İn kâde leyudillunâ ‘an âlihetinâ levlâ en sabernâ ‘aleyhâc vesevfe ya’lemûne hîne yeravne-l’ażâbe men edallu sebîlân
Meal
“Eğer ilâhlarımıza tapınmakta diretip sebât etmeseydik, neredeyse bizi onlardan koparıp uzaklaştıracaktı” diyorlardı. Ama onlar, azabı gördükleri zaman, yoldan bütünüyle sapanın kim olduğunu bilecekler!
Kur'an Tefsiri
Müşrikler, Resûlullah (s.a.s.)’e tahkîr gözüyle bakıyorlar, fakirliği ve yetimliği sebebiyle onu küçümsüyorlardı. Onun gerçek değerini, kadir ve kıymetini bilmiyorlardı. Onunla alay ediyor; “Allah peygamber yapmak için bula bula bunu mu buldu?” diyorlardı. Fakat bir taraftan da büyük bir panik içindeydiler. Allah Resûlü (s.a.s.)’in temsil ettiği dâvânın başarılı olmasından, bırakalım diğer insanları hatta bizzat kendilerini bile o kadar sevdikleri ve bağlandıkları putlarından koparıp uzaklaştıracağından korkuyorlardı. Fakat korkularının Allah’ın takdirini değiştirmesi mümkün değildi. Neticede onlar kaybedecek, İslâm galip gelecek, kıyâmetle birlikte dünya hayatı son bulacak ve kâfirler ebedî cehennem azabıyla yüz yüze gelecekler. İşte o zaman içinde bulundukları derin gaflet uykusundan uyanıp kimin haklı kimin haksız, kimin doğru yolda kimin eğri yolda olduğunu anlayacaklardır. Fakat mühim olan, “âh, keşke” demenin fayda vermediği o güne gelmeden uyanabilmek ve kalbin istikâmetini Allah’a kulluk yönüne çevirebilmektir. Bunun için de nefis putunu kırmak ve azılı düşmanı usulüne uygun bir şekilde terbiye etmek lazımdır:
Muhtasar Tefsir
Şayet ilahlarımıza ibadet etmekte sabretmeseydik, neredeyse bizi delilleriyle ve kesin kanıtlarıyla saptıracaktı. Onlar kabirlerinde ve kıyamet gününde azabı gördükleri zaman, kimin yolunun sapık olduğunu bilecekler ve hangilerinin daha sapık olduğunu anlayacaklar.