Kuli-lhamdu liAllâhi veselâmun ‘alâ ‘ibâdihi-lleżîne-stafâk Âllâhu ḣayrun emmâ yuşrikûne
Meal
De ki: “Bütün hamdler Allah’a, selâm da onun seçtiği kullar üzerine olsun! Şimdi söyleyin bakalım, Allah mı hayırlıdır, yoksa müşriklerin O’na ortak koştuğu varlıklar mı?”
Kur'an Tefsiri
Bu âyet-i kerîmede Yüce Rabbimiz, Peygamberimiz (s.a.s.)’e, nihâyetsiz kudret ve azametini haber veren âyetleri okumaya başlamadan evvel “Allah’a hamd etmesini ve O’nun seçkin kullarına selâm vermesini” (Neml 27/59) emreder. Burada kullara güzel bir edep öğretilmekte, bu iki zikrin bereketinden istifadeye teşvik edilmekte ve dinleyenlerin kendilerine söylenenlere kulak vermeleri için bu iki hususun çok büyük bir ehemmiyet taşıdığına dikkat çekilmektedir. Resûl-i Ekrem (s.a.s.)’in hutbelerinde ve sohbetlerinde mütemâdiyen tatbik ettiği bu usûlu, ondan sonra da sahâbe-i kirâm, tabiin, âlimler, hatipler ve vâizler biri diğerinden miras alarak devam ettirmişlerdir. Allah’ın “seçtiği kullar” öncelikle, “Selâm olsun gönderilen bütün peygamberlere!” (Sâffât 37/181) âyetinin işaretiyle, risâleti için seçip beğendiği peygamberlerdir.
Aslında tek gerçek ilâh olan Allah Teâlâ’nın, iyilik ve hayırlılık bakımından hiçbir sahte tanrı ile mukayese edilmesi söz konusu olamaz. Ancak şirk hastalığına tutulmuş ve bu sebeple taptıkları putlardan fayda göreceklerini vehmeden müşrikleri akıllarını çalıştırmaya ve düşünmeye sevk etmek, böylece hatalarını fark ettirerek onlara arınmanın yollarını açmak için böyle bir üsûl tercih edilmiştir. Çünkü onların böyle açık bir soruya karşı durmaları ve müspet cevap verebilmeleri mümkün değildi. İçlerinden en bağnaz olanları bile, kendi tanrılarının Allah’tan daha hayırlı olduğu şeklinde bir şey söylemeye cüret edemezdi. Fakat onlar, Allah’ın daha hayırlı olduğunu itiraf etseler, bu sefer de şirk anlayışlarını tümüyle terk etmiş olacaklardı. Çünkü böyle bir durumda, daha yüce ve mükemmel bir inanca karşı daha değersiz bir inancı benimsemek makul olmayacaktı. Böylece Kur’an, muhaliflerini, daha ilk başta çaresiz bırakmış oluyordu.
Resûlullah (s.a.s.) bu ayeti okur okumaz hemen arkasından, “Hayır, sadece Allah (c.c) hayırlıdır. Ebedi mübârek ve yüce olan yalnız O’dur” diyerek bunun cevabını da bizzat kendisi verirdi. (Zemahşerî, el-Keşşâf, IV, 205)
Esasen mukayesesi imkansız olmakla birlikte, hayırlılık bakımından putlarla kendisinin karşılaştırılmasını isteyen Cenâb-ı Hak, yüce zatını tanıtırken önce ufuklarda tecelli eden kudret ve azamet nişânelerine yer vermektedir:
Muhtasar Tefsir
-Ey Peygamber!- De ki: “Nimetlerinden ötürü Allah’a hamdolsun. Lût ve Salih’in kavmine gönderdiği azaptan Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-`in ashabına da esenlik olsun. Bütün her şeyin mülkü elinde olan hak mabut Yüce Allah mı hayırlıdır, yoksa müşriklerin ibadet ettiği bir fayda ve zarara malik olmayan mabutları mı hayırlıdır?