’un talebini ve bunu dile getirirken gösterdiği vakur tavrı takdir eden kral, bizzat olayı tahkikata girişmiş, mezkur kadınları huzura çağırıp sorguya çekmiştir:
Muhtasar Tefsir
Yusuf -aleyhisselam-`ın (hükümdarın) rüyasına yaptığı yorum hükümdara ulaşınca yardımcılarına şöyle dedi: O`nu zindandan çıkarıp bana getirin. Hükümdarın elçisi Yusuf -aleyhisselam-`a gelince Yusuf -aleyhisselam- elçiye dedi ki: Hükümdar efendine dön. Zindandan çıkmadan önce (Yusuf`un) suçsuzluğunun ortaya çıkması için ellerini kesen kadınların kıssasını ona sor. Şüphesiz Rabbim, kadınların beni ayartıp aldatmak için yaptıklarını hakkıyla bilendir. Bundan hiçbir şey O`na gizli kalmaz.