Kur'an Sûresiالقرآن الكريم
سُورَةُ المؤمنون

Mü'minûn Sûresi

23. sûreMekkî118 âyetSayfa 341
MushafDinle / MP3Tefsir
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

قَدْ اَفْلَحَ الْمُؤْمِنُونَۙ ١

Kad efleha-lmu/minûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Müminler saadete ermişlerdir.

Muhtasar Tefsir

اَلَّذ۪ينَ هُمْ ف۪ي صَلَاتِهِمْ خَاشِعُونَۙ ٢

Elleżîne hum fî salâtihim ḣâşi’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar namazda huşu içindedirler.

Muhtasar Tefsir

وَالَّذ۪ينَ هُمْ عَنِ اللَّغْوِ مُعْرِضُونَۙ ٣

Velleżîne hum ‘ani-llaġvi mu’ridûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar boş şeylerden yüz çevirirler.

Muhtasar Tefsir

وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِلزَّكٰوةِ فَاعِلُونَۙ ٤

Velleżîne hum lizzekâti fâ’ilûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar zekatlarını verirler.

Muhtasar Tefsir

وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَافِظُونَۙ ٥

Velleżîne hum lifurûcihim hâfizûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar, eşleri ve cariyeleri dışında, mahrem yerlerini herkesten korurlar. Doğrusu bunlar yerilemezler.

Muhtasar Tefsir

اِلَّا عَلٰٓى اَزْوَاجِهِمْ اَوْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُمْ فَاِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُوم۪ينَۚ ٦

İllâ ‘alâ ezvâcihim ev mâ meleket eymânuhum fe-innehum ġayru melûmîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar, eşleri ve cariyeleri dışında, mahrem yerlerini herkesten korurlar. Doğrusu bunlar yerilemezler.

Muhtasar Tefsir

فَمَنِ ابْتَغٰى وَرَٓاءَ ذٰلِكَ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْعَادُونَۚ ٧

Femeni-bteġâ verâe żâlike feulâ-ike humu-l’âdûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bu sınırları aşmak isteyenler, işte bunlar aşırı gidenlerdir.

Muhtasar Tefsir

وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِاَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَۙ ٨

Velleżîne hum li-emânâtihim ve’ahdihim râ’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar emanetlerini ve sözlerini yerine getirirler.

Muhtasar Tefsir

وَالَّذ۪ينَ هُمْ عَلٰى صَلَوَاتِهِمْ يُحَافِظُونَۢ ٩

Velleżîne hum ‘alâ salevâtihim yuhâfizûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Namazlarına riayet ederler.

Muhtasar Tefsir

اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْوَارِثُونَۙ ١٠

Ulâ-ike humu-lvâriśûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte onlar, temelli kalacakları Firdevs cennetine varis olanlardır.

Muhtasar Tefsir

اَلَّذ۪ينَ يَرِثُونَ الْفِرْدَوْسَۜ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ ١١

Elleżîne yeriśûne-lfirdevse hum fîhâ ḣâlidûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte onlar, temelli kalacakları Firdevs cennetine varis olanlardır.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنْ سُلَالَةٍ مِنْ ط۪ينٍۚ ١٢

Velekad ḣaleknâ-l-insâne min sulâletin min tînin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, insanı süzme çamurdan yarattık.

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ جَعَلْنَاهُ نُطْفَةً ف۪ي قَرَارٍ مَك۪ينٍۖ ١٣

Śumme ce’alnâhu nutfeten fî karârin mekînin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonra onu nutfe halinde sağlam bir yere yerleştirdik.

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ خَلَقْنَا النُّطْفَةَ عَلَقَةً فَخَلَقْنَا الْعَلَقَةَ مُضْغَةً فَخَلَقْنَا الْمُضْغَةَ عِظَامًا فَكَسَوْنَا الْعِظَامَ لَحْمًاۗ ثُمَّ اَنْشَأْنَاهُ خَلْقًا اٰخَرَۜ فَتَبَارَكَ اللّٰهُ اَحْسَنُ الْخَالِق۪ينَۜ ١٤

Śumme ḣaleknâ-nnutfete ‘alekaten feḣaleknâ-l’alekate mudġaten feḣaleknâ-lmudġate ‘izâmen fekesevnâ-l’izâme lahmen śümme enşe/nâhu ḣalkan âḣarac fetebârakaAllâhu ahsenu-lḣâlikîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonra nutfeyi kan pıhtısına çevirdik, kan pıhtısını bir çiğnemlik et yaptık, bir çiğnemlik etten kemikler yarattık, kemiklere de et giydirdik. Sonra onu başka bir yaratık yaptık: Biçim verenlerin en güzeli olan Allah ne uludur!

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ اِنَّكُمْ بَعْدَ ذٰلِكَ لَمَيِّتُونَۜ ١٥

Śumme innekum ba’de żâlike lemeyyitûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sizler, bütün bunlardan sonra ölürsünüz.

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ اِنَّكُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ تُبْعَثُونَ ١٦

Śumme innekum yevme-lkiyâmeti tub’aśûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şüphesiz kıyamet günü tekrar diriltilirsiniz.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ خَلَقْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعَ طَرَٓائِقَۗ وَمَا كُنَّا عَنِ الْخَلْقِ غَافِل۪ينَ ١٧

Velekad ḣaleknâ fevkakum seb’a tarâ-ika vemâ kunnâ ‘ani-lḣalki ġâfilîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, üstünüzde yedi tabaka yarattık. Biz, yarattığımızdan habersiz değiliz.

Muhtasar Tefsir

وَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً بِقَدَرٍ فَاَسْكَنَّاهُ فِي الْاَرْضِۗ وَاِنَّا عَلٰى ذَهَابٍ بِه۪ لَقَادِرُونَۚ ١٨

Veenzelnâ mine-ssemâ-i mâen bikaderin feeskennâhu fî-l-ardis ve-innâ ‘alâ żehâbin bihi lekâdirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Gökten suyu ölçülü indirdik de, onu yerde durdurduk. Şüphesiz onu gidermeye de kadiriz.

Muhtasar Tefsir

فَاَنْشَأْنَا لَكُمْ بِه۪ جَنَّاتٍ مِنْ نَخ۪يلٍ وَاَعْنَابٍۢ لَكُمْ ف۪يهَا فَوَاكِهُ۬ كَث۪يرَةٌ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَۙ ١٩

Feenşe/nâ lekum bihi cennâtin min neḣîlin vea’nâbin lekum fîhâ fevâkihu keśîratun veminhâ te/kulûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onunla, içinde, yediğiniz birçok meyvalar bulunan hurmalık ve üzüm bağları, Tur-i Sina'da yetişen, yiyenlere, yağ ve katık veren zeytin ağacını var ettik.

Muhtasar Tefsir

وَشَجَرَةً تَخْرُجُ مِنْ طُورِ سَيْنَٓاءَ تَنْبُتُ بِالدُّهْنِ وَصِبْغٍ لِلْاٰكِل۪ينَ ٢٠

Veşeceraten taḣrucu min tûri seynâe tenbutu bi-dduhni vesibġin lilâkilîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onunla, içinde, yediğiniz birçok meyvalar bulunan hurmalık ve üzüm bağları, Tur-i Sina'da yetişen, yiyenlere, yağ ve katık veren zeytin ağacını var ettik.

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّ لَكُمْ فِي الْاَنْعَامِ لَعِبْرَةًۜ نُسْق۪يكُمْ مِمَّا ف۪ي بُطُونِهَا وَلَكُمْ ف۪يهَا مَنَافِعُ كَث۪يرَةٌ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَۙ ٢١

Ve-inne lekum fî-l-en’âmi le’ibratens nuskîkum mimmâ fî butûnihâ velekum fîhâ menâfi’u keśîratun veminhâ te/kulûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ehli hayvanlarda size ders vardır; onlardan çıkan sütten size içiririz; onlarda daha birçok menfaatiniz vardır. Onlardan yersiniz.

Muhtasar Tefsir

وَعَلَيْهَا وَعَلَى الْفُلْكِ تُحْمَلُونَ۟ ٢٢

Ve’aleyhâ ve’alâ-lfulki tuhmelûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hem onların ve hem de gemilerin üzerinde taşınırsınız.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوحًا اِلٰى قَوْمِه۪ فَقَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ اَفَلَا تَتَّقُونَ ٢٣

Velekad erselnâ nûhan ilâ kavmihi fekâle yâ kavmi u’budûAllâhe mâ lekum min ilâhin ġayruhus efelâ tettekûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki Nuh'u milletine gönderdik; onlara: "Ey milletim! Allah'a kulluk edin; O'ndan başka tanrınız yoktur; sakınmaz mısınız?" dedi.

Muhtasar Tefsir

فَقَالَ الْمَلَؤُ۬ا الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِه۪ مَا هٰذَٓا اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْۙ يُر۪يدُ اَنْ يَتَفَضَّلَ عَلَيْكُمْۜ وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ لَاَنْزَلَ مَلٰٓئِكَةًۚ مَا سَمِعْنَا بِهٰذَا ف۪ٓي اٰبَٓائِنَا الْاَوَّل۪ينَۚ ٢٤

Fekâle-lmeleu-lleżîne keferû min kavmihi mâ hâżâ illâ beşerun miślukum yurîdu en yetefaddale ‘aleykum velev şâaAllâhu leenzele melâ-iketen mâ semi’nâ bihâżâ fî âbâ-inâ-l-evvelîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Milletinin inkarcı ileri gelenleri: "Bu, sizin gibi bir insandan başka birşey değildir. Sizden üstün olmak istiyor. Allah dilemiş olsaydı melekler indirirdi. İlk atalarımızdan beri böyle birşey işitmedik. Bu adamda nedense biraz delilik var, bir süreye kadar onu gözetleyin" dediler.

Muhtasar Tefsir

اِنْ هُوَ اِلَّا رَجُلٌ بِه۪ جِنَّةٌ فَتَرَبَّصُوا بِه۪ حَتّٰى ح۪ينٍ ٢٥

İn huve illâ raculun bihi cinnetun feterabbesû bihi hattâ hînin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Milletinin inkarcı ileri gelenleri: "Bu, sizin gibi bir insandan başka birşey değildir. Sizden üstün olmak istiyor. Allah dilemiş olsaydı melekler indirirdi. İlk atalarımızdan beri böyle birşey işitmedik. Bu adamda nedense biraz delilik var, bir süreye kadar onu gözetleyin" dediler.

Muhtasar Tefsir

قَالَ رَبِّ انْصُرْن۪ي بِمَا كَذَّبُونِ ٢٦

Kâle rabbi-nsurnî bimâ keżżebûni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Nuh: "Rabbim! Beni yalanlamalarına karşılık bana yardım et" dedi.

Muhtasar Tefsir

فَاَوْحَيْنَٓا اِلَيْهِ اَنِ اصْنَعِ الْفُلْكَ بِاَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا فَاِذَا جَٓاءَ اَمْرُنَا وَفَارَ التَّنُّورُۙ فَاسْلُكْ ف۪يهَا مِنْ كُلٍّ زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ وَاَهْلَكَ اِلَّا مَنْ سَبَقَ عَلَيْهِ الْقَوْلُ مِنْهُمْۚ وَلَا تُخَاطِبْن۪ي فِي الَّذ۪ينَ ظَلَمُواۚ اِنَّهُمْ مُغْرَقُونَ ٢٧

Feevhaynâ ileyhi eni-sne’i-lfulke bi-a’yuninâ vevahyinâ fe-iżâ câe emrunâ vefâra-ttennûruﻻ fesluk fîhâ min kullin zevceyni-śneyni veehleke illâ men sebeka ‘aleyhi-lkavlu minhums velâ tuḣâtibnî fî-lleżîne zalemûs innehum muġrakûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunun üzerine ona şöyle vahyettik: "Nezaretimiz altında, sana bildirdiğimiz gibi gemiyi yap; buyruğumuz gelip tandırdan sular kaynayınca her cinsten birer çifti ve aleyhine hüküm verilmiş olanın dışında kalan çoluk çocuğunu alıp gemiye bindir. Haksızlık yapanlar için Bana baş vurma, çünkü onlar suda boğulacaklardır."

Muhtasar Tefsir

فَاِذَا اسْتَوَيْتَ اَنْتَ وَمَنْ مَعَكَ عَلَى الْفُلْكِ فَقُلِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي نَجّٰينَا مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ ٢٨

Fe-iżâ-steveyte ente vemen me’ake ‘alâ-lfulki fekuli-lhamdu liAllâhi-lleżî neccânâ mine-lkavmi-zzâlimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey Nuh! Sen ve beraberindekiler gemiye yerleşince: "Bizi zalim milletten kurtaran Allah'a hamdolsun" de.

Muhtasar Tefsir

وَقُلْ رَبِّ اَنْزِلْن۪ي مُنْزَلًا مُبَارَكًا وَاَنْتَ خَيْرُ الْمُنْزِل۪ينَ ٢٩

Vekul rabbi enzilnî munzelen mubâraken veente ḣayru-lmunzilîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Rabbim! Beni mübarek bir yere indir. Sen indirenlerin en iyisisin" de.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ وَاِنْ كُنَّا لَمُبْتَل۪ينَ ٣٠

İnne fî żâlike leâyâtin ve-in kunnâ lemubtelîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu bunlarda dersler vardır. Biz şüphesiz insanları denemekteyiz.

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ اَنْشَأْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ قَرْنًا اٰخَر۪ينَۚ ٣١

Śumme enşe/nâ min ba’dihim karnen âḣarîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunların ardından başka nesiller varettik.

Muhtasar Tefsir

فَاَرْسَلْنَا ف۪يهِمْ رَسُولًا مِنْهُمْ اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ اَفَلَا تَتَّقُونَ۟ ٣٢

Feerselnâ fîhim rasûlen minhum eni-’budûAllâhe mâ lekum min ilâhin ġayruhus efelâ tettekûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlara aralarından: "Allah"a kulluk edin, O'ndan başka tanrınız yoktur, sakınmaz mısınız?" diyen bir elçi gönderdik.

Muhtasar Tefsir

وَقَالَ الْمَلَاُ مِنْ قَوْمِهِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِلِقَٓاءِ الْاٰخِرَةِ وَاَتْرَفْنَاهُمْ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۙ مَا هٰذَٓا اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْۙ يَأْكُلُ مِمَّا تَأْكُلُونَ مِنْهُ وَيَشْرَبُ مِمَّا تَشْرَبُونَ ٣٣

Vekâle-lmeleu min kavmihi-lleżîne keferû vekeżżebû bilikâ-i al-âḣirati veetrafnâhum fî-lhayâti-ddunyâ mâ hâżâ illâ beşerun miślukum ye/kulu mimmâ te/kulûne minhu veyeşrabu mimmâ teşrabûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onun, inkarcı ve ahirete kavuşmayı yalanlayan milletinin ileri gelenleri ki Biz onlara bu dünya hayatında nimet vermiştik şöyle dediler: "Bu, yediğinizden yiyen, içtiğinizden içen sizin gibi bir insandan başka birşey değildir."

Muhtasar Tefsir

وَلَئِنْ اَطَعْتُمْ بَشَرًا مِثْلَكُمْ اِنَّكُمْ اِذًا لَخَاسِرُونَ ٣٤

Vele-in eta’tum beşeran miślekum innekum iżen leḣâsirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Kendiniz gibi bir insana itaat ederseniz hüsrana uğrayacağınızda hiç şüphe yoktur."

Muhtasar Tefsir

اَيَعِدُكُمْ اَنَّكُمْ اِذَا مِتُّمْ وَكُنْتُمْ تُرَابًا وَعِظَامًا اَنَّكُمْ مُخْرَجُونَۖ ٣٥

Eya’idukum ennekum iżâ mittum vekuntum turâben ve’izâmen ennekum muḣracûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Öldüğünüz, toprak ve kemik yığını olduğunuz zaman tekrar dirilmenizle sizi tehdit mi ediyor?"

Muhtasar Tefsir

هَيْهَاتَ هَيْهَاتَ لِمَا تُوعَدُونَۖ ٣٦

Heyhâte heyhâte limâ tû’adûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Oysa tehdit edildiğiniz şey ne kadar, hem de ne kadar uzak!"

Muhtasar Tefsir

اِنْ هِيَ اِلَّا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا نَحْنُ بِمَبْعُوث۪ينَۖ ٣٧

İn hiye illâ hayâtunâ-ddunyâ nemûtu venahyâ vemâ nahnu bimeb’ûśîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Hayat ancak bu dünyadakidir. Ölürüz ve yaşarız (kimimiz ölür kimimiz doğar); tekrar diriltilmeyiz."

Muhtasar Tefsir

اِنْ هُوَ اِلَّا رَجُلٌۨ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا وَمَا نَحْنُ لَهُ بِمُؤْمِن۪ينَ ٣٨

İn huve illâ raculunifterâ ‘alaAllâhi keżiben vemâ nahnu lehu bimu/minîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Bu, sadece Allah'a karşı yalan uyduranın biridir. Biz ona inanmayız."

Muhtasar Tefsir

قَالَ رَبِّ انْصُرْن۪ي بِمَا كَذَّبُونِ ٣٩

Kâle rabbi-nsurnî bimâ keżżebûni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O peygamber: "Rabbim! Beni yalancı saymalarına karşılık bana yardım et" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ عَمَّا قَل۪يلٍ لَيُصْبِحُنَّ نَادِم۪ينَۚ ٤٠

Kâle ‘ammâ kalîlin leyusbihunne nâdimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah da: "Az sonra pişman olacaklar" buyurdu.

Muhtasar Tefsir

فَاَخَذَتْهُمُ الصَّيْحَةُ بِالْحَقِّ فَجَعَلْنَاهُمْ غُثَٓاءًۚ فَبُعْدًا لِلْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ ٤١

Feaḣażet-humu-ssayhatu bilhakki fece’alnâhum ġuśâ-âenc febu’den lilkavmi-zzâlimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Gerçekten, onları bir çığlık yakaladı ve onları süprüntü yığını haline getirdik. Haksızlık eden millet, rahmetden ırak olsun!

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ اَنْشَأْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ قُرُونًا اٰخَر۪ينَۜ ٤٢

Śumme enşe/nâ min ba’dihim kurûnen âḣarîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ardlarından başka nesiller varettik.

Muhtasar Tefsir

مَا تَسْبِقُ مِنْ اُمَّةٍ اَجَلَهَا وَمَا يَسْتَأْخِرُونَۜ ٤٣

Mâ tesbiku min ummetin ecelehâ vemâ yeste/ḣirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hiçbir ümmet, kendi süresini ne çabuklaştırabilir ve ne de geciktirebilir.

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ اَرْسَلْنَا رُسُلَنَا تَتْرَاۜ كُلَّمَا جَٓاءَ اُمَّةً رَسُولُهَا كَذَّبُوهُ فَاَتْبَعْنَا بَعْضَهُمْ بَعْضًا وَجَعَلْنَاهُمْ اَحَاد۪يثَۚ فَبُعْدًا لِقَوْمٍ لَا يُؤْمِنُونَ ٤٤

Śumme erselnâ rusulenâ tetrâ kulle mâ câe ummeten rasûluhâ keżżebûhus feetba’nâ ba’dahum ba’dan vece’alnâhum ehâdîśec febu’den likavmin lâ yu/minûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonra birbiri peşinden peygamberlerimizi gönderdik. Her ümmete peygamberi geldikçe onu yalancı saydılar. Onları birbiri peşinden yok edip hepsini birer efsane yaptık. İnanmayan millet, rahmetden ırak olsun!

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ اَرْسَلْنَا مُوسٰى وَاَخَاهُ هٰرُونَ بِاٰيَاتِنَا وَسُلْطَانٍ مُب۪ينٍۙ ٤٥

Śumme erselnâ mûsâ veeḣâhu hârûne bi-âyâtinâ vesultânin mubînin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonra Musa ve kardeşi Harun'u, Firavun ve erkanına mucizelerimiz ve apaçık delille gönderdik. Büyüklük tasladılar. Zaten mağrur bir topluluktular.

Muhtasar Tefsir

اِلٰى فِرْعَوْنَ وَمَلَا۬ئِه۪ فَاسْتَكْبَرُوا وَكَانُوا قَوْمًا عَال۪ينَۚ ٤٦

İlâ fir’avne vemele-ihi festekberû vekânû kavmen ‘âlîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonra Musa ve kardeşi Harun'u, Firavun ve erkanına mucizelerimiz ve apaçık delille gönderdik. Büyüklük tasladılar. Zaten mağrur bir topluluktular.

Muhtasar Tefsir

فَقَالُٓوا اَنُؤْمِنُ لِبَشَرَيْنِ مِثْلِنَا وَقَوْمُهُمَا لَنَا عَابِدُونَۚ ٤٧

Fekâlû enu/minu libeşerayni miślinâ vekavmuhumâ lenâ ‘âbidûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bu yüzden: "Milletleri bize kul iken, bizim gibi iki insana mı inanacağız?" deyip onları yalancı saydılar. Bu yüzden yok edildiler.

Muhtasar Tefsir

فَكَذَّبُوهُمَا فَكَانُوا مِنَ الْمُهْلَك۪ينَ ٤٨

Fekeżżebûhumâ fekânû mine-lmuhlekîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bu yüzden: "Milletleri bize kul iken, bizim gibi iki insana mı inanacağız?" deyip onları yalancı saydılar. Bu yüzden yok edildiler.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ اٰتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ لَعَلَّهُمْ يَهْتَدُونَ ٤٩

Velekad âteynâ mûsâ-lkitâbe le’allehum yehtedûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki Musa'ya, doğru yola girsinler diye Kitap verdik.

Muhtasar Tefsir

وَجَعَلْنَا ابْنَ مَرْيَمَ وَاُمَّهُٓ اٰيَةً وَاٰوَيْنَاهُمَٓا اِلٰى رَبْوَةٍ ذَاتِ قَرَارٍ وَمَع۪ينٍ۟ ٥٠

Vece’alnâ-bne meryeme ve ummehu âyeten ve âveynâhumâ ilâ rabvetin żâti karârin vema’înin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Meryem oğlunu da, annesini de mucize kıldık. Her ikisini de, pınarı bulunan, oturmaya elverişli yüksek bir yere yerleştirdik.

Muhtasar Tefsir

يَٓا اَيُّهَا الرُّسُلُ كُلُوا مِنَ الطَّيِّبَاتِ وَاعْمَلُوا صَالِحًاۜ اِنّ۪ي بِمَا تَعْمَلُونَ عَل۪يمٌۜ ٥١

Yâ eyyuhâ-rrusulu kulû mine-ttayyibâti va’melû sâlihâans innî bimâ ta’melûne ‘alîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ey Peygamberler! Temiz şeylerden yiyin, yararlı iş işleyin; doğrusu Ben, yaptığınızı bilirim.

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّ هٰذِه۪ٓ اُمَّتُكُمْ اُمَّةً وَاحِدَةً وَاَنَا۬ رَبُّكُمْ فَاتَّقُونِ ٥٢

Ve-inne hâżihi ummetukum ummeten vâhideten ve enâ rabbukum fettekûni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şüphesiz bu Müslümanlık, bir tek din olarak sizin dininizdir ve Ben de Rabbinizim; öyleyse Benden sakının.

Muhtasar Tefsir

فَتَقَطَّعُٓوا اَمْرَهُمْ بَيْنَهُمْ زُبُرًاۜ كُلُّ حِزْبٍ بِمَا لَدَيْهِمْ فَرِحُونَ ٥٣

Fetekatta’û emrahum beynehum zuburâans kullu hizbin bimâ ledeyhim ferihûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ama insanlar din konusunda aralarında bölük bölük oldular. Her bölük kendi tuttuğu yoldan memnundur.

Muhtasar Tefsir

فَذَرْهُمْ ف۪ي غَمْرَتِهِمْ حَتّٰى ح۪ينٍ ٥٤

Feżerhum fî ġamratihim hattâ hînin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onları bir süreye kadar sapıklıklarıyla başbaşa bırak.

Muhtasar Tefsir

اَيَحْسَبُونَ اَنَّمَا نُمِدُّهُمْ بِه۪ مِنْ مَالٍ وَبَن۪ينَۙ ٥٥

Eyahsebûne ennemâ numidduhum bihi min mâlin vebenîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kendilerine mal ve oğullar vermekle, iyiliklerde onlar için acele ettiğimizi mi zannederler? Hayır; farkında değiller.

Muhtasar Tefsir

نُسَارِعُ لَهُمْ فِي الْخَيْرَاتِۜ بَلْ لَا يَشْعُرُونَ ٥٦

Nusâri’u lehum fî-lḣayrâtic bel lâ yeş’urûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kendilerine mal ve oğullar vermekle, iyiliklerde onlar için acele ettiğimizi mi zannederler? Hayır; farkında değiller.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ الَّذ۪ينَ هُمْ مِنْ خَشْيَةِ رَبِّهِمْ مُشْفِقُونَۙ ٥٧

İnne-lleżîne hum min ḣaşyeti rabbihim muşfikûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rablerinden korkarak titreyenler, Rablerinin ayetlerine inananlar, Rablerine eş koşmayanlar, Rablerine dönecekleri için kalbleri ürpererek vermeleri gerekeni verenler, işte onlar iyi işlerde yarış ederler, o uğurda ileri geçerler.

Muhtasar Tefsir

وَالَّذ۪ينَ هُمْ بِاٰيَاتِ رَبِّهِمْ يُؤْمِنُونَۙ ٥٨

Velleżîne hum bi-âyâti rabbihim yu/minûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rablerinden korkarak titreyenler, Rablerinin ayetlerine inananlar, Rablerine eş koşmayanlar, Rablerine dönecekleri için kalbleri ürpererek vermeleri gerekeni verenler, işte onlar iyi işlerde yarış ederler, o uğurda ileri geçerler.

Muhtasar Tefsir

وَالَّذ۪ينَ هُمْ بِرَبِّهِمْ لَا يُشْرِكُونَۙ ٥٩

Velleżîne hum birabbihim lâ yuşrikûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rablerinden korkarak titreyenler, Rablerinin ayetlerine inananlar, Rablerine eş koşmayanlar, Rablerine dönecekleri için kalbleri ürpererek vermeleri gerekeni verenler, işte onlar iyi işlerde yarış ederler, o uğurda ileri geçerler.

Muhtasar Tefsir

وَالَّذ۪ينَ يُؤْتُونَ مَٓا اٰتَوْا وَقُلُوبُهُمْ وَجِلَةٌ اَنَّهُمْ اِلٰى رَبِّهِمْ رَاجِعُونَۙ ٦٠

Velleżîne yu/tûne mâ âtev vekulûbuhum veciletun ennehum ilâ rabbihim râci’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rablerinden korkarak titreyenler, Rablerinin ayetlerine inananlar, Rablerine eş koşmayanlar, Rablerine dönecekleri için kalbleri ürpererek vermeleri gerekeni verenler, işte onlar iyi işlerde yarış ederler, o uğurda ileri geçerler.

Muhtasar Tefsir

اُو۬لٰٓئِكَ يُسَارِعُونَ فِي الْخَيْرَاتِ وَهُمْ لَهَا سَابِقُونَ ٦١

Ulâ-ike yusâri’ûne fî-lḣayrâti vehum lehâ sâbikûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rablerinden korkarak titreyenler, Rablerinin ayetlerine inananlar, Rablerine eş koşmayanlar, Rablerine dönecekleri için kalbleri ürpererek vermeleri gerekeni verenler, işte onlar iyi işlerde yarış ederler, o uğurda ileri geçerler.

Muhtasar Tefsir

وَلَا نُكَلِّفُ نَفْسًا اِلَّا وُسْعَهَا وَلَدَيْنَا كِتَابٌ يَنْطِقُ بِالْحَقِّ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ ٦٢

Velâ nukellifu nefsen illâ vus’ahâs veledeynâ kitâbun yentiku bilhakkic vehum lâ yuzlemûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz herkese ancak gücünün yeteceği kadar yükleriz. Katımızda gerçeği söyleyen bir kitap vardır; onlar haksızlığa uğratılmazlar.

Muhtasar Tefsir

بَلْ قُلُوبُهُمْ ف۪ي غَمْرَةٍ مِنْ هٰذَا وَلَهُمْ اَعْمَالٌ مِنْ دُونِ ذٰلِكَ هُمْ لَهَا عَامِلُونَ ٦٣

Bel kulûbuhum fî ġamratin min hâżâ velehum a’mâlun min dûni żâlike hum lehâ ‘âmilûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ama, kafirlerin kalbleri bundan habersizdir. Bundan başka da onların yapageldikleri işler de vardır.

Muhtasar Tefsir

حَتّٰٓى اِذَٓا اَخَذْنَا مُتْرَف۪يهِمْ بِالْعَذَابِ اِذَا هُمْ يَجْـَٔرُونَۜ ٦٤

Hattâ iżâ eḣażnâ mutrafîhim bil’ażâbi iżâ hum yec-erûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonunda şımarık varlıklılarını azabla yakaladığımız zaman feryat ederler.

Muhtasar Tefsir

لَا تَجْـَٔرُوا الْيَوْمَ اِنَّكُمْ مِنَّا لَا تُنْصَرُونَ ٦٥

Lâ tec-erû-lyevmes innekum minnâ lâ tunsarûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlara şöyle deriz: "Bugün feryat etmeyin, doğrusu katımızdan bir yardım görmezsiniz."

Muhtasar Tefsir

قَدْ كَانَتْ اٰيَات۪ي تُتْلٰى عَلَيْكُمْ فَكُنْتُمْ عَلٰٓى اَعْقَابِكُمْ تَنْكِصُونَۙ ٦٦

Kad kânet âyâtî tutlâ ‘aleykum fekuntum ‘alâ a’kâbikum tenkisûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Ayetlerim size okunduğunda büyüklük taslayıp, gece ağzınıza geleni söyleyerek ardınıza dönüyordunuz."

Muhtasar Tefsir

مُسْتَكْبِر۪ينَ بِه۪ۗ سَامِرًا تَهْجُرُونَ ٦٧

Mustekbirîne bihi sâmiran tehcurûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Ayetlerim size okunduğunda büyüklük taslayıp, gece ağzınıza geleni söyleyerek ardınıza dönüyordunuz."

Muhtasar Tefsir

اَفَلَمْ يَدَّبَّرُوا الْقَوْلَ اَمْ جَٓاءَهُمْ مَا لَمْ يَأْتِ اٰبَٓاءَهُمُ الْاَوَّل۪ينَۘ ٦٨

Efelem yeddebberû-lkavle em câehum mâ lem ye/ti âbâehumu-l-evvelîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Söyleneni hiç düşünmezler mi? Yoksa onlara, ilk atalarına gelmeyen bir şey mi geldi?

Muhtasar Tefsir

اَمْ لَمْ يَعْرِفُوا رَسُولَهُمْ فَهُمْ لَهُ مُنْكِرُونَۘ ٦٩

Em lem ya’rifû rasûlehum fehum lehu munkirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Veya peygamberlerini tanımadılar da; bu yüzden mi onu inkar ediyorlar?

Muhtasar Tefsir

اَمْ يَقُولُونَ بِه۪ جِنَّةٌۜ بَلْ جَٓاءَهُمْ بِالْحَقِّ وَاَكْثَرُهُمْ لِلْحَقِّ كَارِهُونَ ٧٠

Em yekûlûne bihi cinnetunc bel câehum bilhakki veekśeruhum lilhakki kârihûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ya da: "Onda delilik var" diyorlar öyle mi? Hayır; onlara gerçeği getirmiştir, ama çoğu ondan hoşlanmamaktadır.

Muhtasar Tefsir

وَلَوِ اتَّبَعَ الْحَقُّ اَهْوَٓاءَهُمْ لَفَسَدَتِ السَّمٰوَاتُ وَالْاَرْضُ وَمَنْ ف۪يهِنَّۜ بَلْ اَتَيْنَاهُمْ بِذِكْرِهِمْ فَهُمْ عَنْ ذِكْرِهِمْ مُعْرِضُونَۜ ٧١

Velevi-ttebe’a-lhakku ehvâehum lefesedeti-ssemâvâtu vel-ardu vemen fîhinnec bel eteynâhum biżikrihim fehum ‘an żikrihim mu’ridûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Eğer gerçek onların heveslerine uysaydı, gökler, yer ve onlarda bulananlar bozulup giderdi. Onlara, kendilerine öğüt veren bir şey getirdik; onlar ise öğütlerinden yüz çevirirler.

Muhtasar Tefsir

اَمْ تَسْـَٔلُهُمْ خَرْجًا فَخَرَاجُ رَبِّكَ خَيْرٌۗ وَهُوَ خَيْرُ الرَّازِق۪ينَ ٧٢

Em tes-eluhum ḣarcen feḣarâcu rabbike ḣayruns vehuve ḣayru-rrâzikîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yoksa sen onlardan bir ücret mi istiyorsun? Rabbinin ecri daha iyidir. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّكَ لَتَدْعُوهُمْ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ ٧٣

Ve-inneke leted’ûhum ilâ sirâtin mustekîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Aslında sen onları doğru yola çağırıyorsun ama, ahirete inanmayanlar bu yoldan sapmaktadırlar.

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّ الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ عَنِ الصِّرَاطِ لَنَاكِبُونَ ٧٤

Ve-inne-lleżîne lâ yu/minûne bil-âḣirati ‘ani-ssirâti lenâkibûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Aslında sen onları doğru yola çağırıyorsun ama, ahirete inanmayanlar bu yoldan sapmaktadırlar.

Muhtasar Tefsir

وَلَوْ رَحِمْنَاهُمْ وَكَشَفْنَا مَا بِهِمْ مِنْ ضُرٍّ لَلَجُّوا ف۪ي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ ٧٥

Velev rahimnâhum vekeşefnâ mâ bihim min durrin leleccû fî tuġyânihim ya’mehûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz onlara acısak ve başlarındaki sıkıntıyı gidersek bile, azgınlıkları içinde bocalayıp kalırlar.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ اَخَذْنَاهُمْ بِالْعَذَابِ فَمَا اسْتَكَانُوا لِرَبِّهِمْ وَمَا يَتَضَرَّعُونَ ٧٦

Velekad eḣażnâhum bil’ażâbi femâ-stekânû lirabbihim vemâ yetedarra’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, Biz onları azabla yakalamıştık, yine de Rablerine boyun eğmemiş ve yakarmamışlardı.

Muhtasar Tefsir

حَتّٰٓى اِذَا فَتَحْنَا عَلَيْهِمْ بَابًا ذَا عَذَابٍ شَد۪يدٍ اِذَا هُمْ ف۪يهِ مُبْلِسُونَ۟ ٧٧

Hattâ iżâ fetahnâ ‘aleyhim bâben żâ ‘ażâbin şedîdin iżâ hum fîhi mublisûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonunda onlara şiddetli bir azap kapısı açtığımız zaman ümitsiz kalıverdiler.

Muhtasar Tefsir

وَهُوَ الَّذ۪ٓي اَنْشَاَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْاَبْصَارَ وَالْاَفْـِٔدَةَۜ قَل۪يلًا مَا تَشْكُرُونَ ٧٨

Vehuve-lleżî enşee lekumu-ssem’a vel-ebsâra vel-ef-idetec kalîlen mâ teşkurûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Oysa, sizin için kulaklar, gözler ve kalbler vareden O'dur. Pek az şükrediyorsunuz.

Muhtasar Tefsir

وَهُوَ الَّذ۪ي ذَرَاَكُمْ فِي الْاَرْضِ وَاِلَيْهِ تُحْشَرُونَ ٧٩

Vehuve-lleżî żeraekum fî-l-ardi ve-ileyhi tuhşerûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sizi yerde yaratıp yayan O'dur ve O'nun huzurunda toplanacaksınız.

Muhtasar Tefsir

وَهُوَ الَّذ۪ي يُحْي۪ وَيُم۪يتُ وَلَهُ اخْتِلَافُ الَّيْلِ وَالنَّهَارِۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ ٨٠

Vehuve-lleżî yuhyî veyumîtu velehu-ḣtilâfu-lleyli ve-nnehâric efelâ ta’kilûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Dirilten de, öldüren de O'dur. Gece ile gündüzün birbiri ardından gitmesi de O'nun emrine bağlıdır. Düşünmez misiniz?

Muhtasar Tefsir

بَلْ قَالُوا مِثْلَ مَا قَالَ الْاَوَّلُونَ ٨١

Bel kâlû miśle mâkâle-l-evvelûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hayır; yine de öncekilerin dediklerini derler.

Muhtasar Tefsir

قَالُٓوا ءَاِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا ءَاِنَّا لَمَبْعُوثُونَ ٨٢

Kâlû e-iżâ mitnâ vekunnâ turâben ve’izâmen e-innâ lemeb’ûśûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Öncekiler: "Ölüp toprak ve bir yığın kemik olduğumuzda mı diriltileceğiz? And olsun ki biz ve daha önce de babalarımız tehdit edilmişti; bu, öncekilerin masallarından başka birşey değildir" demişlerdi.

Muhtasar Tefsir

لَقَدْ وُعِدْنَا نَحْنُ وَاٰبَٓاؤُ۬نَا هٰذَا مِنْ قَبْلُ اِنْ هٰذَٓا اِلَّٓا اَسَاط۪يرُ الْاَوَّل۪ينَ ٨٣

Lekad vu’idnâ nahnu ve âbâunâ hâżâ min kablu in hâżâ illâ esâtîru-l-evvelîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Öncekiler: "Ölüp toprak ve bir yığın kemik olduğumuzda mı diriltileceğiz? And olsun ki biz ve daha önce de babalarımız tehdit edilmişti; bu, öncekilerin masallarından başka birşey değildir" demişlerdi.

Muhtasar Tefsir

قُلْ لِمَنِ الْاَرْضُ وَمَنْ ف۪يهَٓا اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ ٨٤

Kul limeni-l-ardu vemen fîhâ in kuntum ta’lemûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Biliyorsanız söyleyin, yer ve onda bulunanlar kimindir?"

Muhtasar Tefsir

سَيَقُولُونَ لِلّٰهِۜ قُلْ اَفَلَا تَذَكَّرُونَ ٨٥

Seyekûlûne liAllâhic kul efelâ teżekkerûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Allah'ındır" diyecekler, "Öyleyse ders almaz mısınız?" de.

Muhtasar Tefsir

قُلْ مَنْ رَبُّ السَّمٰوَاتِ السَّبْعِ وَرَبُّ الْعَرْشِ الْعَظ۪يمِ ٨٦

Kul men rabbu-ssemâvâti-sseb’i verabbu-l’arşi-l’azîmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Yedi göğün de Rabbi, yüce arşın da Rabbi kimdir?" de.

Muhtasar Tefsir

سَيَقُولُونَ لِلّٰهِۜ قُلْ اَفَلَا تَتَّقُونَ ٨٧

Seyekûlûne liAllâhic kul efelâ tettekûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Allah'tır" diyecekler! "Öyleyse O'na karşı gelmekten sakınmaz mısınız?" de.

Muhtasar Tefsir

قُلْ مَنْ بِيَدِه۪ مَلَكُوتُ كُلِّ شَيْءٍ وَهُوَ يُج۪يرُ وَلَا يُجَارُ عَلَيْهِ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ ٨٨

Kul men biyedihi melekûtu kulli şey-in vehuve yucîru velâ yucâru ‘aleyhi in kuntum ta’lemûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Biliyorsanız söyleyin her şeyin hükümranlığı elinde olan, barındıran fakat himayeye muhtaç olmayan kimdir?"

Muhtasar Tefsir

سَيَقُولُونَ لِلّٰهِۜ قُلْ فَاَنّٰى تُسْحَرُونَ ٨٩

Seyekûlûne liAllâhic kul feennâ tusharûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Allah'tır" diyecekler; "Öyleyse nasıl aldanıyorsunuz" de.

Muhtasar Tefsir

بَلْ اَتَيْنَاهُمْ بِالْحَقِّ وَاِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ ٩٠

Bel eteynâhum bilhakki ve-innehum lekâżibûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hayır; Biz onlara gerçeği getirdik ama, onlar yalancıdırlar.

Muhtasar Tefsir

مَا اتَّخَذَ اللّٰهُ مِنْ وَلَدٍ وَمَا كَانَ مَعَهُ مِنْ اِلٰهٍ اِذًا لَذَهَبَ كُلُّ اِلٰهٍ بِمَا خَلَقَ وَلَعَلَا بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍۜ سُبْحَانَ اللّٰهِ عَمَّا يَصِفُونَۙ ٩١

Mâ-tteḣażaAllâhu min veledin vemâ kâne me’ahu min ilâhinc iżen leżehebe kullu ilâhin bimâ ḣaleka vele’alâ ba’duhum ‘alâ ba’dinc subhânaAllâhi ‘ammâ yasifûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah çocuk edinmemiştir; O'nun yanında hiçbir tanrı yoktur, olsaydı, her tanrı kendi yarattığı ile beraber gider ve birbirinden üstün olmağa çalışırlardı. Allah onların vasıflandırdıklarından münezzehtir.

Muhtasar Tefsir

عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَتَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ۟ ٩٢

‘Âlimi-lġaybi ve-şşehâdeti fete’âlâ ‘ammâ yuşrikûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O, görülmeyeni de, görüleni de bilir. Koştukları ortaklardan yücedir.

Muhtasar Tefsir

قُلْ رَبِّ اِمَّا تُرِيَنّ۪ي مَا يُوعَدُونَۙ ٩٣

Kul rabbi immâ turiyennî mâ yû’adûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Rabbim! Onların tehdit olundukları şeyi bana mutlaka göstereceksen, o zaman beni zalim milletin içinde bulundurma Yarabbi."

Muhtasar Tefsir

رَبِّ فَلَا تَجْعَلْن۪ي فِي الْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ ٩٤

Rabbi felâ tec’alnî fî-lkavmi-zzâlimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Rabbim! Onların tehdit olundukları şeyi bana mutlaka göstereceksen, o zaman beni zalim milletin içinde bulundurma Yarabbi."

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّا عَلٰٓى اَنْ نُرِيَكَ مَا نَعِدُهُمْ لَقَادِرُونَ ٩٥

Ve-innâ ‘alâ en nuriyeke mâ ne’iduhum lekâdirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz onlara vadettiğimizi sana elbette gösterebiliriz.

Muhtasar Tefsir

اِدْفَعْ بِالَّت۪ي هِيَ اَحْسَنُ السَّيِّئَةَۜ نَحْنُ اَعْلَمُ بِمَا يَصِفُونَ ٩٦

İdfa’ billetî hiye ahsenu-sseyyi-etec nahnu a’lemu bimâ yasifûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kötülüğü en iyi ile sav. Onların vasıflandırmalarını Biz daha iyi biliriz.

Muhtasar Tefsir

وَقُلْ رَبِّ اَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاط۪ينِۙ ٩٧

Vekul rabbi e’ûżu bike min hemezâti-şşeyâtîni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Rabbim! Şeytanların kışkırtmalarından Sana sığınırım."

Muhtasar Tefsir

وَاَعُوذُ بِكَ رَبِّ اَنْ يَحْضُرُونِ ٩٨

Ve e’ûżu bike rabbi en yahdurûni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Rabbim! Yanımda bulunmalarından da Sana sığınırım."

Muhtasar Tefsir

حَتّٰٓى اِذَا جَٓاءَ اَحَدَهُمُ الْمَوْتُ قَالَ رَبِّ ارْجِعُونِۙ ٩٩

Hattâ iżâ câe ehadehumu-lmevtu kâle rabbi-rci’ûni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlardan birine ölüm gelince: "Rabbim! Beni geri çevir, belki, yapmadan bıraktığımı tamamlar, iyi iş işlerim" der. Hayır; bu söylediği sadece kendi lafıdır. Tekrar diriltilecekleri güne kadar arkalarında geriye dönmekten onları alıkoyan bir engel vardır.

Muhtasar Tefsir

لَعَلّ۪ٓي اَعْمَلُ صَالِحًا ف۪يمَا تَرَكْتُ كَلَّاۜ اِنَّهَا كَلِمَةٌ هُوَ قَٓائِلُهَاۜ وَمِنْ وَرَٓائِهِمْ بَرْزَخٌ اِلٰى يَوْمِ يُبْعَثُونَ ١٠٠

Le’allî a’melu sâlihan fîmâ teraktuc kellâc innehâ kelimetun huve kâ-iluhâs vemin verâ-ihim berzeḣun ilâ yevmi yub’aśûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlardan birine ölüm gelince: "Rabbim! Beni geri çevir, belki, yapmadan bıraktığımı tamamlar, iyi iş işlerim" der. Hayır; bu söylediği sadece kendi lafıdır. Tekrar diriltilecekleri güne kadar arkalarında geriye dönmekten onları alıkoyan bir engel vardır.

Muhtasar Tefsir

فَاِذَا نُفِخَ فِي الصُّورِ فَلَٓا اَنْسَابَ بَيْنَهُمْ يَوْمَئِذٍ وَلَا يَتَسَٓاءَلُونَ ١٠١

Fe-iżâ nufiḣa fî-ssûri felâ ensâbe beynehum yevme-iżin velâ yetesâelûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sura üflendiği zaman, o gün, aralarındaki soy yakınlığı fayda vermez ve birbirlerine de birşey soramazlar.

Muhtasar Tefsir

فَمَنْ ثَقُلَتْ مَوَاز۪ينُهُ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ ١٠٢

Femen śekulet mevâzînuhu feulâ-ike humu-lmuflihûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Tartıları ağır gelenler, işte onlar kurtuluşa ermiş olanlardır.

Muhtasar Tefsir

وَمَنْ خَفَّتْ مَوَاز۪ينُهُ فَاُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ خَسِرُٓوا اَنْفُسَهُمْ ف۪ي جَهَنَّمَ خَالِدُونَۚ ١٠٣

Vemen ḣaffet mevâzînuhu feulâ-ike-lleżîne ḣasirû enfusehum fî cehenneme ḣâlidûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Tartıları hafif gelenler, işte onlar, kendilerine yazık edendir, cehennemde temellidirler.

Muhtasar Tefsir

تَلْفَحُ وُجُوهَهُمُ النَّارُ وَهُمْ ف۪يهَا كَالِحُونَ ١٠٤

Telfehu vucûhehumu-nnâru vehum fîhâ kâlihûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ateş onların yüzlerini yalar, dişleri sırıtıp kalır.

Muhtasar Tefsir

اَلَمْ تَكُنْ اٰيَات۪ي تُتْلٰى عَلَيْكُمْ فَكُنْتُمْ بِهَا تُكَذِّبُونَ ١٠٥

Elem tekun âyâtî tutlâ ‘aleykum fekuntum bihâ tukeżżibûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah: "Ayetlerim size okunurken onları yalanlıyordunuz değil mi?" der.

Muhtasar Tefsir

قَالُوا رَبَّنَا غَلَبَتْ عَلَيْنَا شِقْوَتُنَا وَكُنَّا قَوْمًا ضَٓالّ۪ينَ ١٠٦

Kâlû rabbenâ ġalebet ‘aleynâ şikvetunâ vekunnâ kavmen dâllîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şöyle derler: "Rabbimiz! Bizi bedbahtlığımız yenmişti; sapık bir millet olmuştuk."

Muhtasar Tefsir

رَبَّنَٓا اَخْرِجْنَا مِنْهَا فَاِنْ عُدْنَا فَاِنَّا ظَالِمُونَ ١٠٧

Rabbenâ aḣricnâ minhâ fe-in ‘udnâ fe-innâ zâlimûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Rabbimiz! Bizi buradan çıkar, tekrar günaha dönersek, doğrusu zulmetmiş oluruz."

Muhtasar Tefsir

قَالَ اخْسَؤُ۫ا ف۪يهَا وَلَا تُكَلِّمُونِ ١٠٨

Kâle-ḣseû fîhâ velâ tukellimûni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah: "Sinin orada! Benimle konuşmayın. Kullarımdan bir topluluk: "Rabbimiz! inandık, artık bizi bağışla, bize acı. Sen acıyanların en iyisisin" diyordu. Siz ise, onları alaya alıyordunuz. Bu yaptıklarınız size Beni anmayı unutturuyordu. Onlara hep gülüyordunuz. Sabretmelerine karşılık bugün onları mükafatlandırdım. Doğrusu onlar kurtulanlardır" der.

Muhtasar Tefsir

اِنَّهُ كَانَ فَر۪يقٌ مِنْ عِبَاد۪ي يَقُولُونَ رَبَّنَٓا اٰمَنَّا فَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا وَاَنْتَ خَيْرُ الرَّاحِم۪ينَۚ ١٠٩

İnnehu kâne ferîkun min ‘ibâdî yekûlûne rabbenâ âmennâ faġfir lenâ verhamnâ veente ḣayru-rrâhimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah: "Sinin orada! Benimle konuşmayın. Kullarımdan bir topluluk: "Rabbimiz! inandık, artık bizi bağışla, bize acı. Sen acıyanların en iyisisin" diyordu. Siz ise, onları alaya alıyordunuz. Bu yaptıklarınız size Beni anmayı unutturuyordu. Onlara hep gülüyordunuz. Sabretmelerine karşılık bugün onları mükafatlandırdım. Doğrusu onlar kurtulanlardır" der.

Muhtasar Tefsir

فَاتَّخَذْتُمُوهُمْ سِخْرِيًّا حَتّٰٓى اَنْسَوْكُمْ ذِكْر۪ي وَكُنْتُمْ مِنْهُمْ تَضْحَكُونَ ١١٠

Fetteḣażtumûhum siḣriyyen hattâ ensevkum żikrî vekuntum minhum tedhakûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah: "Sinin orada! Benimle konuşmayın. Kullarımdan bir topluluk: "Rabbimiz! inandık, artık bizi bağışla, bize acı. Sen acıyanların en iyisisin" diyordu. Siz ise, onları alaya alıyordunuz. Bu yaptıklarınız size Beni anmayı unutturuyordu. Onlara hep gülüyordunuz. Sabretmelerine karşılık bugün onları mükafatlandırdım. Doğrusu onlar kurtulanlardır" der.

Muhtasar Tefsir

اِنّ۪ي جَزَيْتُهُمُ الْيَوْمَ بِمَا صَبَرُٓواۙ اَنَّهُمْ هُمُ الْفَٓائِزُونَ ١١١

İnnî cezeytuhumu-lyevme bimâ saberû ennehum humu-lfâ-izûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah: "Sinin orada! Benimle konuşmayın. Kullarımdan bir topluluk: "Rabbimiz! inandık, artık bizi bağışla, bize acı. Sen acıyanların en iyisisin" diyordu. Siz ise, onları alaya alıyordunuz. Bu yaptıklarınız size Beni anmayı unutturuyordu. Onlara hep gülüyordunuz. Sabretmelerine karşılık bugün onları mükafatlandırdım. Doğrusu onlar kurtulanlardır" der.

Muhtasar Tefsir

قَالَ كَمْ لَبِثْتُمْ فِي الْاَرْضِ عَدَدَ سِن۪ينَ ١١٢

Kâle kem lebiśtum fî-l-ardi ‘adede sinîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah onlara yine: "Yeryüzünde kaç yıl kaldınız" der.

Muhtasar Tefsir

قَالُوا لَبِثْنَا يَوْمًا اَوْ بَعْضَ يَوْمٍ فَسْـَٔلِ الْعَٓادّ۪ينَ ١١٣

Kâlû lebiśnâ yevmen ev ba’da yevmin fes-eli-l’âddîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Bir gün veya daha az bir süre kaldık, sayanlara sor" derler.

Muhtasar Tefsir

قَالَ اِنْ لَبِثْتُمْ اِلَّا قَل۪يلًا لَوْ اَنَّكُمْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ ١١٤

Kâle in lebiśtum illâ kalîlâens lev ennekum kuntum ta’lemûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah' "Pek az kaldınız, keşke bilseydiniz! Sizi boşuna yarattığımızı ve Bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?" der.

Muhtasar Tefsir

اَفَحَسِبْتُمْ اَنَّمَا خَلَقْنَاكُمْ عَبَثًا وَاَنَّكُمْ اِلَيْنَا لَا تُرْجَعُونَ ١١٥

Efehasibtum ennemâ ḣaleknâkum ‘abeśen veennekum ileynâ lâ turce’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah' "Pek az kaldınız, keşke bilseydiniz! Sizi boşuna yarattığımızı ve Bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?" der.

Muhtasar Tefsir

فَتَعَالَى اللّٰهُ الْمَلِكُ الْحَقُّۚ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ رَبُّ الْعَرْشِ الْكَر۪يمِ ١١٦

Fete’âlaAllâhu-lmeliku-lhakkuc lâ ilâhe illâ huve rabbu-l’arşi-lkerîmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Gerçek hükümdar olan Allah yücedir. O'ndan başka tanrı yoktur. O, yüce arşın Rabbidir.

Muhtasar Tefsir

وَمَنْ يَدْعُ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهًا اٰخَرَۙ لَا بُرْهَانَ لَهُ بِه۪ۙ فَاِنَّمَا حِسَابُهُ عِنْدَ رَبِّه۪ۜ اِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الْكَافِرُونَ ١١٧

Vemen yed’u me’aAllâhi ilâhen âḣara lâ burhâne lehu bihi fe-innemâ hisâbuhu ‘inde rabbihic innehu lâ yuflihu-lkâfirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'la beraber, varlığına hiçbir delili olmadığı halde başka tanrıya tapanın hesabını Rabbi görecektir. İnkarcılar elbette kurtulamazlar.

Muhtasar Tefsir

وَقُلْ رَبِّ اغْفِرْ وَارْحَمْ وَاَنْتَ خَيْرُ الرَّاحِم۪ينَ ١١٨

Vekul rabbi-ġfir verham veente ḣayru-rrâhimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Rabbim! Bağışla, merhamet et, Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın."

Muhtasar Tefsir

Mü'minûn Sûresi hakkında

Âyet
118
İniş yeri
Mekke
İniş sırası
74.
Kelime
1.050
Harf
4.399
Cüz
18.
Sayfa
341
Mü'minun suresi kaç ayettir?

Mü'minûn Sûresi 118 âyettir.

Mü'minun suresi Mekki mi Medeni mi?

Mü'minûn Sûresi Mekke'de indirilmiş Mekkî bir sûredir.

Mü'minun suresi Kur'an'ın kaçıncı suresidir?

Mü'minûn Sûresi, mushaf sıralamasında 23. sûredir; iniş sırasına göre 74. sûredir.

Mü'minun suresi hangi cüzde ve kaçıncı sayfada?

Mü'minûn Sûresi 18. cüzde, mushafın 341. sayfasında başlar.

Surah Al-Mu'minun in English · Muminun surəsi · Moʻminun surasi

Meal & Görünüm

Arapça yazı

Gösterilecek mealler

Türkçe
Okunuş
Azərbaycanca
Қазақша
Oʻzbekcha
Тоҷикӣ
English

Ek bölümler

Okuma