Kur'an Sûresiالقرآن الكريم
سُورَةُ الفرقان

Furkân Sûresi

25. sûreMekkî77 âyetSayfa 358
MushafDinle / MP3Tefsir
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

تَبَارَكَ الَّذ۪ي نَزَّلَ الْفُرْقَانَ عَلٰى عَبْدِه۪ لِيَكُونَ لِلْعَالَم۪ينَ نَذ۪يرًاۙ ١

Tebârake-lleżî nezzele-lfurkâne ‘alâ ‘abdihi liyekûne lil’âlemîne neżîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Göklerin ve yerin hükümranlığı kendisinin olan, çocuk edinmeyen, hükümranlıkta ortağı bulunmayan, herşeyi yaratıp bir ölçüye göre düzenleyen ve dünyaları uyarmak üzere kuluna hakkı batıldan ayırdeden Kuran'ı indiren Allah yücelerin yücesidir.

Muhtasar Tefsir

اَلَّذ۪ي لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَلَمْ يَتَّخِذْ وَلَدًا وَلَمْ يَكُنْ لَهُ شَر۪يكٌ فِي الْمُلْكِ وَخَلَقَ كُلَّ شَيْءٍ فَقَدَّرَهُ تَقْد۪يرًا ٢

Elleżî lehu mulku-ssemâvâti vel-ardi velem yetteḣiż veleden velem yekun lehu şerîkun fî-lmulki veḣaleka kulle şey-in fekadderahu takdîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Göklerin ve yerin hükümranlığı kendisinin olan, çocuk edinmeyen, hükümranlıkta ortağı bulunmayan, herşeyi yaratıp bir ölçüye göre düzenleyen ve dünyaları uyarmak üzere kuluna hakkı batıldan ayırdeden Kuran'ı indiren Allah yücelerin yücesidir.

Muhtasar Tefsir

وَاتَّخَذُوا مِنْ دُونِه۪ٓ اٰلِهَةً لَا يَخْلُقُونَ شَيْـًٔا وَهُمْ يُخْلَقُونَ وَلَا يَمْلِكُونَ لِاَنْفُسِهِمْ ضَرًّا وَلَا نَفْعًا وَلَا يَمْلِكُونَ مَوْتًا وَلَا حَيٰوةً وَلَا نُشُورًا ٣

Vetteḣażû min dûnihi âliheten lâ yaḣlukûne şey-en vehum yuḣlekûne velâ yemlikûne li-enfusihim darran velâ nef’an velâ yemlikûne mevten velâ hayâten velâ nuşûrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kafirler, O'nu bırakıp, birşey yaratamayan, bilakis kendileri yaratılmış olan, kendilerine ne zarar ve ne de fayda verebilen; öldürmeye, diriltmeye ve ölümden sonra tekrar canlandırmaya güçleri yetmeyen tanrılar edindiler.

Muhtasar Tefsir

وَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اِنْ هٰذَٓا اِلَّٓا اِفْكٌۨ افْتَرٰيهُ وَاَعَانَهُ عَلَيْهِ قَوْمٌ اٰخَرُونَۚۛ فَقَدْ جَٓاؤُ۫ ظُلْمًا وَزُورًاۚۛ ٤

Vekâle-lleżîne keferû in hâżâ illâ ifkun-ifterâhu ve-e’ânehu ‘aleyhi kavmun âḣarûnes fekad câû zulmen vezûrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnkar edenler: "Bu Kuran uydurmadır, ona başka bir topluluk yardım etmiştir" diyerek haksız ve asılsız bir söz uydurdular.

Muhtasar Tefsir

وَقَالُٓوا اَسَاط۪يرُ الْاَوَّل۪ينَ اكْتَتَبَهَا فَهِيَ تُمْلٰى عَلَيْهِ بُكْرَةً وَاَص۪يلًا ٥

Ve kâlû esâtîru-l-evvelîne-ktetebehâ fehiye tumlâ ‘aleyhi bukraten ve asîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Kuran öncekilerin masallarıdır; başkalarına yazdırıp sabah akşam kendisine okunmaktadır" dediler.

Muhtasar Tefsir

قُلْ اَنْزَلَهُ الَّذ۪ي يَعْلَمُ السِّرَّ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ اِنَّهُ كَانَ غَفُورًا رَح۪يمًا ٦

Kul enzelehu-lleżî ya’lemu-ssirra fî-ssemâvâti vel-ardic innehu kâne ġafûran rahîmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Onu, göklerin ve yerin sırrını bilen indirmiştir. Şüphesiz O, bağışlayandır, merhamet edendir."

Muhtasar Tefsir

وَقَالُوا مَا لِ‌هٰذَا الرَّسُولِ يَأْكُلُ الطَّعَامَ وَيَمْش۪ي فِي الْاَسْوَاقِۜ لَوْلَٓا اُنْزِلَ اِلَيْهِ مَلَكٌ فَيَكُونَ مَعَهُ نَذ۪يرًاۙ ٧

Ve kâlû mâli hâżâ-rrasûli ye/kulu-tta’âme veyemşî fî-l-esvâkiﻻ levlâ unzile ileyhi melekun feyekûne me’ahu neżîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şöyle dediler: "Bu ne biçim peygamber ki yemek yer, sokaklarda gezer? Ona, beraberinde bulunup uyaran bir melek indirilseydi ya! Yahut, kendisine bir hazine verilseydi, veya besleneceği bir bahçe olsaydı ya!" Bu zalimler, inananlara: "Siz sadece büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz" dediler.

Muhtasar Tefsir

اَوْ يُلْقٰٓى اِلَيْهِ كَنْزٌ اَوْ تَكُونُ لَهُ جَنَّةٌ يَأْكُلُ مِنْهَاۜ وَقَالَ الظَّالِمُونَ اِنْ تَتَّبِعُونَ اِلَّا رَجُلًا مَسْحُورًا ٨

Ev yulkâ ileyhi kenzun ev tekûnu lehu cennetun ye/kulu minhâc vekâle-zzâlimûne in tettebi’ûne illâ raculen meshûrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şöyle dediler: "Bu ne biçim peygamber ki yemek yer, sokaklarda gezer? Ona, beraberinde bulunup uyaran bir melek indirilseydi ya! Yahut, kendisine bir hazine verilseydi, veya besleneceği bir bahçe olsaydı ya!" Bu zalimler, inananlara: "Siz sadece büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz" dediler.

Muhtasar Tefsir

اُنْظُرْ كَيْفَ ضَرَبُوا لَكَ الْاَمْثَالَ فَضَلُّوا فَلَا يَسْتَط۪يعُونَ سَب۪يلًا۟ ٩

Unzur keyfe darabû leke-l-emśâle fedallû felâ yestatî’ûne sebîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sana nasıl misaller getirdiklerine bir bak! Onlar sapmışlardır, yol bulamazlar.

Muhtasar Tefsir

تَبَارَكَ الَّذ۪ٓي اِنْ شَٓاءَ جَعَلَ لَكَ خَيْرًا مِنْ ذٰلِكَ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۙ وَيَجْعَلْ لَكَ قُصُورًا ١٠

Tebârake-lleżî in şâe ce’ale leke ḣayran min żâlike cennâtin tecrî min tahtihâ-l-enhâru veyec’al leke kusûrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Dilerse sana, bunlardan daha iyi olan, içlerinden ırmaklar akan cennetler verebilen ve köşkler kurabilen Allah yücelerin yücesidir.

Muhtasar Tefsir

بَلْ كَذَّبُوا بِالسَّاعَةِ وَاَعْتَدْنَا لِمَنْ كَذَّبَ بِالسَّاعَةِ سَع۪يرًاۚ ١١

Bel keżżebû bi-ssâ’atis vea’tednâ limen keżżebe bi-ssâ’ati se’îrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Zaten onlar, kıyamet saatini de yalanladılar. O saatin geleceğini yalanlayanlara çılgın alevli bir ateş hazırlamışızdır.

Muhtasar Tefsir

اِذَا رَاَتْهُمْ مِنْ مَكَانٍ بَع۪يدٍ سَمِعُوا لَهَا تَغَيُّظًا وَزَف۪يرًا ١٢

İżâ raet-hum min mekânin ba’îdin semi’û lehâ teġayyuzan vezefîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bu ateş, onlara uzak bir yerden gözükünce, onun kaynamasını ve uğultusunu işitirler.

Muhtasar Tefsir

وَاِذَٓا اُلْقُوا مِنْهَا مَكَانًا ضَيِّقًا مُقَرَّن۪ينَ دَعَوْا هُنَالِكَ ثُبُورًاۜ ١٣

Ve-iżâ ulkû minhâ mekânen dayyikan mukarranîne de’av hunâlike śubûrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Elleri boyunlarına bağlanarak, dar bir yerden atıldıkları zaman, orada, yok olup gitmeyi isterler.

Muhtasar Tefsir

لَا تَدْعُوا الْيَوْمَ ثُبُورًا وَاحِدًا وَادْعُوا ثُبُورًا كَث۪يرًا ١٤

Lâ ted’û-lyevme śubûran vâhiden ved’û śubûran keśîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Bir kere yok olmayı değil, birçok defa yok olmayı isteyin" denir.

Muhtasar Tefsir

قُلْ اَذٰلِكَ خَيْرٌ اَمْ جَنَّةُ الْخُلْدِ الَّت۪ي وُعِدَ الْمُتَّقُونَۜ كَانَتْ لَهُمْ جَزَٓاءً وَمَص۪يرًا ١٥

Kul eżâlike ḣayrun em cennetu-lḣuldi-lletî vu’ide-lmuttekûnec kânet lehum cezâen ve masîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Bu mu iyidir, yoksa Allah'a karşı gelmekten sakınanlara mükafat ve gidilecek yer olarak söz verilen ebedi cennet mi daha iyidir?"

Muhtasar Tefsir

لَهُمْ ف۪يهَا مَا يَشَٓاؤُ۫نَ خَالِد۪ينَۜ كَانَ عَلٰى رَبِّكَ وَعْدًا مَسْؤُ۫لًا ١٦

Lehum fîhâ mâ yeşâûne ḣâlidînec kâne ‘alâ rabbike va’den mes-ûlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Temelli kalacakları cennette diledikleri şeyleri bulurlar. Bu, Rabbinin yerine getirilmesi istenen bir vaadidir.

Muhtasar Tefsir

وَيَوْمَ يَحْشُرُهُمْ وَمَا يَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ فَيَقُولُ ءَاَنْتُمْ اَضْلَلْتُمْ عِبَاد۪ي هٰٓؤُ۬لَٓاءِ اَمْ هُمْ ضَلُّوا السَّب۪يلَۜ ١٧

Veyevme yahşuruhum vemâ ya’budûne min dûniAllâhi feyekûlu eentum adleltum ‘ibâdî hâulâ-i em hum dallû-ssebîle

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O gün Rabbin onları ve Allah'ı bırakıp da taptıkları şeyleri toplar ve: "Bu kullarımı siz mi saptırdınız, yoksa kendi kendilerine mi yoldan saptılar?" der.

Muhtasar Tefsir

قَالُوا سُبْحَانَكَ مَا كَانَ يَنْبَغ۪ي لَنَٓا اَنْ نَتَّخِذَ مِنْ دُونِكَ مِنْ اَوْلِيَٓاءَ وَلٰكِنْ مَتَّعْتَهُمْ وَاٰبَٓاءَهُمْ حَتّٰى نَسُوا الذِّكْرَۚ وَكَانُوا قَوْمًا بُورًا ١٨

Kâlû subhâneke mâ kâne yenbeġî lenâ en netteḣiże min dûnike min evliyâe velâkin metta’tehum veâbâehum hattâ nesû-żżikra vekânû kavmen bûrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar: "Haşa; Seni bırakıp başka dostlar edinmek bize yaraşmaz; fakat Sen onlara ve babalarına nimetler verdin de sonunda Seni anmayı unuttular ve helaki hak eden bir millet oldular" derler.

Muhtasar Tefsir

فَقَدْ كَذَّبُوكُمْ بِمَا تَقُولُونَۙ فَمَا تَسْتَط۪يعُونَ صَرْفًا وَلَا نَصْرًاۚ وَمَنْ يَظْلِمْ مِنْكُمْ نُذِقْهُ عَذَابًا كَب۪يرًا ١٩

Fekad keżżebûkum bimâ tekûlûne femâ testatî’ûne sarfen velâ nasrâanc vemen yazlim minkum nużikhu ‘ażâben kebîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Söylediklerinizde sizi yalancı çıkardılar, artık kendinizden azabı çeviremez, yardım da göremezsiniz. Zulmedenlerinize büyük bir azap tattıracağız" denir.

Muhtasar Tefsir

وَمَٓا اَرْسَلْنَا قَبْلَكَ مِنَ الْمُرْسَل۪ينَ اِلَّٓا اِنَّهُمْ لَيَأْكُلُونَ الطَّعَامَ وَيَمْشُونَ فِي الْاَسْوَاقِۜ وَجَعَلْنَا بَعْضَكُمْ لِبَعْضٍ فِتْنَةًۜ اَتَصْبِرُونَۚ وَكَانَ رَبُّكَ بَص۪يرًا۟ ٢٠

Vemâ erselnâ kableke mine-lmurselîne illâ innehum leye/kulûne-tta’âme veyemşûne fî-l-esvâkik vece’alnâ ba’dakum liba’din fitneten etasbirûnek vekâne rabbuke basîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberler de, şüphesiz, yemek yerler, sokaklarda gezerlerdi. Ey insanlar! Sabreder misiniz diye sizi birbirinizle sınarız. Rabbin her şeyi görür.

Muhtasar Tefsir

وَقَالَ الَّذ۪ينَ لَا يَرْجُونَ لِقَٓاءَنَا لَوْلَٓا اُنْزِلَ عَلَيْنَا الْمَلٰٓئِكَةُ اَوْ نَرٰى رَبَّنَاۜ لَقَدِ اسْتَكْبَرُوا ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ وَعَتَوْ عُتُوًّا كَب۪يرًا ٢١

Vekâle-lleżîne lâ yercûne likâenâ levlâ unzile ‘aleynâ-lmelâ-iketu ev nerâ rabbenâk lekadi-stekberû fî enfusihim ve’atev ‘utuvven kebîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bizimle karşılaşmayı ummayanlar: "Bize ya melekler indirilmeli, ya da Rabbimiz'i görmeliyiz" derler. And olsun ki kendi kendilerine büyüklenmişler, azgınlıkta pek ileri gitmişlerdir.

Muhtasar Tefsir

يَوْمَ يَرَوْنَ الْمَلٰٓئِكَةَ لَا بُشْرٰى يَوْمَئِذٍ لِلْمُجْرِم۪ينَ وَيَقُولُونَ حِجْرًا مَحْجُورًا ٢٢

Yevme yeravne-lmelâ-ikete lâ buşrâ yevme-iżin lilmucrimîne veyekûlûne hicran mahcûrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Melekleri gördükleri gün, işte o gün, suçlulara iyi haber yoktur. Melekler: "İyi haber size yasaktır, yasak!" derler.

Muhtasar Tefsir

وَقَدِمْنَٓا اِلٰى مَا عَمِلُوا مِنْ عَمَلٍ فَجَعَلْنَاهُ هَبَٓاءً مَنْثُورًا ٢٣

Vekadimnâ ilâ mâ ‘amilû min ‘amelin fece’alnâhu hebâen menśûrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yaptıkları her işi ele alır, onu toz duman ederiz.

Muhtasar Tefsir

اَصْحَابُ الْجَنَّةِ يَوْمَئِذٍ خَيْرٌ مُسْتَقَرًّا وَاَحْسَنُ مَق۪يلًا ٢٤

Ashâbu-lcenneti yevme-iżin ḣayrun mustekarran veahsenu mekîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O gün, cennetliklerin kalacağı yer çok iyi, dinlenecekleri yer çok güzeldir.

Muhtasar Tefsir

وَيَوْمَ تَشَقَّقُ السَّمَٓاءُ بِالْغَمَامِ وَنُزِّلَ الْمَلٰٓئِكَةُ تَنْز۪يلًا ٢٥

Veyevme teşakkaku-ssemâu bilġamâmi venuzzile-lmelâ-iketu tenzîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O gün, gök beyaz bulutlar halinde parçalanacak ve melekler bölük bölük indirilecektir.

Muhtasar Tefsir

اَلْمُلْكُ يَوْمَئِذٍۨ الْحَقُّ لِلرَّحْمٰنِۜ وَكَانَ يَوْمًا عَلَى الْكَافِر۪ينَ عَس۪يرًا ٢٦

Elmulku yevme-iżini-lhakku lirrahmânic vekâne yevmen ‘alâ-lkâfirîne ‘asîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O gün gerçek hükümdarlık Rahman'ındır. İnkarcılar için yaman bir gündür.

Muhtasar Tefsir

وَيَوْمَ يَعَضُّ الظَّالِمُ عَلٰى يَدَيْهِ يَقُولُ يَا لَيْتَن۪ي اتَّخَذْتُ مَعَ الرَّسُولِ سَب۪يلًا ٢٧

Veyevme ye’addu-zzâlimu ‘alâ yedeyhi yekûlu yâ leytenî-tteḣażtu me’a-rrasûli sebîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O gün, zalim kimse ellerini ısırıp: "Keşke Peygamberle beraber bir yol tutsaydım, vay başıma gelene; keşke falancayı dost edinmeseydim. And olsun ki beni, bana gelen Kuran'dan o saptırdı. Şeytan insanı yalnız ve yardımcısız bırakıyor" der.

Muhtasar Tefsir

يَا وَيْلَتٰى لَيْتَن۪ي لَمْ اَتَّخِذْ فُلَانًا خَل۪يلًا ٢٨

Yâ veyletâ leytenî lem etteḣiż fulânen ḣalîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O gün, zalim kimse ellerini ısırıp: "Keşke Peygamberle beraber bir yol tutsaydım, vay başıma gelene; keşke falancayı dost edinmeseydim. And olsun ki beni, bana gelen Kuran'dan o saptırdı. Şeytan insanı yalnız ve yardımcısız bırakıyor" der.

Muhtasar Tefsir

لَقَدْ اَضَلَّن۪ي عَنِ الذِّكْرِ بَعْدَ اِذْ جَٓاءَن۪يۜ وَكَانَ الشَّيْطَانُ لِلْاِنْسَانِ خَذُولًا ٢٩

Lekad edallenî ‘ani-żżikri ba’de iż câenîk vekâne-şşeytânu lil-insâni ḣażûlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O gün, zalim kimse ellerini ısırıp: "Keşke Peygamberle beraber bir yol tutsaydım, vay başıma gelene; keşke falancayı dost edinmeseydim. And olsun ki beni, bana gelen Kuran'dan o saptırdı. Şeytan insanı yalnız ve yardımcısız bırakıyor" der.

Muhtasar Tefsir

وَقَالَ الرَّسُولُ يَا رَبِّ اِنَّ قَوْمِي اتَّخَذُوا هٰذَا الْقُرْاٰنَ مَهْجُورًا ٣٠

Vekâle-rrasûlu yâ rabbi inne kavmî-tteḣażû hâżâ-lkur-âne mehcûrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Peygamber: "Ey Rabbim! Doğrusu milletim bu Kuran'ı terketmişti" der.

Muhtasar Tefsir

وَكَذٰلِكَ جَعَلْنَا لِكُلِّ نَبِيٍّ عَدُوًّا مِنَ الْمُجْرِم۪ينَۜ وَكَفٰى بِرَبِّكَ هَادِيًا وَنَص۪يرًا ٣١

Vekeżâlike ce’alnâ likulli nebiyyin ‘aduvven mine-lmucrimînek vekefâ birabbike hâdiyen venasîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Her peygamber için, böylece suçlulardan bir düşman ortaya koyarız. Doğruyu gösterici ve yardımcı olarak, Rabbin yeter.

Muhtasar Tefsir

وَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَوْلَا نُزِّلَ عَلَيْهِ الْقُرْاٰنُ جُمْلَةً وَاحِدَةًۚ كَذٰلِكَ لِنُثَبِّتَ بِه۪ فُؤٰادَكَ وَرَتَّلْنَاهُ تَرْت۪يلًا ٣٢

Vekâle-lleżîne keferû levlâ nuzzile ‘aleyhi-lkur-ânu cumleten vâhidetenc keżâlike linuśebbite bihi fu-âdeke ve rattelnâhu tertîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnkar edenler: "Kuran ona bir defada indirilmeliydi" derler. Oysa Biz onu böylece senin kalbine yerleştirmek için azar azar indirir ve onu ağır ağır okuruz.

Muhtasar Tefsir

وَلَا يَأْتُونَكَ بِمَثَلٍ اِلَّا جِئْنَاكَ بِالْحَقِّ وَاَحْسَنَ تَفْس۪يرًاۜ ٣٣

Velâ ye/tûneke bimeśelin illâ ci/nâke bilhakki veahsene tefsîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sana bir misal vermezler ki, Biz onun gerçeğini ve en iyi anlaşılanını sana vermemiş olalım.

Muhtasar Tefsir

اَلَّذ۪ينَ يُحْشَرُونَ عَلٰى وُجُوهِهِمْ اِلٰى جَهَنَّمَۙ اُو۬لٰٓئِكَ شَرٌّ مَكَانًا وَاَضَلُّ سَب۪يلًا۟ ٣٤

Elleżîne yuhşerûne ‘alâ vucûhihim ilâ cehenneme ulâ-ike şerrun mekânen ve edallu sebîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Cehennemde yüzü koyun toplanacak olanlar, işte onların yerleri en kötü ve yolları da en sapıktır.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ اٰتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ وَجَعَلْنَا مَعَهُٓ اَخَاهُ هٰرُونَ وَز۪يرًاۚ ٣٥

Velekad âteynâ mûsâ-lkitâbe vece’alnâ me’ahu eḣâhu hârûne vezîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki Musa'ya Kitap verdik, kardeşi Harun'u da kendisine vezir yaptık.

Muhtasar Tefsir

فَقُلْنَا اذْهَبَٓا اِلَى الْقَوْمِ الَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَاۜ فَدَمَّرْنَاهُمْ تَدْم۪يرًاۜ ٣٦

Fekulnâ-żhebâ ilâ-lkavmi-lleżîne keżżebû bi-âyâtinâ fedemmernâhum tedmîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Ayetlerimizi yalanlayan millete gidin" dedik. Sonunda o milleti yerle bir ettik.

Muhtasar Tefsir

وَقَوْمَ نُوحٍ لَمَّا كَذَّبُوا الرُّسُلَ اَغْرَقْنَاهُمْ وَجَعَلْنَاهُمْ لِلنَّاسِ اٰيَةًۜ وَاَعْتَدْنَا لِلظَّالِم۪ينَ عَذَابًا اَل۪يمًاۚ ٣٧

Vekavme nûhin lemmâ keżżebû-rrusule aġraknâhum vece’alnâhum linnâsi âyetens vea’tednâ lizzâlimîne ‘ażâben elîmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Nuh milletini de, peygamberleri yalanladıkları zaman suda boğduk ve kendilerini insanlar için bir ibret kıldık. Zalimlere can yakıcı azap hazırlamışızdır.

Muhtasar Tefsir

وَعَادًا وَثَمُودَا۬ وَاَصْحَابَ الرَّسِّ وَقُرُونًا بَيْنَ ذٰلِكَ كَث۪يرًا ٣٨

Ve ’âden ve śemûde ve ashâbe-rrassi vekurûnen beyne żâlike keśîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ad, Semud milletleri ile Ress'lileri ve bunların arasında birçok nesilleri de yerle bir ettik.

Muhtasar Tefsir

وَكُلًّا ضَرَبْنَا لَهُ الْاَمْثَالَۘ وَكُلًّا تَبَّرْنَا تَتْب۪يرًا ٣٩

Vekullen darabnâ lehu-l-emśâles vekullen tebbernâ tetbîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Her birine misaller vermiştik ama, dinlemedikleri için hepsini kırdık geçirdik.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ اَتَوْا عَلَى الْقَرْيَةِ الَّت۪ٓي اُمْطِرَتْ مَطَرَ السَّوْءِۜ اَفَلَمْ يَكُونُوا يَرَوْنَهَاۚ بَلْ كَانُوا لَا يَرْجُونَ نُشُورًا ٤٠

Velekad etev ‘alâ-lkaryeti-lletî umtirat metara-ssev-/ic efelem yekûnû yeravnehâc bel kânû lâ yercûne nuşûrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bu putperestler and olsun ki, bela yağmuruna tutulmuş olan kasabaya uğramışlardı. Onu görmediler mi? Hayır; tekrar dirilmeyi ummuyorlardı.

Muhtasar Tefsir

وَاِذَا رَاَوْكَ اِنْ يَتَّخِذُونَكَ اِلَّا هُزُوًاۜ اَهٰذَا الَّذ۪ي بَعَثَ اللّٰهُ رَسُولًا ٤١

Ve-iżâ raevke in yetteḣiżûneke illâ huzuven ehâżâ-lleżî be’aśaAllâhu rasûlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Seni gördükleri zaman, "Allah'ın gönderdiği elçi bu mudur?" diye alaya almaktan başka birşey yapmazlar.

Muhtasar Tefsir

اِنْ كَادَ لَيُضِلُّنَا عَنْ اٰلِهَتِنَا لَوْلَٓا اَنْ صَبَرْنَا عَلَيْهَاۜ وَسَوْفَ يَعْلَمُونَ ح۪ينَ يَرَوْنَ الْعَذَابَ مَنْ اَضَلُّ سَب۪يلًا ٤٢

İn kâde leyudillunâ ‘an âlihetinâ levlâ en sabernâ ‘aleyhâc vesevfe ya’lemûne hîne yeravne-l’ażâbe men edallu sebîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Tanrılarımız üzerinde direnmeseydik, doğrusu neredeyse bizi onlardan uzaklaştıracaktı" derler. Azabı gördükleri zaman, kimin yolunun sapık olduğunu bileceklerdir.

Muhtasar Tefsir

اَرَاَيْتَ مَنِ اتَّخَذَ اِلٰهَهُ هَوٰيهُۜ اَفَاَنْتَ تَكُونُ عَلَيْهِ وَك۪يلًاۙ ٤٣

Eraeyte meni-tteḣaże ilâhehu hevâhu efeente tekûnu ‘aleyhi vekîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hevesini kendine tanrı edineni gördün mü? Ona sen mi vekil olacaksın?

Muhtasar Tefsir

اَمْ تَحْسَبُ اَنَّ اَكْثَرَهُمْ يَسْمَعُونَ اَوْ يَعْقِلُونَۜ اِنْ هُمْ اِلَّا كَالْاَنْعَامِ بَلْ هُمْ اَضَلُّ سَب۪يلًا۟ ٤٤

Em tahsebu enne ekśerahum yesme’ûne ev ya’kilûnec in hum illâ kel-en’âmis bel hum edallu sebîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yoksa çoklarının söz dinlediklerini veya aklettiklerini mi sanırsın? Onlar şüphesiz davarlar gibidir, belki daha da sapık yolludurlar.

Muhtasar Tefsir

اَلَمْ تَرَ اِلٰى رَبِّكَ كَيْفَ مَدَّ الظِّلَّۚ وَلَوْ شَٓاءَ لَجَعَلَهُ سَاكِنًاۚ ثُمَّ جَعَلْنَا الشَّمْسَ عَلَيْهِ دَل۪يلًاۙ ٤٥

Elem tera ilâ rabbike keyfe medde-zzille velev şâe lece’alehu sâkinen śümme ce’alnâ-şşemse ‘aleyhi delîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmez misin? İsteseydi onu durdururdu. Sonra Biz güneşi, ona delil kılıp yavaş yavaş kendimize çekmişizdir.

Muhtasar Tefsir

ثُمَّ قَبَضْنَاهُ اِلَيْنَا قَبْضًا يَس۪يرًا ٤٦

Śumme kabednâhu ileynâ kabdan yesîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmez misin? İsteseydi onu durdururdu. Sonra Biz güneşi, ona delil kılıp yavaş yavaş kendimize çekmişizdir.

Muhtasar Tefsir

وَهُوَ الَّذ۪ي جَعَلَ لَكُمُ الَّيْلَ لِبَاسًا وَالنَّوْمَ سُبَاتًا وَجَعَلَ النَّهَارَ نُشُورًا ٤٧

Vehuve-lleżî ce’ale lekumu-lleyle libâsen ve-nnevme subâten vece’ale-nnehâra nuşûrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Size geceyi örtü, uykuyu rahatlık kılan, gündüzü çalışma zamanı yapan Allah'tır.

Muhtasar Tefsir

وَهُوَ الَّذ۪ٓي اَرْسَلَ الرِّيَاحَ بُشْرًا بَيْنَ يَدَيْ رَحْمَتِه۪ۚ وَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً طَهُورًاۙ ٤٨

Vehuve-lleżî ersele-rriyâha buşran beyne yedey rahmetihic veenzelnâ mine-ssemâ-i mâen tahûrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rüzgarları rahmetinin önünde müjdeci gönderen O'dur. Ölü bir yeri diriltmek ve yarattığımız nice hayvan ve insanları sulamak için gökten tertemiz su indirmişizdir.

Muhtasar Tefsir

لِنُحْيِيَ بِه۪ بَلْدَةً مَيْتًا وَنُسْقِيَهُ مِمَّا خَلَقْنَٓا اَنْعَامًا وَاَنَاسِيَّ كَث۪يرًا ٤٩

Linuhyiye bihi beldeten meyten venuskiyehu mimmâ ḣalaknâ en’âmen ve enâsiyye keśîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rüzgarları rahmetinin önünde müjdeci gönderen O'dur. Ölü bir yeri diriltmek ve yarattığımız nice hayvan ve insanları sulamak için gökten tertemiz su indirmişizdir.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ صَرَّفْنَاهُ بَيْنَهُمْ لِيَذَّكَّرُواۘ فَاَبٰٓى اَكْثَرُ النَّاسِ اِلَّا كُفُورًا ٥٠

Velekad sarrafnâhu beynehum liyeżżekkerû feebâ ekśeru-nnâsi illâ kufûrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki öğüt almaları için ülkeler arasında yer yer türlü türlü yağmur yağdırmışızdır. Buna rağmen insanların çoğu nankörlükte direnmiştir.

Muhtasar Tefsir

وَلَوْ شِئْنَا لَبَعَثْنَا ف۪ي كُلِّ قَرْيَةٍ نَذ۪يرًاۘ ٥١

Velev şi/nâ lebe’aśnâ fî kulli karyetin neżîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Dileseydik, her kente bir uyarıcı gönderirdik.

Muhtasar Tefsir

فَلَا تُطِعِ الْكَافِر۪ينَ وَجَاهِدْهُمْ بِه۪ جِهَادًا كَب۪يرًا ٥٢

Felâ tuti’i-lkâfirîne vecâhidhum bihi cihâden kebîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sen, inkarcılara uyma, onlara karşı olanca gücünle mücadele et.

Muhtasar Tefsir

وَهُوَ الَّذ۪ي مَرَجَ الْبَحْرَيْنِ هٰذَا عَذْبٌ فُرَاتٌ وَهٰذَا مِلْحٌ اُجَاجٌۚ وَجَعَلَ بَيْنَهُمَا بَرْزَخًا وَحِجْرًا مَحْجُورًا ٥٣

Vehuve-lleżî merace-lbahrayni hâżâ ‘ażbun furâtun vehâżâ milhun ucâcun vece’ale beynehumâ berzeḣan vehicran mahcûrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Birinin suyu tatlı ve kolay içimli, diğerininki tuzlu ve acı olan iki denizi salıverip aralarına da, karışmalarına engel olan bir sınır koyan Allah'tır.

Muhtasar Tefsir

وَهُوَ الَّذ۪ي خَلَقَ مِنَ الْمَٓاءِ بَشَرًا فَجَعَلَهُ نَسَبًا وَصِهْرًاۜ وَكَانَ رَبُّكَ قَد۪يرًا ٥٤

Vehuve-lleżî ḣaleka mine-lmâ-i beşeran fece’alehu neseben ve sihrâank vekâne rabbuke kadîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnsanı sudan yaratarak, ona soy sop veren O'dur. Rabbin herşeye Kadir'dir.

Muhtasar Tefsir

وَيَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مَا لَا يَنْفَعُهُمْ وَلَا يَضُرُّهُمْۜ وَكَانَ الْكَافِرُ عَلٰى رَبِّه۪ ظَه۪يرًا ٥٥

Veya’budûne min dûniAllâhi mâ lâ yenfe’uhum velâ yedurruhumk vekâne-lkâfiru ‘alâ rabbihi zahîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'ı bırakıp, kendilerine fayda da zarar da veremeyen şeylere kulluk ederler. İnkar eden, Rabbine karşı gelenin (şeytanın) yardımcısıdır.

Muhtasar Tefsir

وَمَٓا اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا مُبَشِّرًا وَنَذ۪يرًا ٥٦

Vemâ erselnâke illâ mubeşşiran veneżîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Biz seni sadece müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.

Muhtasar Tefsir

قُلْ مَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍ اِلَّا مَنْ شَٓاءَ اَنْ يَتَّخِذَ اِلٰى رَبِّه۪ سَب۪يلًا ٥٧

Kul mâ es-elukum ‘aleyhi min ecrin illâ men şâe en yetteḣiże ilâ rabbihi sebîlân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Ben buna karşı sizden bir ücret değil, ancak, Rabbine doğru bir yol tutmak dileyen kimseler olmanızı istiyorum."

Muhtasar Tefsir

وَتَوَكَّلْ عَلَى الْحَيِّ الَّذ۪ي لَا يَمُوتُ وَسَبِّحْ بِحَمْدِه۪ۜ وَكَفٰى بِه۪ بِذُنُوبِ عِبَادِه۪ خَب۪يرًاۚۛ ٥٨

Vetevekkel ‘alâ-lhayyi-lleżî lâ yemûtu vesebbih bihamdihic vekefâ bihi biżunûbi ‘ibâdihi ḣabîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ölümsüz, diri olan Allah'a güven, O'nu överek tesbih et. Kullarının günahlarından haberdar olarak kendisi yeter.

Muhtasar Tefsir

اَلَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا ف۪ي سِتَّةِ اَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِۚۛ اَلرَّحْمٰنُ فَسْـَٔلْ بِه۪ خَب۪يرًا ٥٩

Elleżî ḣaleka-ssemâvâti vel-arda vemâ beynehumâ fî sitteti eyyâmin śümme-stevâ ‘alâ-l’arşic errahmânu fes-el bihi ḣabîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde yaratan sonra da arşa hükmeden Rahman'dır. Bunu bir bilene sor.

Muhtasar Tefsir

وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمُ اسْجُدُوا لِلرَّحْمٰنِ قَالُوا وَمَا الرَّحْمٰنُۗ اَنَسْجُدُ لِمَا تَأْمُرُنَا وَزَادَهُمْ نُفُورًا۟ ۩ ٦٠ ۩

Ve-iżâ kîle lehumu-scudû lirrahmâni kâlû vemâ-rrahmânu enescudu limâ te/murunâ vezâdehum nufûrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlara: "Rahman'a secdeye varın" dendiği zaman "Rahman da nedir? Emrettiğine mi secdeye varacağız?" derler. Bu, onların nefretini artırır.

Muhtasar Tefsir

تَبَارَكَ الَّذ۪ي جَعَلَ فِي السَّمَٓاءِ بُرُوجًا وَجَعَلَ ف۪يهَا سِرَاجًا وَقَمَرًا مُن۪يرًا ٦١

Tebârake-lleżî ce’ale fî-ssemâ-i burûcen vece’ale fîhâ sirâcen vekameran munîrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Gökte burçlar vareden, orada ışık saçan güneş ve aydınlatan ayı yaratan Allah, yücelerin yücesidir.

Muhtasar Tefsir

وَهُوَ الَّذ۪ي جَعَلَ الَّيْلَ وَالنَّهَارَ خِلْفَةً لِمَنْ اَرَادَ اَنْ يَذَّكَّرَ اَوْ اَرَادَ شُكُورًا ٦٢

Vehuve-lleżî ce’ale-lleyle ve-nnehâra ḣilfeten limen erâde en yeżżekkera ev erâde şukûrân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İbret almak veya şükretmek dileyen kimseler için gece ile gündüzü birbiri ardınca getiren O'dur.

Muhtasar Tefsir

وَعِبَادُ الرَّحْمٰنِ الَّذ۪ينَ يَمْشُونَ عَلَى الْاَرْضِ هَوْنًا وَاِذَا خَاطَبَهُمُ الْجَاهِلُونَ قَالُوا سَلَامًا ٦٣

Ve’ibâdu-rrahmâni-lleżîne yemşûne ‘alâ-l-ardi hevnen ve-iżâ ḣâtabehumu-lcâhilûne kâlû selâmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rahman'ın kulları yeryüzünde mütevazı yürürler. Bilgisizler kendilerine takıldıkları zaman onlara güzel ve yumuşak söz söylerler.

Muhtasar Tefsir

وَالَّذ۪ينَ يَب۪يتُونَ لِرَبِّهِمْ سُجَّدًا وَقِيَامًا ٦٤

Velleżîne yebîtûne lirabbihim succeden vekiyâmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar, gecelerini Rableri için kıyama durarak ve secdeye vararak geçirirler.

Muhtasar Tefsir

وَالَّذ۪ينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا اصْرِفْ عَنَّا عَذَابَ جَهَنَّمَۗ اِنَّ عَذَابَهَا كَانَ غَرَامًاۗ ٦٥

Velleżîne yekûlûne rabbenâ-srif ‘annâ ‘ażâbe cehennemes inne ‘ażâbehâ kâne ġarâmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar, "Rabbimiz! Bizden cehennem azabını uzaklaştır; doğrusu onun azabı sürekli ve acıdır. Orası şüphesiz kötü bir yer ve kötü bir duraktır" derler.

Muhtasar Tefsir

اِنَّهَا سَٓاءَتْ مُسْتَقَرًّا وَمُقَامًا ٦٦

İnnehâ sâet mustekarran vemukâmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar, "Rabbimiz! Bizden cehennem azabını uzaklaştır; doğrusu onun azabı sürekli ve acıdır. Orası şüphesiz kötü bir yer ve kötü bir duraktır" derler.

Muhtasar Tefsir

وَالَّذ۪ينَ اِذَٓا اَنْفَقُوا لَمْ يُسْرِفُوا وَلَمْ يَقْتُرُوا وَكَانَ بَيْنَ ذٰلِكَ قَوَامًا ٦٧

Velleżîne iżâ enfekû lem yusrifû velem yakturû vekâne beyne żâlike kavâmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar, sarfettikleri zaman ne israf ederler ne de cimrilik, ikisi arasında orta bir yol tutarlar.

Muhtasar Tefsir

وَالَّذ۪ينَ لَا يَدْعُونَ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهًا اٰخَرَ وَلَا يَقْتُلُونَ النَّفْسَ الَّت۪ي حَرَّمَ اللّٰهُ اِلَّا بِالْحَقِّ وَلَا يَزْنُونَۚ وَمَنْ يَفْعَلْ ذٰلِكَ يَلْقَ اَثَامًاۙ ٦٨

Velleżîne lâ yed’ûne me’aAllâhi ilâhen âḣara velâ yaktulûne-nnefse-lletî harramaAllâhu illâ bilhakki velâ yeznûnec vemen yef’al żâlike yelka eśâmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar, Allah'ın yanında başka tanrı tutup ona yalvarmazlar. Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar. Zina etmezler. Bunları yapan günaha girmiş olur.

Muhtasar Tefsir

يُضَاعَفْ لَهُ الْعَذَابُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ وَيَخْلُدْ ف۪يه۪ مُهَانًاۗ ٦٩

Yudâ’af lehu-l’ażâbu yevme-lkiyâmeti veyaḣlud fîhi muhânân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kıyamet günü azabı kat kat olur, orada, alçaltılarak temelli kalır.

Muhtasar Tefsir

اِلَّا مَنْ تَابَ وَاٰمَنَ وَعَمِلَ عَمَلًا صَالِحًا فَاُو۬لٰٓئِكَ يُبَدِّلُ اللّٰهُ سَيِّـَٔاتِهِمْ حَسَنَاتٍۜ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُورًا رَح۪يمًا ٧٠

İllâ men tâbe ve âmene ve’amile ‘amelen sâlihan feulâ-ike yubeddiluAllâhu seyyi-âtihim hasenâtink vekânaAllâhu ġafûran rahîmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ancak tevbe eden, inanıp yararlı iş işleyenlerin, işte Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah bağışlar ve merhamet eder.

Muhtasar Tefsir

وَمَنْ تَابَ وَعَمِلَ صَالِحًا فَاِنَّهُ يَتُوبُ اِلَى اللّٰهِ مَتَابًا ٧١

Vemen tâbe ve’amile sâlihan fe-innehu yetûbu ilaAllâhi metâbân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kim tevbe edip yararlı iş işlerse, şüphesiz o, Allah'a gereği gibi yönelmiş olur.

Muhtasar Tefsir

وَالَّذ۪ينَ لَا يَشْهَدُونَ الزُّورَۙ وَاِذَا مَرُّوا بِاللَّغْوِ مَرُّوا كِرَامًا ٧٢

Velleżîne lâ yeşhedûne-zzûra ve-iżâ merrû billaġvi merrû kirâmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar yalan yere şehadet etmezler; faydasız birşeye rastladıkları zaman yüz çevirip vakarla geçerler.

Muhtasar Tefsir

وَالَّذ۪ينَ اِذَا ذُكِّرُوا بِاٰيَاتِ رَبِّهِمْ لَمْ يَخِرُّوا عَلَيْهَا صُمًّا وَعُمْيَانًا ٧٣

Velleżîne iżâ żukkirû bi-âyâti rabbihim lem yeḣirrû ‘aleyhâ summen ve’umyânân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kendilerine Rablerinin ayetleri hatırlatıldığı zaman, onlara karşı kör ve sağır davranmazlar.

Muhtasar Tefsir

وَالَّذ۪ينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا هَبْ لَنَا مِنْ اَزْوَاجِنَا وَذُرِّيَّاتِنَا قُرَّةَ اَعْيُنٍ وَاجْعَلْنَا لِلْمُتَّق۪ينَ اِمَامًا ٧٤

Velleżîne yekûlûne rabbenâ heb lenâ min ezvâcinâ veżurriyyâtinâ kurrate a’yunin vec’alnâ lilmuttekîne imâmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar: "Rabbimiz! Bize eşlerimizden ve çocuklarımızdan gözümüzün aydınlığı olacak insanlar ihsan et ve bizi, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara önder yap" derler.

Muhtasar Tefsir

اُو۬لٰٓئِكَ يُجْزَوْنَ الْغُرْفَةَ بِمَا صَبَرُوا وَيُلَقَّوْنَ ف۪يهَا تَحِيَّةً وَسَلَامًاۙ ٧٥

Ulâ-ike yuczevne-lġurfete bimâ saberû veyulakkavne fîhâ tehiyyeten veselâmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte onlar, sabrettiklerinden ötürü cennetin en yüksek dereceleriyle mükafatlandırılırlar. Orada esenlik ve dirlik dilekleriyle karşılanırlar.

Muhtasar Tefsir

خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ حَسُنَتْ مُسْتَقَرًّا وَمُقَامًا ٧٦

Ḣâlidîne fîhâc hasunet mustekarran vemukâmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Orada temellidirler. Orası ne güzel bir yer ve ne güzel duraktır!

Muhtasar Tefsir

قُلْ مَا يَعْبَؤُ۬ا بِكُمْ رَبّ۪ي لَوْلَا دُعَٓاؤُ۬كُمْۚ فَقَدْ كَذَّبْتُمْ فَسَوْفَ يَكُونُ لِزَامًا ٧٧

Kul mâ ya’beu bikum rabbî levlâ du’âukums fekad keżżebtum fesevfe yekûnu lizâmân

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "İbadetiniz (duanız) olmasa Rabbim size ne diye değer versin?" Ey inkarcılar! Yalanladığınız için, azap yakanızı bırakmayacaktır.

Muhtasar Tefsir

Furkân Sûresi hakkında

Âyet
77
İniş yeri
Mekke
İniş sırası
42.
Kelime
893
Harf
3.825
Cüz
18.
Sayfa
358
Furkan suresi kaç ayettir?

Furkân Sûresi 77 âyettir.

Furkan suresi Mekki mi Medeni mi?

Furkân Sûresi Mekke'de indirilmiş Mekkî bir sûredir.

Furkan suresi Kur'an'ın kaçıncı suresidir?

Furkân Sûresi, mushaf sıralamasında 25. sûredir; iniş sırasına göre 42. sûredir.

Furkan suresi hangi cüzde ve kaçıncı sayfada?

Furkân Sûresi 18. cüzde, mushafın 358. sayfasında başlar.

Surah Al-Furqan in English · Furqan surəsi · Furqon surasi

Meal & Görünüm

Arapça yazı

Gösterilecek mealler

Türkçe
Okunuş
Azərbaycanca
Қазақша
Oʻzbekcha
Тоҷикӣ
English

Ek bölümler

Okuma