Kâle feżheb fe-inne leke fî-lhayâti en tekûle lâ misâses ve-inne leke mev’iden len tuḣlefehus venzur ilâ ilâhike-lleżî zalte ‘aleyhi ‘âkifâens lenuharrikannehu śümme lenensifennehu fî-lyemmi nesfân
Meal
Mûsâ: “Defol, git!” dedi, “Artık hayatın boyunca: «Bana dokunmayın!» diyerek insanlardan uzak duracak, yalnız yaşamaya mahkûm olacaksın! Ayrıca senin için bir ceza daha var ki, ondan asla kaçıp kurtulamayacaksın. Şimdi tapınıp durduğun şu tanrına bak! Yemin olsun ki, biz onu ateşte yakacağız; sonra da küllerini denize savuracağız!”
Kur'an Tefsiri
Sonra Mûsâ (a.s.) aynı hiddetle buzağı heykelini yapıp kavmin sapmasına sebep olan Sâmirî’ye döndü. Niçin böyle bir şeye cür’et ettiğini sordu. O da itiraz etmeden suçu kabullendi. Nakledildiğine göre Sâmirî’nin, İsrâiloğulları’nın görmeyip de kendisinin gördüğünü ve izinden bir avuç toprak aldığını söylediği elçi, Hz. Mûsâ’nın huzuruna gelen Cebrâil (a.s.) idi. Sâmirî, onun atının bastığı yerlerin yeşerdiğini görmüş, izinin toprağından bir avuç alıp, mücevherâtın eritildiği o ateşe atmıştı. Sâmirî’nin buradaki sözünü mecazi mânaya hamledip, “Nefsim beni, Allah’ın bana ilham ettiği husûsi bir ilmi böyle kullanmaya sevketti” şeklinde anlamak da mümkündür.
Rivayete göre Hz. Mûsâ’nın, artık bundan böyle hayatın boyunca “bana dokunmayın, benden uzak durun” diyeceksin, şeklindeki bedduasından sonra Sâmirî, hakikaten ağır bir bulaşıcı hastalığa yakalanmış ve ömrü boyunca insanlardan uzak durmak mecburiyetinde kalmıştır.
Hz. Hârûn ve Sâmirî ile bu konuşmaları yaptığı esnâda Mûsâ (a.s.) yine aynı hiddet ve öfkeyle yapılan buzağı heykelini ateşte cayır cayır yakacağı, sonra onun küllerini denize atacağı tehdidinde bulundu. Sonra da Allah’ın tek ilâh olduğunu, O’ndan başka ilâh olmadığını, O’nun ilminin her şeyi kuşattığını vurguladı. Böylece tüm kavmini yeniden tevhid akîdesine davet etti.
Bu davranış, ulu’l-azm bir peygamberin Allah’ın birliğine karşı işlenen bir suç karşısında nasıl yüksek bir gayret-i diniyyeye sahip olduğunun açık bir örneğidir. Allah’ın varlığına ve birliğine inanan ve bu inancı insanlara ulaştırma vazifesi olan her mü’minin Mûsâ (a.s.)’ın bu hâlinden alması gereken çok güzel örnekler vardır. Kur’ân-ı Kerîm geçmiş peygamberlerin kıssalarını işte bu maksatla anlatmaktadır:
Muhtasar Tefsir
Musa -aleyhisselam-, Samiri`ye şöyle dedi: "Haydi git, hayatta olduğun sürece ‘’bana dokunmayın’’ diyerek gezeceksin. Terk edilmiş/dışlanmış olarak yaşayacaksın. Kıyamet gününde hesaba çekilip cezalandırılacağın bir gün vardır. Yüce Allah bu vaadinden dönmez. Allah`tan başka ilah olarak edindiğin ve kendisine ibadet ettiğin buzağıya bak. Eriyene kadar ateş yakacağım ve ondan bir eser kalmayana kadar onu denize savuracağım."