İnnemâ-lmu/minûne-lleżîne âmenû biAllâhi verasûlihi ve-iżâ kânû me’ahu ‘alâ emrin câmi’in lem yeżhebû hattâ yeste/żinûhuc inne-lleżîne yeste/żinûneke ulâ-ike-lleżîne yu/minûne biAllâhi verasûlihic fe-iżâ-ste/żenûke liba’di şe/nihim fe/żen limen şi/te minhum vestaġfir lehumuAllâhec innaAllâhe ġafûrun rahîmun
Meal
Gerçek mü’minler ancak şu kimselerdir ki, Allah ve Rasûlü’ne yürekten inanmış olup, toplumu ilgilendiren herhangi bir iş vesilesiyle Peygamber’in yanında bulundukları sırada, ondan izin almadıkça ayrılıp gitmezler. Rasûlüm! Senden izin isteyenler, şüphesiz Allah ve Rasûlü’ne inananlardır. Bu sebeple şâyet bazı işleri için senden izin isterlerse, sen onlardan uygun gördüğüne izin ver ve kendileri için Allah’tan bağışlanma dile. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, engin merhamet sahibidir.
Kur'an Tefsiri
Bunlar, İslâm toplumunun disiplin ve nizamını pekiştirmek ve öncesinden daha organize hâle getirmek için verilen önemli tâlimatlardır. Zikredilen “iş”ten maksat, İslâm devlet başkanının belli maslahatlar istikâmetinde insanları toplamayı gerek duyduğu hususlardır. Bu maslahat, bir sünneti ihyâ etmek yahut bir birlik oluşturup düşmanı korkutmak veya savaş için bir araya gelmek olabilir. Nitekim yüce Allah: “Karara bağlanacak işlerde onlarla istişâre et!” (Âl-i İmran 3/159) buyurmaktadır. Eğer bu işin fayda ve zararı onların bu hususta müşavere etmek için toplanmalarını gerektiriyorsa, bu kamuyu ilgilendiren bir iş demektir. Burada kendisinden izin alınması istenen kişi, emir vermek yetkisine sahip olan kişi devlet başkanı veya onu temsil eden yöneticidir. Dolayısıyla bu hüküm, Resûl-i Ekrem (s.a.s.)’den sonra gelen halifeler ve müslümanların diğer önderlerine karşı da geçerlidir. Böyle bir durumda hiç kimsenin herhangi bir mazereti dolayısıyla, onun iznini almaksızın gitmesi caiz değildir. Onun iznini alarak gidecek olursa hakkındaki kötü zan da ortadan kalkmış olur. Ancak burada geçerli bir mazeret olmadan izin istemenin mutlak haramlığı konusunda ciddi bir ikaz yer almaktadır. İzin istemek için geçerli bir mazeretin olması gerekir. Fakat geçerli bir mazeret durumunda bile izin verip vermemek, Peygamberimiz (s.a.s.)’e veya ondan sonraki halifeye kalmıştır. Eğer o toplumun menfaat ve maslahatını ferdin şahsî mazeretinden daha ehemmiyetli görürse, izin vermeyebilir ve bir müminin de buna gönülden razı olması gerekir. Burada da bir ikaz daha yer almaktadır: Eğer izin istemede küçük ve gereksiz bir mazeret beyânı, ya da ferdî menfaati toplumsal menfaatin üstünde tutma söz konusu olursa, bu da günahtır. Dolayısıyla, Peygamber veya halefi, izin isteyenin bağışlanması için dua etmelidir.
Rivayete göre bu âyet-i kerîme, Kureyşliler Ebu Süfyan’ın, Gatafanlılar da Uyeyne b. Hısn’ın kumandasında Medine üzerine hücum etmek üzere geldikleri vakit, hendeğin kazılması hakkında nâzil olmuştur. Peygamberimiz (s.a.s.) Medine etrafında hendek kazmaya başlamıştı. Bu da hicretin beşinci yılı Şevval ayında gerçekleşmişti. Münafıklar işten kurtulmak için görünmeden biri diğerinin arkasına saklanarak sıvışıp gidiyorlar ve gerçekle ilgisi olmayan mazeretler ileri sürüyorlardı. (Kurtubî, el-Câmi‘, XII, 321)
Bu âyetin Hz. Ömer (r.a.) hakkında nâzil olduğu da nakledilmiştir. O Tebûk seferinde geri dönmek maksadıyla Resûlüllah (s.a.s.)’den izin istedi. Efendimiz ona izin verdi ve: “Geri dönebilirsin, Allah’a yemin ederim ki sen münafık değilsin” demiş ve bu sözlerini münafıklara işittirmek istemişti. (Kurtubî, el-Câmi‘, XII, 321)
Resûlullah (s.a.s.)’ın Allah katında ve mü’minler nezdinde öylesine büyük bir değeri vardır ki:
Muhtasar Tefsir
İmanlarında sadık olan Müminler ancak Allah`a ve resulü`ne iman edenlerdir. Eğer onlar, Müslümanların yararına olan bir durum için Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ile bir araya toplandıysalar, oradan ayrılmak için izin almadan oradan ayrılmazlar. Ey Resul! Senden ayrılmak için izin isteyenler Allah`a ve resulüne gerçekten iman eden Müminlerdir. O halde bazı işlerini halletmek için (Senin yanından) ayrılmak üzere izin isteyen kimselerden dilediğine izin ver ve onların günahları için Allah`tan af dile. Şüphesiz Allah, kullarından tövbe edenlerin günahlarını çokça bağışlayandır. Onlara karşı çok merhametlidir.