Kur'an Sûresiالقرآن الكريم
سُورَةُ النور

Nûr Sûresi

24. sûreMedenî64 âyetSayfa 349
MushafDinle / MP3Tefsir
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

سُورَةٌ اَنْزَلْنَاهَا وَفَرَضْنَاهَا وَاَنْزَلْنَا ف۪يهَٓا اٰيَاتٍ بَيِّنَاتٍ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ ١

Sûratun enzelnâhâ veferadnâhâ veenzelnâ fîhâ âyâtin beyyinâtin le’allekum teżekkerûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bu, indirip, hükümlerini kesinleştirdiğimiz suredir. Öğüt alasınız diye onda apaçık ayetler indirdik.

Muhtasar Tefsir

اَلزَّانِيَةُ وَالزَّان۪ي فَاجْلِدُوا كُلَّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا مِائَةَ جَلْدَةٍۖ وَلَا تَأْخُذْكُمْ بِهِمَا رَأْفَةٌ ف۪ي د۪ينِ اللّٰهِ اِنْ كُنْتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِۚ وَلْيَشْهَدْ عَذَابَهُمَا طَٓائِفَةٌ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ ٢

Ezzâniyetu ve-zzânî feclidû kulle vâhidin minhumâ mi-ete celdetins velâ te/ḣużkum bihimâ ra/fetun fî dîniAllâhi in kuntum tu/minûne biAllâhi velyevmi-l-âḣiris velyeşhed ‘ażâbehumâ tâ-ifetun mine-lmu/minîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Zina eden kadın ve erkeğin her birine yüzer değnek vurun. Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah'ın dini konusunda o ikisine acımayın. Onların ceza görmesine, inananlardan bir topluluk da şahit olsun.

Muhtasar Tefsir

اَلزَّان۪ي لَا يَنْكِحُ اِلَّا زَانِيَةً اَوْ مُشْرِكَةًۘ وَالزَّانِيَةُ لَا يَنْكِحُهَٓا اِلَّا زَانٍ اَوْ مُشْرِكٌۚ وَحُرِّمَ ذٰلِكَ عَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ ٣

Ezzânî lâ yenkihu illâ zâniyeten ev muşriketen ve-zzâniyetu lâ yenkihuhâ illâ zânin ev muşrikunc vehurrime żâlike ‘alâ-lmu/minîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Zina eden erkek, ancak zina eden veya putperest bir kadınla evlenebilir. Zina eden kadınla da, ancak zina eden veya putperest olan bir erkek evlenebilir. Bu, müminlere yasak edilmiştir.

Muhtasar Tefsir

وَالَّذ۪ينَ يَرْمُونَ الْمُحْصَنَاتِ ثُمَّ لَمْ يَأْتُوا بِاَرْبَعَةِ شُهَدَٓاءَ فَاجْلِدُوهُمْ ثَمَان۪ينَ جَلْدَةً وَلَا تَقْبَلُوا لَهُمْ شَهَادَةً اَبَدًاۚ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَۙ ٤

Velleżîne yermûne-lmuhsanâti śümme lem ye/tû bi-erbe’ati şuhedâe feclidûhum śemânîne celdeten velâ takbelû lehum şehâdeten ebedâenc veulâ-ike humu-lfâsikûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İffetli kadınlara zina isnat edip de, sonra dört şahit getiremeyenlere seksen değnek vurun; ebediyen onların şahidliğini kabul etmeyin. İşte onlar yoldan çıkmış kimselerdir.

Muhtasar Tefsir

اِلَّا الَّذ۪ينَ تَابُوا مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ وَاَصْلَحُواۚ فَاِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ٥

İllâ-lleżîne tâbû min ba’di żâlike veaslehû fe-innaAllâhe ġafûrun rahîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ama bundan sonra, tevbe edip düzelenler bunun dışındadır. Şüphesiz Allah bağışlar ve merhamet eder.

Muhtasar Tefsir

وَالَّذ۪ينَ يَرْمُونَ اَزْوَاجَهُمْ وَلَمْ يَكُنْ لَهُمْ شُهَدَٓاءُ اِلَّٓا اَنْفُسُهُمْ فَشَهَادَةُ اَحَدِهِمْ اَرْبَعُ شَهَادَاتٍ بِاللّٰهِۙ اِنَّهُ لَمِنَ الصَّادِق۪ينَ ٦

Velleżîne yermûne ezvâcehum velem yekun lehum şuhedâu illâ enfusuhum feşehâdetu ehadihim erbe’u şehâdâtin biAllâhiﻻ innehu lemine-ssâdikîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Karılarına zina isnat edip de kendilerinden başka şahidleri olmayanların şahidliği, kendisinin doğru sözlülerden olduğuna Allah'ı dört defa şahit tutmasıyla olur. Beşincisinde, eğer yalancılardan ise Allah'ın lanetinin kendisine olmasını diler.

Muhtasar Tefsir

وَالْخَامِسَةُ اَنَّ لَعْنَتَ اللّٰهِ عَلَيْهِ اِنْ كَانَ مِنَ الْكَاذِب۪ينَ ٧

Velḣâmisetu enne la’netaAllâhi ‘aleyhi in kâne mine-lkâżibîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Karılarına zina isnat edip de kendilerinden başka şahidleri olmayanların şahidliği, kendisinin doğru sözlülerden olduğuna Allah'ı dört defa şahit tutmasıyla olur. Beşincisinde, eğer yalancılardan ise Allah'ın lanetinin kendisine olmasını diler.

Muhtasar Tefsir

وَيَدْرَؤُ۬ا عَنْهَا الْعَذَابَ اَنْ تَشْهَدَ اَرْبَعَ شَهَادَاتٍ بِاللّٰهِۙ اِنَّهُ لَمِنَ الْكَاذِب۪ينَۙ ٨

Veyedrau ‘anhâ-l’ażâbe en teşhede erbe’a şehâdâtin biAllâhiﻻ innehu lemine-lkâżibîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kocasının yalancılardan olduğuna Allah'ı dört defa şahit tutması, cezayı kadından savar. Beşincisinde, kocası doğrulardan ise kendisinin Allah'ın gazabına uğramasını diler.

Muhtasar Tefsir

وَالْخَامِسَةَ اَنَّ غَضَبَ اللّٰهِ عَلَيْهَٓا اِنْ كَانَ مِنَ الصَّادِق۪ينَ ٩

Velḣâmisete enne ġadabaAllâhi ‘aleyhâ in kâne mine-ssâdikîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kocasının yalancılardan olduğuna Allah'ı dört defa şahit tutması, cezayı kadından savar. Beşincisinde, kocası doğrulardan ise kendisinin Allah'ın gazabına uğramasını diler.

Muhtasar Tefsir

وَلَوْلَا فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ وَاَنَّ اللّٰهَ تَوَّابٌ حَك۪يمٌ۟ ١٠

Velevlâ fadluAllâhi ‘aleykum verahmetuhu veennaAllâhe tevvâbun hakîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'ın size nimet ve rahmeti bulunmasa ve Allah tevbeleri kabul eden ve Hakim olmasaydı suçlunun hemen cezasını verirdi.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ الَّذ۪ينَ جَٓاؤُ۫ بِالْاِفْكِ عُصْبَةٌ مِنْكُمْۜ لَا تَحْسَبُوهُ شَرًّا لَكُمْۜ بَلْ هُوَ خَيْرٌ لَكُمْۜ لِكُلِّ امْرِئٍ مِنْهُمْ مَا اكْتَسَبَ مِنَ الْاِثْمِۚ وَالَّذ۪ي تَوَلّٰى كِبْرَهُ مِنْهُمْ لَهُ عَذَابٌ عَظ۪يمٌ ١١

İnne-lleżîne câû bil-ifki ‘usbetun minkumc lâ tahsebûhu şerran lekums bel huve ḣayrun lekumc likulli-mri-in minhum mâ-ktesebe mine-l-iśmic velleżî tevellâ kibrahu minhum lehu ‘ażâbun ‘azîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

(Peygamber'in eşi hakkında) o yalanı uyduranlar içinizden bir güruhtur. Bunu kendiniz için kötü sanmayın, o sizin için hayırlı olmuştur. O kimselerden her birine kazandığı günah karşılığı ceza vardır; içlerinden elebaşılık yapana ise büyük azap vardır.

Muhtasar Tefsir

لَوْلَٓا اِذْ سَمِعْتُمُوهُ ظَنَّ الْمُؤْمِنُونَ وَالْمُؤْمِنَاتُ بِاَنْفُسِهِمْ خَيْرًاۙ وَقَالُوا هٰذَٓا اِفْكٌ مُب۪ينٌ ١٢

Levlâ iż semi’tumûhu zanne-lmu/minûne velmu/minâtu bi-enfusihim ḣayran ve kâlû hâżâ ifkun mubînun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onu işittiğiniz zaman, erkek kadın müminlerin, kendiliklerinden hüsnü zanda bulunup da: "Bu apaçık bir iftiradır" demeleri gerekmez miydi?

Muhtasar Tefsir

لَوْلَا جَٓاؤُ۫ عَلَيْهِ بِاَرْبَعَةِ شُهَدَٓاءَۚ فَاِذْ لَمْ يَأْتُوا بِالشُّهَدَٓاءِ فَاُو۬لٰٓئِكَ عِنْدَ اللّٰهِ هُمُ الْكَاذِبُونَ ١٣

Levlâ câû ‘aleyhi bi-erbe’ati şuhedâec fe-iż lem ye/tû bi-şşuhedâ-i feulâ-ike ‘indaAllâhi humu-lkâżibûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Dört şahit getirmeleri gerekmez miydi? İşte bunlar, şahit getirmedikçe Allah katında yalancı olanlardır.

Muhtasar Tefsir

وَلَوْلَا فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِ لَمَسَّكُمْ ف۪ي مَٓا اَفَضْتُمْ ف۪يهِ عَذَابٌ عَظ۪يمٌۚ ١٤

Velevlâ fadluAllâhi ‘aleykum verahmetuhu fî-ddunyâ vel-âḣirati lemessekum fî mâ efadtum fîhi ‘ażâbun ‘azîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'ın dünya ve ahirette size lütuf ve merhameti olmasaydı, o kötü sözü yaymanızdan ötürü büyük bir azaba uğrardınız.

Muhtasar Tefsir

اِذْ تَلَقَّوْنَهُ بِاَلْسِنَتِكُمْ وَتَقُولُونَ بِاَفْوَاهِكُمْ مَا لَيْسَ لَكُمْ بِه۪ عِلْمٌ وَتَحْسَبُونَهُ هَيِّنًاۗ وَهُوَ عِنْدَ اللّٰهِ عَظ۪يمٌ ١٥

İż telakkavnehu bi-elsinetikum vetekûlûne bi-efvâhikum mâ leyse lekum bihi ‘ilmun vetahsebûnehu heyyinen vehuve ‘indaAllâhi ‘azîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onu dilinize dolamıştınız. Bilmediğiniz şeyleri ağzınıza alıyordunuz. Onu önemsiz bir şey sanıyordunuz, oysa Allah katında önemi büyüktü.

Muhtasar Tefsir

وَلَوْلَٓا اِذْ سَمِعْتُمُوهُ قُلْتُمْ مَا يَكُونُ لَنَٓا اَنْ نَتَكَلَّمَ بِهٰذَاۗ سُبْحَانَكَ هٰذَا بُهْتَانٌ عَظ۪يمٌ ١٦

Velevlâ iż semi’tumûhu kultum mâ yekûnu lenâ en netekelleme bihâżâ subhâneke hâżâ buhtânun ‘azîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O'nu işittiğinizde: "Bu konuda konuşmamız yakışık almaz; haşa, bu büyük bir iftiradır" demeniz gerekmez miydi?

Muhtasar Tefsir

يَعِظُكُمُ اللّٰهُ اَنْ تَعُودُوا لِمِثْلِه۪ٓ اَبَدًا اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَۚ ١٧

Ya’izukumuAllâhu en te’ûdû limiślihi ebeden in kuntum mu/minîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Eğer mümin kişilerdenseniz, Allah buna benzer bir şeye bir daha dönmemenizi tavsiye eder.

Muhtasar Tefsir

وَيُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمُ الْاٰيَاتِۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ ١٨

VeyubeyyinuAllâhu lekumu-l-âyâtic vaAllâhu ‘alîmun hakîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah size ayetleri açıkça bildirir. Allah bilendir, Hakim'dir.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ الَّذ۪ينَ يُحِبُّونَ اَنْ تَش۪يعَ الْفَاحِشَةُ فِي الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌۙ فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِۜ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ وَاَنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ ١٩

İnne-lleżîne yuhibbûne en teşî’a-lfâhişetu fî-lleżîne âmenû lehum ‘ażâbun elîmun fî-ddunyâ vel-âḣiratic vaAllâhu ya’lemu veentum lâ ta’lemûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Müminler arasından hayasızlığın yayılmasını arzu edenlere, işte onlara, dünya ve ahirette can yakıcı azap vardır. Allah bilir, siz ise bilmezsiniz.

Muhtasar Tefsir

وَلَوْلَا فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ وَاَنَّ اللّٰهَ رَؤُ۫فٌ رَح۪يمٌ۟ ٢٠

Velevlâ fadluAllâhi ‘aleykum verahmetuhu veennaAllâhe raûfun rahîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'ın size lütuf ve merhameti bulunmasaydı, Allah şefkatli ve merhametli olmasaydı hemen cezanızı verirdi.

Muhtasar Tefsir

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِۜ وَمَنْ يَتَّبِعْ خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ فَاِنَّهُ يَأْمُرُ بِالْفَحْشَٓاءِ وَالْمُنْكَرِۜ وَلَوْلَا فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ مَا زَكٰى مِنْكُمْ مِنْ اَحَدٍ اَبَدًاۙ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ يُزَكّ۪ي مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌ ٢١

Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû lâ tettebi’û ḣutuvâti-şşeytânic vemen yettebi’ ḣutuvâti-şşeytâni fe-innehu ye/muru bilfahşâ-i velmunkeric velevlâ fadluAllâhi ‘aleykum verahmetuhu mâ zekâ minkum min ehadin ebeden velâkinnaAllâhe yuzekkî men yeşâ/uk vaAllâhu semî’un ‘alîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey İnananlar! Şeytana ayak uydurmayın. Kim şeytanın ardına takılırsa, bilsin ki, o, hayasızlığı ve fenalığı emreder. Allah'ın size lütuf ve merhameti bulunmasaydı, hiçbiriniz ebediyen temize çıkamazdı. Fakat Allah dilediğini temize çıkarır. Allah işitir ve bilir.

Muhtasar Tefsir

وَلَا يَأْتَلِ اُو۬لُوا الْفَضْلِ مِنْكُمْ وَالسَّعَةِ اَنْ يُؤْتُٓوا اُو۬لِي الْقُرْبٰى وَالْمَسَاك۪ينَ وَالْمُهَاجِر۪ينَ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِۖ وَلْيَعْفُوا وَلْيَصْفَحُواۜ اَلَا تُحِبُّونَ اَنْ يَغْفِرَ اللّٰهُ لَكُمْۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ٢٢

Velâ ye/teli ulû-lfadli minkum ve-sse’ati en yu/tû ulî-lkurbâ velmesâkîne velmuhâcirîne fî sebîliAllâhis velya’fû velyasfehûk elâ tuhibbûne en yaġfiraAllâhu lekumk vaAllâhu ġafûrun rahîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İçinizde lütuf ve servet sahibi olanlar, yakınlarına, düşkünlere ve Allah yolunda hicret edenlere, vermemek için yemin etmesinler, affetsinler, geçsinler. Allah'ın sizi bağışlamasından hoşlanmaz mısınız? Allah bağışlayandır, merhametli olandır.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ الَّذ۪ينَ يَرْمُونَ الْمُحْصَنَاتِ الْغَافِلَاتِ الْمُؤْمِنَاتِ لُعِنُوا فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِۖ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظ۪يمٌۙ ٢٣

İnne-lleżîne yermûne-lmuhsanâti-lġâfilâti-lmu/minâti lu’inû fî-ddunyâ vel-âḣirati velehum ‘ażâbun ‘azîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İffetli, habersiz, mümin kadınlara zina isnat edenler dünya ve ahirette lanetlenmişlerdir. Kendi dilleri, elleri ve ayakları, yapmış olduklarına şahidlik ettikleri gün onlar büyük azaba uğrayacaklardır.

Muhtasar Tefsir

يَوْمَ تَشْهَدُ عَلَيْهِمْ اَلْسِنَتُهُمْ وَاَيْد۪يهِمْ وَاَرْجُلُهُمْ بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ٢٤

Yevme teşhedu ‘aleyhim elsinetuhum veeydîhim veerculuhum bimâ kânû ya’melûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İffetli, habersiz, mümin kadınlara zina isnat edenler dünya ve ahirette lanetlenmişlerdir. Kendi dilleri, elleri ve ayakları, yapmış olduklarına şahidlik ettikleri gün onlar büyük azaba uğrayacaklardır.

Muhtasar Tefsir

يَوْمَئِذٍ يُوَفّ۪يهِمُ اللّٰهُ د۪ينَهُمُ الْحَقَّ وَيَعْلَمُونَ اَنَّ اللّٰهَ هُوَ الْحَقُّ الْمُب۪ينُ ٢٥

Yevme-iżin yuveffîhimuAllâhu dînehumu-lhakka veya’lemûne ennaAllâhe huve-lhakku-lmubînu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O gün, Allah onlara kesinleşmiş cezalarını verecektir. Allah'ın apaçık hak olduğunu bileceklerdir.

Muhtasar Tefsir

اَلْخَب۪يثَاتُ لِلْخَب۪يث۪ينَ وَالْخَب۪يثُونَ لِلْخَب۪يثَاتِۚ وَالطَّيِّبَاتُ لِلطَّيِّب۪ينَ وَالطَّيِّبُونَ لِلطَّيِّبَاتِۚ اُو۬لٰٓئِكَ مُبَرَّؤُ۫نَ مِمَّا يَقُولُونَۜ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَر۪يمٌ۟ ٢٦

Elḣabîśâtu lilḣabîśîne velḣabîśûne lilḣabîśâtis ve-ttayyibâtu littayyibîne ve-ttayyibûne littayyibâtic ulâ-ike muberraûne mimmâ yekûlûnes lehum maġfiratun verizkun kerîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kötü kadınlar kötü erkeklere, kötü erkekler kötü kadınlara yakışırlar. İyi kadınlar iyi erkeklere, iyi erkekler de iyi kadınlara yakışırlar. Bunlar, onların söylediklerinden uzaktırlar. İşte bunlara mağfiret ve cömertçe verilmiş rızık vardır.

Muhtasar Tefsir

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَدْخُلُوا بُيُوتًا غَيْرَ بُيُوتِكُمْ حَتّٰى تَسْتَأْنِسُوا وَتُسَلِّمُوا عَلٰٓى اَهْلِهَاۜ ذٰلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ ٢٧

Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû lâ tedḣulû buyûten ġayra buyûtikum hattâ teste/nisû vetusellimû ‘alâ ehlihâc żâlikum ḣayrun lekum le’allekum teżekkerûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey inananlar! Evlerinizden başka evlere, izin almadan, seslenip sahiplerine selam vermeden girmeyiniz. Eğer düşünürseniz bu sizin için daha iyidir.

Muhtasar Tefsir

فَاِنْ لَمْ تَجِدُوا ف۪يهَٓا اَحَدًا فَلَا تَدْخُلُوهَا حَتّٰى يُؤْذَنَ لَكُمْۚ وَاِنْ ق۪يلَ لَكُمُ ارْجِعُوا فَارْجِعُوا هُوَ اَزْكٰى لَكُمْۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ عَل۪يمٌ ٢٨

Fe-in lem tecidû fîhâ ehaden felâ tedḣulûhâ hattâ yu/żene lekums ve-in kîle lekumu-rci’û ferci’ûs huve ezkâ lekumc vaAllâhu bimâ ta’melûne ‘alîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Eğer evde kimseyi bulamazsanız, yine de size izin verilmedikçe içeriye girmeyiniz. Size "Dönün" denirse dönün. Bu, sizi daha çok temize çıkarır. Allah yaptıklarınızı bilir.

Muhtasar Tefsir

لَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ اَنْ تَدْخُلُوا بُيُوتًا غَيْرَ مَسْكُونَةٍ ف۪يهَا مَتَاعٌ لَكُمْۜ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا تَكْتُمُونَ ٢٩

Leyse ‘aleykum cunâhun en tedḣulû buyûten ġayra meskûnetin fîhâ metâ’un lekumc vaAllâhu ya’lemu mâ tubdûne vemâ tektumûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İçinde malınız bulunan boş evlere girmenizde bir sorumluluk yoktur. Allah, açığa vurduğunuzu da, gizlediğinizi de bilir.

Muhtasar Tefsir

قُلْ لِلْمُؤْمِن۪ينَ يَغُضُّوا مِنْ اَبْصَارِهِمْ وَيَحْفَظُوا فُرُوجَهُمْۜ ذٰلِكَ اَزْكٰى لَهُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ خَب۪يرٌ بِمَا يَصْنَعُونَ ٣٠

Kul lilmu/minîne yaġuddû min ebsârihim veyahfezû furûcehumc żâlike ezkâ lehumk innaAllâhe ḣabîrun bimâ yasne’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Mümin erkeklere söyle: Gözlerini bakılması yasak olandan çevirsinler, mahrem yerlerini, korusunlar. Bu, onların arınmasını daha iyi sağlar. Allah yaptıklarından şüphesiz haberdardır.

Muhtasar Tefsir

وَقُلْ لِلْمُؤْمِنَاتِ يَغْضُضْنَ مِنْ اَبْصَارِهِنَّ وَيَحْفَظْنَ فُرُوجَهُنَّ وَلَا يُبْد۪ينَ ز۪ينَتَهُنَّ اِلَّا مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلٰى جُيُوبِهِنَّۖ وَلَا يُبْد۪ينَ ز۪ينَتَهُنَّ اِلَّا لِبُعُولَتِهِنَّ اَوْ اٰبَٓائِهِنَّ اَوْ اٰبَٓاءِ بُعُولَتِهِنَّ اَوْ اَبْنَٓائِهِنَّ اَوْ اَبْنَٓاءِ بُعُولَتِهِنَّ اَوْ اِخْوَانِهِنَّ اَوْ بَن۪ٓي اِخْوَانِهِنَّ اَوْ بَن۪ٓي اَخَوَاتِهِنَّ اَوْ نِسَٓائِهِنَّ اَوْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُنَّ اَوِ التَّابِع۪ينَ غَيْرِ اُو۬لِي الْاِرْبَةِ مِنَ الرِّجَالِ اَوِ الطِّفْلِ الَّذ۪ينَ لَمْ يَظْهَرُوا عَلٰى عَوْرَاتِ النِّسَٓاءِۖ وَلَا يَضْرِبْنَ بِاَرْجُلِهِنَّ لِيُعْلَمَ مَا يُخْف۪ينَ مِنْ ز۪ينَتِهِنَّۜ وَتُوبُٓوا اِلَى اللّٰهِ جَم۪يعًا اَيُّهَ الْمُؤْمِنُونَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ ٣١

Vekul lilmu/minâti yaġdudne min ebsârihinne veyahfazne furûcehunne velâ yubdîne zînetehunne illâ mâzahera minhâs velyadribne biḣumurihinne ‘alâ cuyûbihinnes velâ yubdîne zînetehunne illâ libu’ûletihinne ev âbâ-ihinne ev âbâ-i bu’ûletihinne ev ebnâ-ihinne ev ebnâ-i bu’ûletihinne ev iḣvânihinne ev benî iḣvânihinne ev benî eḣavâtihinne ev nisâ-ihinne ev mâ meleket eymânuhunne evi-ttâbi’îne ġayri ulî-l-irbeti mine-rricâli evi-ttifli-lleżîne lem yazherû ‘alâ ‘avrâti-nnisâ-/is velâ yadribne bi-erculihinne liyu’leme mâ yuḣfîne min zînetihinnec vetûbû ilaAllâhi cemî’an eyyuhâ-lmu/minûne le’allekum tuflihûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini bakılması yasak olandan çevirsinler, iffetlerini korusunlar. Süslerini, kendiliğinden görünen kısmı müstesna, açmasınlar. Baş örtülerini yakalarının üzerine salsınlar. Süslerini kocaları veya babaları ve kayınpederleri veya oğulları veya kocalarının oğulları veya kardeşleri veya erkek kardeşlerinin oğulları veya kızkardeşlerinin oğulları veya müslüman kadınları veya cariyeleri veya erkekliği kalmamış hizmetçiler, ya da kadınların mahrem yerlerini henüz anlamayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizledikleri süslerin bilinmesi için ayaklarını yere vurmasınlar. Ey inananlar! Saadete ermeniz için hepiniz tevbe ederek Allah'ın hükmüne dönün.

Muhtasar Tefsir

وَاَنْكِحُوا الْاَيَامٰى مِنْكُمْ وَالصَّالِح۪ينَ مِنْ عِبَادِكُمْ وَاِمَٓائِكُمْۜ اِنْ يَكُونُوا فُقَرَٓاءَ يُغْنِهِمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِه۪ۜ وَاللّٰهُ وَاسِعٌ عَل۪يمٌ ٣٢

Veenkihû-l-eyâmâ minkum ve-ssâlihîne min ‘ibâdikum ve-imâ-ikumc in yekûnû fukarâe yuġnihimuAllâhu min fadlihik vaAllâhu vâsi’un ‘alîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İçinizdeki bekarları, kölelerinizden ve cariyelerinizden iyi olanları evlendirin. Eğer yoksul iseler, Allah onları lütfü ile zenginleştirir. Allah lütfü bol olandır, bilendir.

Muhtasar Tefsir

وَلْيَسْتَعْفِفِ الَّذ۪ينَ لَا يَجِدُونَ نِكَاحًا حَتّٰى يُغْنِيَهُمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِه۪ۜ وَالَّذ۪ينَ يَبْتَغُونَ الْكِتَابَ مِمَّا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْ فَكَاتِبُوهُمْ اِنْ عَلِمْتُمْ ف۪يهِمْ خَيْرًاۗ وَاٰتُوهُمْ مِنْ مَالِ اللّٰهِ الَّذ۪ٓي اٰتٰيكُمْۜ وَلَا تُكْرِهُوا فَتَيَاتِكُمْ عَلَى الْبِغَٓاءِ اِنْ اَرَدْنَ تَحَصُّنًا لِتَبْتَغُوا عَرَضَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۜ وَمَنْ يُكْرِهْهُنَّ فَاِنَّ اللّٰهَ مِنْ بَعْدِ اِكْرَاهِهِنَّ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ٣٣

Velyesta’fifi-lleżîne lâ yecidûne nikâhan hattâ yuġniyehumuAllâhu min fadlihik velleżîne yebteġûne-lkitâbe mimmâ meleket eymânukum fekâtibûhum in ‘alimtum fîhim ḣayrâans veâtûhum min mâliAllâhi-lleżî âtâkumc velâ tukrihû feteyâtikum ‘alâ-lbiġâ-i in eradne tehassunen litebteġû ‘arada-lhayâti-ddunyâc vemen yukrihhunne fe-innaAllâhe min ba’di ikrâhihinne ġafûrun rahîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Evlenemeyenler, Allah kendilerini lütfü ile zenginleştirene kadar iffetli davransınlar. Kölelerinizden hür olmak için bedel vermek isteyenlerin, onlarda bir iyilik görürseniz, bedel vermelerini kabul edin. Onlara Allah'ın size verdiği maldan verin. Dünya hayatının geçici menfaatini elde etmek için, iffetli olmak isteyen cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim onları buna zorlarsa bilsin ki Allah hiç şüphesiz onu değil zorlanan kadınları bağışlar ve merhamet eder.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ اَنْزَلْنَٓا اِلَيْكُمْ اٰيَاتٍ مُبَيِّنَاتٍ وَمَثَلًا مِنَ الَّذ۪ينَ خَلَوْا مِنْ قَبْلِكُمْ وَمَوْعِظَةً لِلْمُتَّق۪ينَ۟ ٣٤

Velekad enzelnâ ileykum âyâtin mubeyyinâtin vemeśelen mine-lleżîne ḣalev min kablikum vemev’izaten lilmuttekîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, size apaçık ayetler, sizden önce geçenlerden misal ve sakınanlara öğüt indirdik.

Muhtasar Tefsir

اَللّٰهُ نُورُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ مَثَلُ نُورِه۪ كَمِشْكٰوةٍ ف۪يهَا مِصْبَاحٌۜ اَلْمِصْبَاحُ ف۪ي زُجَاجَةٍۜ اَلزُّجَاجَةُ كَاَنَّهَا كَوْكَبٌ دُرِّيٌّ يُوقَدُ مِنْ شَجَرَةٍ مُبَارَكَةٍ زَيْتُونَةٍ لَا شَرْقِيَّةٍ وَلَا غَرْبِيَّةٍۙ يَكَادُ زَيْتُهَا يُض۪ٓيءُ وَلَوْ لَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌۜ نُورٌ عَلٰى نُورٍۜ يَهْدِي اللّٰهُ لِنُورِه۪ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَيَضْرِبُ اللّٰهُ الْاَمْثَالَ لِلنَّاسِۜ وَاللّٰهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌۙ ٣٥

Allâhu nûru-ssemâvâti vel-ardic meśelu nûrihi kemişkâtin fîhâ misbâhuns elmisbâhu fî zucâcetins ezzucâcetu keennehâ kevkebun durriyyun yûkadu min şeceratin mubâraketin zeytûnetin lâ şarkiyyetin velâ ġarbiyyetin yekâdu zeytuhâ yudî-u velev lem temses-hu nârunc nûrun ‘alâ nûrink yehdiAllâhu linûrihi men yeşâ/uc veyadribuAllâhu-l-emśâle linnâsik vaAllâhu bikulli şey-in ‘alîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah göklerin ve yerin Nur'udur. O'nun nuru, içinde ışık bulunan bir kandil yuvasına benzer. O ışık bir cam içindedir, cam ise, sanki inci gibi parlayan bir yıldızdır; bu ne yalnız doğuda ve ne de yalnız batıda bulunan bereketli zeytin ağacından yakılır. Ateş değmese bile, nerdeyse yağın kendisi aydınlatacak! Nur üstüne nurdur. Allah dilediğini nuruna kavuşturur. Allah insanlara misaller verir. O, herşeyi bilir.

Muhtasar Tefsir

ف۪ي بُيُوتٍ اَذِنَ اللّٰهُ اَنْ تُرْفَعَ وَيُذْكَرَ ف۪يهَا اسْمُهُۙ يُسَبِّحُ لَهُ ف۪يهَا بِالْغُدُوِّ وَالْاٰصَالِۙ ٣٦

Fî buyûtin eżinaAllâhu en turfe’a veyużkera fîhâ-smuhu yusebbihu lehu fîhâ bilġuduvvi vel-âsâli

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'ın yüksek tutulmasına ve içlerinde adının anılmasına izin verdiği evlerde, insanlar sabah akşam O'nu tesbih ederler.

Muhtasar Tefsir

رِجَالٌۙ لَا تُلْه۪يهِمْ تِجَارَةٌ وَلَا بَيْعٌ عَنْ ذِكْرِ اللّٰهِ وَاِقَامِ الصَّلٰوةِ وَا۪يتَٓاءِ الزَّكٰوةِۙ يَخَافُونَ يَوْمًا تَتَقَلَّبُ ف۪يهِ الْقُلُوبُ وَالْاَبْصَارُۙ ٣٧

Ricâlun lâ tulhîhim ticâratun velâ bey’un ‘an żikriAllâhi ve-ikâmi-ssalâti ve-îtâ-i-zzekâtiﻻ yeḣâfûne yevmen tetekallebu fîhi-lkulûbu vel-ebsâru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunları ne ticaret ve ne de alışveriş Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan, zekat vermekten alıkoyar. Bunlar, gönüllerin ve gözlerin döneceği günden korkarlar.

Muhtasar Tefsir

لِيَجْزِيَهُمُ اللّٰهُ اَحْسَنَ مَا عَمِلُوا وَيَز۪يدَهُمْ مِنْ فَضْلِه۪ۜ وَاللّٰهُ يَرْزُقُ مَنْ يَشَٓاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ ٣٨

LiyecziyehumuAllâhu ahsene mâ ‘amilû veyezîdehum min fadlihik vaAllâhu yerzuku men yeşâu biġayri hisâbin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah, onları işlediklerinin en güzeliyle mükafatlandırır ve lütfundan onlara fazlasıyla verir. Allah dilediğini hesapsız şekilde rızıklandırır.

Muhtasar Tefsir

وَالَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اَعْمَالُهُمْ كَسَرَابٍ بِق۪يعَةٍ يَحْسَبُهُ الظَّمْاٰنُ مَٓاءًۜ حَتّٰٓى اِذَا جَٓاءَهُ لَمْ يَجِدْهُ شَيْـًٔا وَوَجَدَ اللّٰهَ عِنْدَهُ فَوَفّٰيهُ حِسَابَهُۜ وَاللّٰهُ سَر۪يعُ الْحِسَابِۙ ٣٩

Velleżîne keferû a’mâluhum keserâbin bikî’atin yahsebuhu-zzam-ânu mâen hattâ iżâ câehu lem yecidhu şey-en vevecedaAllâhe ‘indehu feveffâhu hisâbehuk vaAllâhu serî’u-lhisâbi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnkar edenlerin işleri engin çöllerdeki serap gibidir. Susayan kimse onu su zanneder, fakat oraya geldiğinde hiçbir şey bulamaz. Orada Allah'ı bulur ve O da hesabını görür. Allah hesabı çabuk görendir.

Muhtasar Tefsir

اَوْ كَظُلُمَاتٍ ف۪ي بَحْرٍ لُجِّيٍّ يَغْشٰيهُ مَوْجٌ مِنْ فَوْقِه۪ مَوْجٌ مِنْ فَوْقِه۪ سَحَابٌۜ ظُلُمَاتٌ بَعْضُهَا فَوْقَ بَعْضٍۜ اِذَٓا اَخْرَجَ يَدَهُ لَمْ يَكَدْ يَرٰيهَاۜ وَمَنْ لَمْ يَجْعَلِ اللّٰهُ لَهُ نُورًا فَمَا لَهُ مِنْ نُورٍ۟ ٤٠

Ev kezulumâtin fî bahrin lucciyyin yaġşâhu mevcun min fevkihi mevcun min fevkihi sehâbunc zulumâtun ba’duhâ fevka ba’din iżâ aḣrace yedehu lem yeked yerâhâk vemen lem yec’aliAllâhu lehu nûran femâ lehu min nûrin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Veya derin denizin karanlıklarına benzer. Onu üstüste dalgalar ve dalgaların üstünde de bulutlar örter; karanlıklar üstünde karanlıklar; insan elini uzattığı zaman, nerdeyse onu bile göremez. Allah'ın nur vermediği kimsenin nuru olmaz.

Muhtasar Tefsir

اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ يُسَبِّحُ لَهُ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَالطَّيْرُ صَٓافَّاتٍۜ كُلٌّ قَدْ عَلِمَ صَلَاتَهُ وَتَسْب۪يحَهُۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ بِمَا يَفْعَلُونَ ٤١

Elem tera ennaAllâhe yusebbihu lehu men fî-ssemâvâti vel-ardi ve-ttayru sâffâtins kullun kad ‘alime salâtehu vetesbîhahuk vaAllâhu ‘alîmun bimâ yef’alûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Göklerde ve yerde olan kimselerin, sıra sıra uçan kuşların Allah'ı tesbih ettiğini görmez misin? Her biri kendi niyaz ve tesbihini bilir. Allah, onların yaptıklarını bilendir.

Muhtasar Tefsir

وَلِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ وَاِلَى اللّٰهِ الْمَص۪يرُ ٤٢

VeliAllâhi mulku-ssemâvâti vel-ardis ve-ilaAllâhi-lmasîru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah'ındır. Dönüş Allah'adır.

Muhtasar Tefsir

اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ يُزْج۪ي سَحَابًا ثُمَّ يُؤَلِّفُ بَيْنَهُ ثُمَّ يَجْعَلُهُ رُكَامًا فَتَرَى الْوَدْقَ يَخْرُجُ مِنْ خِلَالِه۪ۚ وَيُنَزِّلُ مِنَ السَّمَٓاءِ مِنْ جِبَالٍ ف۪يهَا مِنْ بَرَدٍ فَيُص۪يبُ بِه۪ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَصْرِفُهُ عَنْ مَنْ يَشَٓاءُۜ يَكَادُ سَنَا بَرْقِه۪ يَذْهَبُ بِالْاَبْصَارِۜ ٤٣

Elem tera ennaAllâhe yuzcî sehâben śümme yu-ellifu beynehu śümme yec’aluhu rukâmen feterâ-lvedka yaḣrucu min ḣilâlihi veyunezzilu mine-ssemâ-i min cibâlin fîhâ min beradin feyusîbu bihi men yeşâu veyasrifuhu ‘an men yeşâ/us yekâdu senâ berkihi yeżhebu bil-ebsâri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bilmez misiniz ki, Allah bulutları sürer, sonra onları bir araya getirir; üstüste yığar, sen de onların arasından yağmur yağdığını görürsün. Gökten içinde dolu bulunan dağlar gibi bulutlar indirir, dilediğini ona uğratır, dilediğinden de uzak tutar. Bu bulutların şimşeğinin parıltısı nerdeyse gözleri alır!

Muhtasar Tefsir

يُقَلِّبُ اللّٰهُ الَّيْلَ وَالنَّهَارَۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَعِبْرَةً لِاُو۬لِي الْاَبْصَارِ ٤٤

YukallibuAllâhu-lleyle ve-nnehârac inne fî żâlike le’ibraten li-ulî-l-ebsâri

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah geceyi gündüze, gündüzü geceye çevirir. Doğrusu, görebilenler için bunda ibretler vardır.

Muhtasar Tefsir

وَاللّٰهُ خَلَقَ كُلَّ دَٓابَّةٍ مِنْ مَٓاءٍۚ فَمِنْهُمْ مَنْ يَمْش۪ي عَلٰى بَطْنِه۪ۚ وَمِنْهُمْ مَنْ يَمْش۪ي عَلٰى رِجْلَيْنِۚ وَمِنْهُمْ مَنْ يَمْش۪ي عَلٰٓى اَرْبَعٍۜ يَخْلُقُ اللّٰهُ مَا يَشَٓاءُۜ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ٤٥

VaAllâhu ḣaleka kulle dâbbetin min mâ-/ins feminhum men yemşî ‘alâ batnihi veminhum men yemşî ‘alâ ricleyni veminhum men yemşî ‘alâ erba’inc yaḣlukuAllâhu mâ yeşâ/uc innaAllâhe ‘alâ kulli şey-in kadîrun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah bütün canlıları sudan yaratmıştır. Kimi karnı üzerinde sürünür, kimi iki ayakla yürür, kimi dört ayakla yürür. Allah dilediğini yaratır, Allah şüphesiz herşeye Kadir'dir.

Muhtasar Tefsir

لَقَدْ اَنْزَلْنَٓا اٰيَاتٍ مُبَيِّنَاتٍۜ وَاللّٰهُ يَهْد۪ي مَنْ يَشَٓاءُ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ ٤٦

Lekad enzelnâ âyâtin mubeyyinâtinc vaAllâhu yehdî men yeşâu ilâ sirâtin mustakîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, açıklayıcı ayetler indirmişizdir. Allah dilediğini doğru yola eriştirir.

Muhtasar Tefsir

وَيَقُولُونَ اٰمَنَّا بِاللّٰهِ وَبِالرَّسُولِ وَاَطَعْنَا ثُمَّ يَتَوَلّٰى فَر۪يقٌ مِنْهُمْ مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَۜ وَمَٓا اُو۬لٰٓئِكَ بِالْمُؤْمِن۪ينَ ٤٧

Veyekûlûne âmennâ biAllâhi vebi-rrasûli veeta’nâ śümme yetevellâ ferîkun minhum min ba’di żâlikec vemâ ulâ-ike bilmu/minîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Münafıklar: "Allah'a ve Peygamber'e inandık, itaat ettik" derler; sonra da bir takımı yüz çevirirler. İşte bunlar inanmış değillerdir.

Muhtasar Tefsir

وَاِذَا دُعُٓوا اِلَى اللّٰهِ وَرَسُولِه۪ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ اِذَا فَر۪يقٌ مِنْهُمْ مُعْرِضُونَ ٤٨

Ve-iżâ du’û ilaAllâhi verasûlihi liyahkume beynehum iżâ ferîkun minhum mu’ridûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Aralarında hüküm vermek üzere Allah'a ve Peygamberine çağırıldıkları zaman, bir takımı hemen yüz çevirirler. İşte bunlar inanmış değillerdir.

Muhtasar Tefsir

وَاِنْ يَكُنْ لَهُمُ الْحَقُّ يَأْتُٓوا اِلَيْهِ مُذْعِن۪ينَۜ ٤٩

Ve-in yekun lehumu-lhakku ye/tû ileyhi muż’inîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ama hak kendilerinden tarafa ise, itaatle koşa koşa gelirler.

Muhtasar Tefsir

اَف۪ي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ اَمِ ارْتَابُٓوا اَمْ يَخَافُونَ اَنْ يَح۪يفَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ وَرَسُولُهُۜ بَلْ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ۟ ٥٠

Efî kulûbihim meradun emi-rtâbû em yeḣâfûne en yehîfaAllâhu ‘aleyhim verasûluhu bel ulâ-ike humu-zzâlimûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kalplerinde hastalık mı var, yoksa şüphelenmişler midir, yahut Allah'ın ve Peygamberinin onlara haksızlık yapacağından mı korkmaktadırlar? Hayır; onlar sadece zalimdirler.

Muhtasar Tefsir

اِنَّمَا كَانَ قَوْلَ الْمُؤْمِن۪ينَ اِذَا دُعُٓوا اِلَى اللّٰهِ وَرَسُولِه۪ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ اَنْ يَقُولُوا سَمِعْنَا وَاَطَعْنَاۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ ٥١

İnnemâ kâne kavle-lmu/minîne iżâ du’û ilaAllâhi verasûlihi liyahkume beynehum en yekûlû semi’nâ veeta’nâc veulâ-ike humu-lmuflihûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Aralarında hüküm verilmek üzere Allah'a ve Peygambere çağırıldıkları vakit: "İşittik, itaat ettik" demek, ancak müminlerin sözüdür, işte saadete erenler onlardır.

Muhtasar Tefsir

وَمَنْ يُطِعِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَيَخْشَ اللّٰهَ وَيَتَّقْهِ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْفَٓائِزُونَ ٥٢

Vemen yuti’iAllâhe verasûlehu veyaḣşaAllâhe veyettekihi feulâ-ike humu-lfâ-izûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'a ve Peygambere itaat eden, Allah'tan korkan ve O'ndan sakınan kimseler, işte onlar kurtulanlardır.

Muhtasar Tefsir

وَاَقْسَمُوا بِاللّٰهِ جَهْدَ اَيْمَانِهِمْ لَئِنْ اَمَرْتَهُمْ لَيَخْرُجُنَّۜ قُلْ لَا تُقْسِمُواۚ طَاعَةٌ مَعْرُوفَةٌۜ اِنَّ اللّٰهَ خَب۪يرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ ٥٣

Veaksemû biAllâhi cehde eymânihim le-in emertehum leyaḣrucunnes kul lâ tuksimûs tâ’atun ma’rûfetunc innaAllâhe ḣabîrun bimâ ta’melûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Eğer kendilerine emredersen, o iki yüzlüler, savaşa çıkacaklarına bütün güçleriyle yemin ederler. De ki: "Yemin etmeyin; itaatiniz malumdur. Allah yaptıklarınızdan şüphesiz haberdardır."

Muhtasar Tefsir

قُلْ اَط۪يعُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُوا الرَّسُولَۚ فَاِنْ تَوَلَّوْا فَاِنَّمَا عَلَيْهِ مَا حُمِّلَ وَعَلَيْكُمْ مَا حُمِّلْتُمْۜ وَاِنْ تُط۪يعُوهُ تَهْتَدُواۜ وَمَا عَلَى الرَّسُولِ اِلَّا الْبَلَاغُ الْمُب۪ينُ ٥٤

Kul atî’ûAllâhe veatî’û-rrasûles fe-in tevellev fe-innemâ ‘aleyhi mâ hummile ve’aleykum mâ hummiltums ve-in tutî’ûhu tehtedûc vemâ ‘alâ-rrasûli illâ-lbelâġu-lmubîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Allah'a itaat edin; Peygambere itaat edin." Eğer yüz çevirirseniz, bilin ki o Peygamber, kendisine yükletilenden ve siz de kendinize yükletilenden sorumlusunuz. Eğer O'na itaat ederseniz doğru yolu bulursunuz, Peygambere düşen sadece, apaçık tebliğdir.

Muhtasar Tefsir

وَعَدَ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مِنْكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُمْ فِي الْاَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۖ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ د۪ينَهُمُ الَّذِي ارْتَضٰى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُمْ مِنْ بَعْدِ خَوْفِهِمْ اَمْنًاۜ يَعْبُدُونَن۪ي لَا يُشْرِكُونَ ب۪ي شَيْـًٔاۜ وَمَنْ كَفَرَ بَعْدَ ذٰلِكَ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ ٥٥

Ve’adaAllâhu-lleżîne âmenû minkum ve’amilû-ssâlihâti leyestaḣlifennehum fî-l-ardi kemâ-staḣlefe-lleżîne min kablihim veleyumekkinenne lehum dînehumu-lleżî-rtedâ lehum veleyubeddilennehum min ba’di ḣavfihim emnâenc ya’budûnenî lâ yuşrikûne bî şey-âenc vemen kefera ba’de żâlike feulâ-ike humu-lfâsikûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah, içinizden inanıp yararlı iş işleyenlere, onlardan öncekileri halef kıldığı gibi, onları da yeryüzüne halef kılacağına, onlar için beğendiği dini temelli yerleştireceğine, korkularını güvene çevireceğine dair söz vermiştir. Çünkü onlar Bana kulluk eder, hiçbir şeyi Bana ortak koşmazlar. Bundan sonra inkar eden kimseler, işte onlar artık yoldan çıkmış olanlardır.

Muhtasar Tefsir

وَاَق۪يمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَ وَاَط۪يعُوا الرَّسُولَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ ٥٦

Veakîmû-ssalâte veâtû-zzekâte veatî’û-rrasûle le’allekum turhamûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Namaz kılın, zekat verin, Peygambere itaat edin ki size merhamet edilsin.

Muhtasar Tefsir

لَا تَحْسَبَنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مُعْجِز۪ينَ فِي الْاَرْضِۚ وَمَأْوٰيهُمُ النَّارُۜ وَلَبِئْسَ الْمَص۪يرُ۟ ٥٧

Lâ tahsebenne-lleżîne keferû mu’cizîne fî-l-ardic veme/vâhumu-nnâru velebi/se-lmasîru

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnkar edenlerin, Bizi yeryüzünde aciz bırakacaklarını sanmayasın. Varacakları yer ateştir. Ne kötü dönüştür!

Muhtasar Tefsir

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لِيَسْتَأْذِنْكُمُ الَّذ۪ينَ مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْ وَالَّذ۪ينَ لَمْ يَبْلُغُوا الْحُلُمَ مِنْكُمْ ثَلٰثَ مَرَّاتٍۜ مِنْ قَبْلِ صَلٰوةِ الْفَجْرِ وَح۪ينَ تَضَعُونَ ثِيَابَكُمْ مِنَ الظَّه۪يرَةِ وَمِنْ بَعْدِ صَلٰوةِ الْعِشَٓاءِ۠ ثَلٰثُ عَوْرَاتٍ لَكُمْۜ لَيْسَ عَلَيْكُمْ وَلَا عَلَيْهِمْ جُنَاحٌ بَعْدَهُنَّۜ طَوَّافُونَ عَلَيْكُمْ بَعْضُكُمْ عَلٰى بَعْضٍۜ كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمُ الْاٰيَاتِۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ ٥٨

Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû liyeste/żinkumu-lleżîne meleket eymânukum velleżîne lem yebluġû-lhulume minkum śelâśe merrâtinc min kabli salâti-lfecri vehîne teda’ûne śiyâbekum mine-zzahîrati vemin ba’di salâti-l’işâ-/ic śelâśu ‘avrâtin lekumc leyse ‘aleykum velâ ‘aleyhim cunâhun ba’dehunnec tavvâfûne ‘aleykum ba’dukum ‘alâ ba’dinc keżâlike yubeyyinuAllâhu lekumu-l-âyâtik vaAllâhu ‘alîmun hakîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey inananlar! Ellerinizin altında olan köle ve cariyeler ve sizden henüz erginliğe ermemiş olanlar, sabah namazından önce, öğle sıcağında soyunduğunuzda ve yatsı namazından sonra yanınıza gireceklerinde üç defa izin istesinler. Bunlar, sizin açık bulunabileceğiniz üç vakittir. Bu vakitlerin dışında birbirinizin yanına girip çıkmakta size de, onlara da bir sorumluluk yoktur. Allah size ayetlerini böylece açıklar. Allah bilendir, Hakim'dir.

Muhtasar Tefsir

وَاِذَا بَلَغَ الْاَطْفَالُ مِنْكُمُ الْحُلُمَ فَلْيَسْتَأْذِنُوا كَمَا اسْتَأْذَنَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۜ كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمْ اٰيَاتِه۪ۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ ٥٩

Ve-iżâ beleġa-l-atfâlu minkumu-lhulume felyeste/żinû kemâ-ste/żene-lleżîne min kablihimc keżâlike yubeyyinuAllâhu lekum âyâtihik vaAllâhu ‘alîmun hakîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Çocuklarınız erginlik çağına gelince, büyüklerinin izin istediği gibi, onlar da her defasında izin istesinler. Allah size ayetlerini böylece açıklar. Allah bilendir, Hakim'dir.

Muhtasar Tefsir

وَالْقَوَاعِدُ مِنَ النِّسَٓاءِ الّٰت۪ي لَا يَرْجُونَ نِكَاحًا فَلَيْسَ عَلَيْهِنَّ جُنَاحٌ اَنْ يَضَعْنَ ثِيَابَهُنَّ غَيْرَ مُتَبَرِّجَاتٍ بِز۪ينَةٍۜ وَاَنْ يَسْتَعْفِفْنَ خَيْرٌ لَهُنَّۜ وَاللّٰهُ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌ ٦٠

Velkavâ’idu mine-nnisâ-i-llâtî lâ yercûne nikâhan feleyse ‘aleyhinne cunâhun en yeda’ne śiyâbehunne ġayra muteberricâtin bizînetins veen yesta’fifne ḣayrun lehunnek vaAllâhu semî’un ‘alîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Evlenme ümidi kalmayan, ihtiyarlayıp oturmuş kadınlara, süslerini açığa vurmamak şartiyle, dış esvaplarını çıkarmaktan ötürü sorumluluk yoktur; ama sakınmaları kendileri için daha iyi olur. Allah işitir ve bilir.

Muhtasar Tefsir

لَيْسَ عَلَى الْاَعْمٰى حَرَجٌ وَلَا عَلَى الْاَعْرَجِ حَرَجٌ وَلَا عَلَى الْمَر۪يضِ حَرَجٌ وَلَا عَلٰٓى اَنْفُسِكُمْ اَنْ تَأْكُلُوا مِنْ بُيُوتِكُمْ اَوْ بُيُوتِ اٰبَٓائِكُمْ اَوْ بُيُوتِ اُمَّهَاتِكُمْ اَوْ بُيُوتِ اِخْوَانِكُمْ اَوْ بُيُوتِ اَخَوَاتِكُمْ اَوْ بُيُوتِ اَعْمَامِكُمْ اَوْ بُيُوتِ عَمَّاتِكُمْ اَوْ بُيُوتِ اَخْوَالِكُمْ اَوْ بُيُوتِ خَالَاتِكُمْ اَوْ مَا مَلَكْتُمْ مَفَاتِحَهُٓ اَوْ صَد۪يقِكُمْۜ لَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ اَنْ تَأْكُلُوا جَم۪يعًا اَوْ اَشْتَاتًاۜ فَاِذَا دَخَلْتُمْ بُيُوتًا فَسَلِّمُوا عَلٰٓى اَنْفُسِكُمْ تَحِيَّةً مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ مُبَارَكَةً طَيِّبَةًۜ كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمُ الْاٰيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ۟ ٦١

Leyse ‘alâ-l-a’mâ haracun velâ ‘alâ-l-a’raci haracun velâ ‘alâ-lmerîdi haracun velâ ‘alâ enfusikum en te/kulû min buyûtikum ev buyûti âbâ-ikum ev buyûti ummehâtikum ev buyûti iḣvânikum ev buyûti eḣavâtikum ev buyûti a’mâmikum ev buyûti ‘ammâtikum ev buyûti aḣvâlikum ev buyûti ḣâlâtikum ev mâ melektum mefâtihahu ev sadîkikumc leyse ‘aleykum cunâhun en te/kulû cemî’an ev eştâtâenc fe-iżâ deḣaltum buyûten fesellimû ‘alâ enfusikum tahiyyeten min ‘indiAllâhi mubâraketen tayyibetenc keżâlike yubeyyinuAllâhu lekumu-l-âyâti le’allekum ta’kilûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kör için bir sorumluluk yoktur. Topal için bir sorumluluk yoktur. Hastaya da bir sorumluluk yoktur. Evlerinizde veya babalarınızın evlerinde veya annelerinizin evlerinde veya erkek kardeşlerinizin evlerinde veya kız kardeşlerinizin evlerinde veya amcalarınızın evlerinde veya halalarınızın evlerinde veya dayılarınızın evlerinde veya teyzelerinizin evlerinde veya kahyası olup anahtarları elinde olan evlerde, ya da dostlarınızın evlerinde izinsiz yemek yemenizde bir sorumluluk yoktur. Bir arada veya ayrı ayrı yemenizde de bir sorumluluk yoktur. Evlere girdiğiniz zaman, kendinize ehlinize Allah katından bereket, esenlik ve güzellik dileyerek selam verin. Allah size ayetleri, düşünesiniz diye böylece açıklar.

Muhtasar Tefsir

اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِه۪ وَاِذَا كَانُوا مَعَهُ عَلٰٓى اَمْرٍ جَامِعٍ لَمْ يَذْهَبُوا حَتّٰى يَسْتَأْذِنُوهُۜ اِنَّ الَّذ۪ينَ يَسْتَأْذِنُونَكَ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَرَسُولِه۪ۚ فَاِذَا اسْتَأْذَنُوكَ لِبَعْضِ شَأْنِهِمْ فَأْذَنْ لِمَنْ شِئْتَ مِنْهُمْ وَاسْتَغْفِرْ لَهُمُ اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ٦٢

İnnemâ-lmu/minûne-lleżîne âmenû biAllâhi verasûlihi ve-iżâ kânû me’ahu ‘alâ emrin câmi’in lem yeżhebû hattâ yeste/żinûhuc inne-lleżîne yeste/żinûneke ulâ-ike-lleżîne yu/minûne biAllâhi verasûlihic fe-iżâ-ste/żenûke liba’di şe/nihim fe/żen limen şi/te minhum vestaġfir lehumuAllâhec innaAllâhe ġafûrun rahîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu Allah'a ve Peygamberine inanan Müminler, Peygamberle beraber bir işe karar vermek için toplandıklarında, ondan izin almaksızın gitmezler. Senden izin isteyenler, işte onlar, Allah'a ve Peygamberine inananlardır. Bazı işleri için senden izin isterlerse, içlerinden dilediğine izin ver, Allah'tan, onların bağışlanmalarını dile. Allah şüphesiz bağışlar, merhamet eder.

Muhtasar Tefsir

لَا تَجْعَلُوا دُعَٓاءَ الرَّسُولِ بَيْنَكُمْ كَدُعَٓاءِ بَعْضِكُمْ بَعْضًاۜ قَدْ يَعْلَمُ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ يَتَسَلَّلُونَ مِنْكُمْ لِوَاذًاۚ فَلْيَحْذَرِ الَّذ۪ينَ يُخَالِفُونَ عَنْ اَمْرِه۪ٓ اَنْ تُص۪يبَهُمْ فِتْنَةٌ اَوْ يُص۪يبَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ ٦٣

Lâ tec’alû du’âe-rrasûli beynekum kedu’â-i ba’dikum ba’dâanc kad ya’lemuAllâhu-lleżîne yetesellelûne minkum livâżâenc felyahżeri-lleżîne yuḣâlifûne ‘an emrihi en tusîbehum fitnetun ev yusîbehum ‘ażâbun elîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Peygamberin çağrısını, kendi aranızda birbirinizi çağırmanız gibi tutmayın. Allah, içinizden sıvışıp gidenleri şüphesiz bilir. O'nun buyruğuna aykırı hareket edenler, başlarına bir belanın gelmesinden veya can yakıcı bir azaba uğramaktan sakınsınlar.

Muhtasar Tefsir

اَلَٓا اِنَّ لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ قَدْ يَعْلَمُ مَٓا اَنْتُمْ عَلَيْهِۜ وَيَوْمَ يُرْجَعُونَ اِلَيْهِ فَيُنَبِّئُهُمْ بِمَا عَمِلُواۜ وَاللّٰهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ ٦٤

Elâ inne liAllâhi mâ fî-ssemâvâti vel-ardis kad ya’lemu mâ entum ‘aleyhi veyevme yurce’ûne ileyhi feyunebbi-uhum bimâ ‘amilûk vaAllâhu bikulli şey-in ‘alîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Dikkat edin; göklerde ve yerde olanlar Allah'ındır. O, içinde bulunduğunuz durumu da, kendisine döndürüleceğiniz günü de gerçekten bilir. Onlara işlediklerini haber verir. Allah herşeyi bilir.

Muhtasar Tefsir

Nûr Sûresi hakkında

Âyet
64
İniş yeri
Medine
İniş sırası
102.
Kelime
1.316
Harf
5.663
Cüz
18.
Sayfa
349
Nur suresi kaç ayettir?

Nûr Sûresi 64 âyettir.

Nur suresi Mekki mi Medeni mi?

Nûr Sûresi Medine'de indirilmiş Medenî bir sûredir.

Nur suresi Kur'an'ın kaçıncı suresidir?

Nûr Sûresi, mushaf sıralamasında 24. sûredir; iniş sırasına göre 102. sûredir.

Nur suresi hangi cüzde ve kaçıncı sayfada?

Nûr Sûresi 18. cüzde, mushafın 349. sayfasında başlar.

Surah An-Nur in English · Nur surəsi · Nur surasi

Meal & Görünüm

Arapça yazı

Gösterilecek mealler

Türkçe
Okunuş
Azərbaycanca
Қазақша
Oʻzbekcha
Тоҷикӣ
English

Ek bölümler

Okuma