Kur'an Sûresiالقرآن الكريم
سُورَةُ النمل

Neml Sûresi

27. sûreMekkî93 âyetSayfa 376
MushafDinle / MP3Tefsir
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

طٰسٓ۠ تِلْكَ اٰيَاتُ الْقُرْاٰنِ وَكِتَابٍ مُب۪ينٍۙ ١

Tâ-Sînc tilke âyâtu-lkur-âni vekitâbin mubînin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ta, Sin, Bunlar Kuran'ın, Kitab-ı Mübin'in ayetleridir.

Muhtasar Tefsir

هُدًى وَبُشْرٰى لِلْمُؤْمِن۪ينَۙ ٢

Huden vebuşrâ lilmu/minîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunlar, namaz kılan, zekat veren ve ahirete de kesin olarak inanan müminlere doğruluk rehberi ve müjdedir.

Muhtasar Tefsir

اَلَّذ۪ينَ يُق۪يمُونَ الصَّلٰوةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ ٣

Elleżîne yukîmûne-ssalâte veyu/tûne-zzekâte vehum bil-âḣirati hum yûkinûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunlar, namaz kılan, zekat veren ve ahirete de kesin olarak inanan müminlere doğruluk rehberi ve müjdedir.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ زَيَّنَّا لَهُمْ اَعْمَالَهُمْ فَهُمْ يَعْمَهُونَۜ ٤

İnne-lleżîne lâ yu/minûne bil-âḣirati zeyyennâ lehum a’mâlehum fehum ya’mehûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ahirete inanmayanların yaptıkları işleri kendilerine güzel göstermişizdir; bu yüzden körü körüne bocalarlar.

Muhtasar Tefsir

اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ لَهُمْ سُٓوءُ الْعَذَابِ وَهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ هُمُ الْاَخْسَرُونَ ٥

Ulâ-ike-lleżîne lehum sû-u-l’ażâbi vehum fî-l-âḣirati humu-l-aḣserûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kötü azap işte bunlaradır. Ahirette en çok kayba uğrayacaklar da bunlardır.

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّكَ لَتُلَقَّى الْقُرْاٰنَ مِنْ لَدُنْ حَك۪يمٍ عَل۪يمٍ ٦

Ve-inneke letulekkâ-lkur-âne min ledun hakîmin ‘alîmin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şüphesiz, Kuran'ı, Hakim ve Alim olan Allah katından almaktasın.

Muhtasar Tefsir

اِذْ قَالَ مُوسٰى لِاَهْلِه۪ٓ اِنّ۪ٓي اٰنَسْتُ نَارًاۜ سَاٰت۪يكُمْ مِنْهَا بِخَبَرٍ اَوْ اٰت۪يكُمْ بِشِهَابٍ قَبَسٍ لَعَلَّكُمْ تَصْطَلُونَ ٧

İż kâle mûsâ li-ehlihi innî ânestu nâran seâtîkum minhâ biḣaberin ev âtîkum bişihâbin kabesin le’allekum testalûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Musa, ailesine: "Ben bir ateş gördüm; size oradan ya bir haber getireceğim, yahut ısınasınız diye tutuşmuş bir odun getireceğim" demişti.

Muhtasar Tefsir

فَلَمَّا جَٓاءَهَا نُودِيَ اَنْ بُورِكَ مَنْ فِي النَّارِ وَمَنْ حَوْلَهَاۜ وَسُبْحَانَ اللّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ ٨

Felemmâ câehâ nûdiye en bûrike men fî-nnâri vemen havlehâ vesubhânaAllâhi rabbi-l’âlemîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Oraya geldiğinde, kendisine şöyle nida olunmuştu: "Ateşin yanında olan ve çevresinde bulunanlar mübarek kılınmıştır. Alemlerin Rabbi olan Allah münezzehtir"

Muhtasar Tefsir

يَا مُوسٰٓى اِنَّهُٓ اَنَا۬ اللّٰهُ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُۙ ٩

Yâ mûsâ innehu enaAllâhu-l’azîzu-lhakîmu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Ey Musa! Gerçek şu ki, Ben, güçlü ve hakim olan Allah'ım"

Muhtasar Tefsir

وَاَلْقِ عَصَاكَۜ فَلَمَّا رَاٰهَا تَهْتَزُّ كَاَنَّهَا جَٓانٌّ وَلّٰى مُدْبِرًا وَلَمْ يُعَقِّبْۜ يَا مُوسٰى لَا تَخَفْ اِنّ۪ي لَا يَخَافُ لَدَيَّ الْمُرْسَلُونَۗ ١٠

Veelki ‘asâkec felemmâ raâhâ tehtezzu keennehâ cânnun vellâ mudbiran velem yu’akkibc yâ mûsâ lâ teḣaf innî lâ yeḣâfu ledeyye-lmurselûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Değneğini at!" Musa, değneğinin yılan gibi hareketler yaptığını görünce, arkasına bakmadan dönüp kaçtı. "Ey Musa! Korkma; Benim katımda peygamberler korkmaz; yalnız haksızlık eden bunun dışındadır. Kötü hali iyiliğe çeviren kimse bilsin ki Ben şüphesiz bağışlarım, merhamet ederim. Elini koynuna sok, Firavun ve milletine gönderilen dokuz mucizeden biri olarak kusursuz, bembeyaz çıksın. Gerçekten onlar yoldan çıkmış bir millettir."

Muhtasar Tefsir

اِلَّا مَنْ ظَلَمَ ثُمَّ بَدَّلَ حُسْنًا بَعْدَ سُٓوءٍ فَاِنّ۪ي غَفُورٌ رَح۪يمٌ ١١

İllâ men zaleme śümme beddele husnen ba’de sû-in fe-innî ġafûrun rahîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Değneğini at!" Musa, değneğinin yılan gibi hareketler yaptığını görünce, arkasına bakmadan dönüp kaçtı. "Ey Musa! Korkma; Benim katımda peygamberler korkmaz; yalnız haksızlık eden bunun dışındadır. Kötü hali iyiliğe çeviren kimse bilsin ki Ben şüphesiz bağışlarım, merhamet ederim. Elini koynuna sok, Firavun ve milletine gönderilen dokuz mucizeden biri olarak kusursuz, bembeyaz çıksın. Gerçekten onlar yoldan çıkmış bir millettir."

Muhtasar Tefsir

وَاَدْخِلْ يَدَكَ ف۪ي جَيْبِكَ تَخْرُجْ بَيْضَٓاءَ مِنْ غَيْرِ سُٓوءٍ ف۪ي تِسْعِ اٰيَاتٍ اِلٰى فِرْعَوْنَ وَقَوْمِه۪ۜ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمًا فَاسِق۪ينَ ١٢

Veedḣil yedeke fî ceybike taḣruc beydâe min ġayri sû-/ins fî tis’i âyâtin ilâ fir’avne vekavmihic innehum kânû kavmen fâsikîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Değneğini at!" Musa, değneğinin yılan gibi hareketler yaptığını görünce, arkasına bakmadan dönüp kaçtı. "Ey Musa! Korkma; Benim katımda peygamberler korkmaz; yalnız haksızlık eden bunun dışındadır. Kötü hali iyiliğe çeviren kimse bilsin ki Ben şüphesiz bağışlarım, merhamet ederim. Elini koynuna sok, Firavun ve milletine gönderilen dokuz mucizeden biri olarak kusursuz, bembeyaz çıksın. Gerçekten onlar yoldan çıkmış bir millettir."

Muhtasar Tefsir

فَلَمَّا جَٓاءَتْهُمْ اٰيَاتُنَا مُبْصِرَةً قَالُوا هٰذَا سِحْرٌ مُب۪ينٌۚ ١٣

Felemmâ câet-hum âyâtunâ mubsiraten kâlû hâżâ sihrun mubînun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ayetlerimiz gözlerinin önüne serilince: "Bu apaçık bir sihirdir" dediler.

Muhtasar Tefsir

وَجَحَدُوا بِهَا وَاسْتَيْقَنَتْهَٓا اَنْفُسُهُمْ ظُلْمًا وَعُلُوًّاۜ فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُفْسِد۪ينَ۟ ١٤

Vecehadû bihâ vesteykanet-hâ enfusuhum zulmen ve’uluvvâenc fenzur keyfe kâne ‘âkibetu-lmufsidîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Gönülleri kesin olarak kabul ettiği halde, haksızlık ve büyüklenmelerinden ötürü onları bile bile inkar ettiler. Bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak!

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ اٰتَيْنَا دَاوُ۫دَ وَسُلَيْمٰنَ عِلْمًاۚ وَقَالَا الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي فَضَّلَنَا عَلٰى كَث۪يرٍ مِنْ عِبَادِهِ الْمُؤْمِن۪ينَ ١٥

Velekad âteynâ dâvûde vesuleymâne ‘ilmâens vekâlâ-lhamdu liAllâhi-lleżî faddalenâ ‘alâ keśîrin min ‘ibâdihi-lmu/minîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, Davud'a ve Süleyman'a ilim verdik. İkisi "Bizi mümin kullarının çoğundan üstün kılan Allah'a hamdolsun" dediler.

Muhtasar Tefsir

وَوَرِثَ سُلَيْمٰنُ دَاوُ۫دَ وَقَالَ يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ عُلِّمْنَا مَنْطِقَ الطَّيْرِ وَاُو۫ت۪ينَا مِنْ كُلِّ شَيْءٍۜ اِنَّ هٰذَا لَهُوَ الْفَضْلُ الْمُب۪ينُ ١٦

Veveriśe suleymânu dâvûdes vekâle yâ eyyuhâ-nnâsu ‘ullimnâ mentika-ttayri veûtînâ min kulli şey-/ins inne hâżâ lehuve-lfadlu-lmubînu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Süleyman Davud'a varis oldu: "Ey insanlar! Bize kuş dili öğretildi ve bize herşeyden bolca verildi. Doğrusu bu apaçık bir lütuftur" dedi.

Muhtasar Tefsir

وَحُشِرَ لِسُلَيْمٰنَ جُنُودُهُ مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ وَالطَّيْرِ فَهُمْ يُوزَعُونَ ١٧

Vehuşira lisuleymâne cunûduhu mine-lcinni vel-insi ve-ttayri fehum yûze’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Süleyman'ın cinlerden, insanlardan ve kuşlardan müteşekkil olan ordusu toplandı. Hepsi toplu olarak gidiyorlardı.

Muhtasar Tefsir

حَتّٰٓى اِذَٓا اَتَوْا عَلٰى وَادِ النَّمْلِۙ قَالَتْ نَمْلَةٌ يَٓا اَيُّهَا النَّمْلُ ادْخُلُوا مَسَاكِنَكُمْۚ لَا يَحْطِمَنَّكُمْ سُلَيْمٰنُ وَجُنُودُهُۙ وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ ١٨

Hattâ iżâ etev ‘alâ vâdi-nnemli kâlet nemletun yâ eyyuhâ-nnemlu-dḣulû mesâkinekum lâ yahtimennekum suleymânu vecunûduhu vehum lâ yeş’urûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sonunda, karıncaların bulunduğu vadiye geldiklerinde bir dişi (kraliçe) karınca: "Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin, Süleyman'ın ordusu farkına varmadan sizi ezmesin" dedi.

Muhtasar Tefsir

فَتَبَسَّمَ ضَاحِكًا مِنْ قَوْلِهَا وَقَالَ رَبِّ اَوْزِعْن۪ٓي اَنْ اَشْكُرَ نِعْمَتَكَ الَّت۪ٓي اَنْعَمْتَ عَلَيَّ وَعَلٰى وَالِدَيَّ وَاَنْ اَعْمَلَ صَالِحًا تَرْضٰيهُ وَاَدْخِلْن۪ي بِرَحْمَتِكَ ف۪ي عِبَادِكَ الصَّالِح۪ينَ ١٩

Fetebesseme dâhiken min kavlihâ vekâle rabbi evzi’nî en eşkura ni’meteke-lletî en’amte ‘aleyye ve’alâ vâlideyye veen a’mele sâlihan terdâhu veedḣilnî birahmetike fî ‘ibâdike-ssâlihîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Süleyman, onun sözüne hafifçe güldü ve: "Rabbim! Bana ve ana babama verdiğin nimete şükürde, hoşnut olacağın işi yapmakta beni muvaffak kıl. Rahmetinle, beni iyi kullarının arasına koy" dedi.

Muhtasar Tefsir

وَتَفَقَّدَ الطَّيْرَ فَقَالَ مَا لِيَ لَٓا اَرَى الْهُدْهُدَۘ اَمْ كَانَ مِنَ الْغَٓائِب۪ينَ ٢٠

Vetefekkade-ttayra fekâle mâ liye lâ erâ-lhudhude em kâne mine-lġâ-ibîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Süleyman, kuşları araştırarak: "Hüdhüd'ü niçin göremiyorum? Yoksa kayıplarda mı? Bana apaçık bir delil getirmelidir; yoksa onu ya şiddetli bir azaba uğratırım yahut keserim" dedi.

Muhtasar Tefsir

لَاُعَذِّبَنَّهُ عَذَابًا شَد۪يدًا اَوْ لَا۬اَذْبَحَنَّهُٓ اَوْ لَيَأْتِيَنّ۪ي بِسُلْطَانٍ مُب۪ينٍ ٢١

Leu’ażżibennehu ‘ażâben şedîden ev leeżbehannehu ev leye/tiyennî bisultânin mubînin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Süleyman, kuşları araştırarak: "Hüdhüd'ü niçin göremiyorum? Yoksa kayıplarda mı? Bana apaçık bir delil getirmelidir; yoksa onu ya şiddetli bir azaba uğratırım yahut keserim" dedi.

Muhtasar Tefsir

فَمَكَثَ غَيْرَ بَع۪يدٍ فَقَالَ اَحَطْتُ بِمَا لَمْ تُحِطْ بِه۪ وَجِئْتُكَ مِنْ سَبَاٍ بِنَبَاٍ يَق۪ينٍ ٢٢

Femekeśe ġayra ba’îdin fekâle ehattu bimâ lem tuhit bihi ve ci/tuke min sebe-in binebe-in yakînin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Çok geçmeden Hüdhüd gelip Süleyman'a: "Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sana Sebe'den doğru bir haber getirdim. Ora halkına hükmeden, herşeyden kendisine bolca verilen ve büyük bir tahta sahip olan bir kadın buldum; onun ve milletinin Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Göklerde ve yerde gizli olanları ortaya koyan, gizlediğiniz ve açıkladığınız şeyleri bilen Allah'a secde etmemeleri için şeytan, kendilerine, yaptıklarını güzel göstermiş, onları doğru yoldan alıkoymuştur. Bunun için, doğru yolu bulamazlar. O çok büyük arşın sahibi olan Allah'tan başka tanrı yoktur" dedi.

Muhtasar Tefsir

اِنّ۪ي وَجَدْتُ امْرَاَةً تَمْلِكُهُمْ وَاُو۫تِيَتْ مِنْ كُلِّ شَيْءٍ وَلَهَا عَرْشٌ عَظ۪يمٌ ٢٣

İnnî vecedtu-mraeten temlikuhum veûtiyet min kulli şey-in velehâ ‘arşun ‘azîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Çok geçmeden Hüdhüd gelip Süleyman'a: "Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sana Sebe'den doğru bir haber getirdim. Ora halkına hükmeden, herşeyden kendisine bolca verilen ve büyük bir tahta sahip olan bir kadın buldum; onun ve milletinin Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Göklerde ve yerde gizli olanları ortaya koyan, gizlediğiniz ve açıkladığınız şeyleri bilen Allah'a secde etmemeleri için şeytan, kendilerine, yaptıklarını güzel göstermiş, onları doğru yoldan alıkoymuştur. Bunun için, doğru yolu bulamazlar. O çok büyük arşın sahibi olan Allah'tan başka tanrı yoktur" dedi.

Muhtasar Tefsir

وَجَدْتُهَا وَقَوْمَهَا يَسْجُدُونَ لِلشَّمْسِ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ اَعْمَالَهُمْ فَصَدَّهُمْ عَنِ السَّب۪يلِ فَهُمْ لَا يَهْتَدُونَۙ ٢٤

Vecedtuhâ vekavmehâ yescudûne lişşemsi min dûniAllâhi vezeyyene lehumu-şşeytânu a’mâlehum fesaddehum ‘ani-ssebîli fehum lâ yehtedûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Çok geçmeden Hüdhüd gelip Süleyman'a: "Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sana Sebe'den doğru bir haber getirdim. Ora halkına hükmeden, herşeyden kendisine bolca verilen ve büyük bir tahta sahip olan bir kadın buldum; onun ve milletinin Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Göklerde ve yerde gizli olanları ortaya koyan, gizlediğiniz ve açıkladığınız şeyleri bilen Allah'a secde etmemeleri için şeytan, kendilerine, yaptıklarını güzel göstermiş, onları doğru yoldan alıkoymuştur. Bunun için, doğru yolu bulamazlar. O çok büyük arşın sahibi olan Allah'tan başka tanrı yoktur" dedi.

Muhtasar Tefsir

اَلَّا يَسْجُدُوا لِلّٰهِ الَّذ۪ي يُخْرِجُ الْخَبْءَ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَيَعْلَمُ مَا تُخْفُونَ وَمَا تُعْلِنُونَ ۩ ٢٥

Ellâ yescudû liAllâhi-lleżî yuḣricu-lḣab-e fî-ssemâvâti vel-ardi veya’lemu mâ tuḣfûne vemâ tu’linûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Çok geçmeden Hüdhüd gelip Süleyman'a: "Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sana Sebe'den doğru bir haber getirdim. Ora halkına hükmeden, herşeyden kendisine bolca verilen ve büyük bir tahta sahip olan bir kadın buldum; onun ve milletinin Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Göklerde ve yerde gizli olanları ortaya koyan, gizlediğiniz ve açıkladığınız şeyleri bilen Allah'a secde etmemeleri için şeytan, kendilerine, yaptıklarını güzel göstermiş, onları doğru yoldan alıkoymuştur. Bunun için, doğru yolu bulamazlar. O çok büyük arşın sahibi olan Allah'tan başka tanrı yoktur" dedi.

Muhtasar Tefsir

اَللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظ۪يمِ ٢٦ ۩

Allâhu lâ ilâhe illâ huve rabbu-l’arşi-l’azîmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Çok geçmeden Hüdhüd gelip Süleyman'a: "Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sana Sebe'den doğru bir haber getirdim. Ora halkına hükmeden, herşeyden kendisine bolca verilen ve büyük bir tahta sahip olan bir kadın buldum; onun ve milletinin Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Göklerde ve yerde gizli olanları ortaya koyan, gizlediğiniz ve açıkladığınız şeyleri bilen Allah'a secde etmemeleri için şeytan, kendilerine, yaptıklarını güzel göstermiş, onları doğru yoldan alıkoymuştur. Bunun için, doğru yolu bulamazlar. O çok büyük arşın sahibi olan Allah'tan başka tanrı yoktur" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ سَنَنْظُرُ اَصَدَقْتَ اَمْ كُنْتَ مِنَ الْكَاذِب۪ينَ ٢٧

Kâle senenzuru esadakte em kunte mine-lkâżibîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Süleyman şöyle söyledi: "Doğru mu söylüyorsun, yoksa yalancılardan mısın, bakacağız."

Muhtasar Tefsir

اِذْهَبْ بِكِتَاب۪ي هٰذَا فَاَلْقِهْ اِلَيْهِمْ ثُمَّ تَوَلَّ عَنْهُمْ فَانْظُرْ مَاذَا يَرْجِعُونَ ٢٨

İżheb bikitâbî hâżâ feelkih ileyhim śümme tevelle ‘anhum fenzur mâżâ yerci’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Şu yazımı götür, onlara at, sonra bir yana çekil, varacakları sonuca bak."

Muhtasar Tefsir

قَالَتْ يَٓا اَيُّهَا الْمَلَؤُ۬ا اِنّ۪ٓي اُلْقِيَ اِلَيَّ كِتَابٌ كَر۪يمٌ ٢٩

Kâlet yâ eyyuhâ-lmeleu innî ulkiye ileyye kitâbun kerîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sebe melikesi: "Ey ileri gelenler! Bana, Bismillahirrahmanirrahim diye başlayan ve 'sakın bana karşı baş kaldırmayın ve teslim olarak gelin' diyen Süleyman'dan gönderilen önemli bir mektup bırakıldı" dedi.

Muhtasar Tefsir

اِنَّهُ مِنْ سُلَيْمٰنَ وَاِنَّهُ بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِۙ ٣٠

İnnehu min suleymâne ve-innehu bismiAllâhi-rrahmâni-rrahîmi

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sebe melikesi: "Ey ileri gelenler! Bana, Bismillahirrahmanirrahim diye başlayan ve 'sakın bana karşı baş kaldırmayın ve teslim olarak gelin' diyen Süleyman'dan gönderilen önemli bir mektup bırakıldı" dedi.

Muhtasar Tefsir

اَلَّا تَعْلُوا عَلَيَّ وَأْتُون۪ي مُسْلِم۪ينَ۟ ٣١

Ellâ ta’lû ‘aleyye ve/tûnî muslimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sebe melikesi: "Ey ileri gelenler! Bana, Bismillahirrahmanirrahim diye başlayan ve 'sakın bana karşı baş kaldırmayın ve teslim olarak gelin' diyen Süleyman'dan gönderilen önemli bir mektup bırakıldı" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَتْ يَٓا اَيُّهَا الْمَلَؤُ۬ا اَفْتُون۪ي ف۪ٓي اَمْر۪يۚ مَا كُنْتُ قَاطِعَةً اَمْرًا حَتّٰى تَشْهَدُونِ ٣٢

Kâlet yâ eyyuhâ-lmeleu eftûnî fî emrî mâ kuntu kâti’aten emran hattâ teşhedûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Ey ileri gelenler! Vereceğim emir hakkında bana fikrinizi söyleyin; siz benim yanımda bulunmadıkça, bir iş hakkında kesin bir hüküm vermem" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالُوا نَحْنُ اُو۬لُوا قُوَّةٍ وَاُو۬لُوا بَأْسٍ شَد۪يدٍ وَالْاَمْرُ اِلَيْكِ فَانْظُر۪ي مَاذَا تَأْمُر۪ينَ ٣٣

Kâlû nahnu ulû kuvvetin veulû be/sin şedîdin vel-emru ileyki fenzurî mâżâ te/murîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Biz güçlü kimseler ve zorlu savaş adamlarıyız, emir senindir, sen emretmene bak."

Muhtasar Tefsir

قَالَتْ اِنَّ الْمُلُوكَ اِذَا دَخَلُوا قَرْيَةً اَفْسَدُوهَا وَجَعَلُٓوا اَعِزَّةَ اَهْلِهَٓا اَذِلَّةًۚ وَكَذٰلِكَ يَفْعَلُونَ ٣٤

Kâlet inne-lmulûke iżâ deḣalû karyeten efsedûhâ vece’alû e’izzete ehlihâ eżilletens vekeżâlike yef’alûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Melike: "Doğrusu hükümdarlar bir şehre girdikleri zaman orasını bozarlar, onurlu kimselerini aşağılık yaparlar. İşte böyle davranırlar. Ben onlara bir hediye göndereyim de, elçilerin ne ile döneceklerine bakayım" dedi.

Muhtasar Tefsir

وَاِنّ۪ي مُرْسِلَةٌ اِلَيْهِمْ بِهَدِيَّةٍ فَنَاظِرَةٌ بِمَ يَرْجِعُ الْمُرْسَلُونَ ٣٥

Ve-innî mursiletun ileyhim bihediyyetin fenâziratun bime yerci’u-lmurselûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Melike: "Doğrusu hükümdarlar bir şehre girdikleri zaman orasını bozarlar, onurlu kimselerini aşağılık yaparlar. İşte böyle davranırlar. Ben onlara bir hediye göndereyim de, elçilerin ne ile döneceklerine bakayım" dedi.

Muhtasar Tefsir

فَلَمَّا جَٓاءَ سُلَيْمٰنَ قَالَ اَتُمِدُّونَنِ بِمَالٍۘ فَمَٓا اٰتٰينِ‌يَ اللّٰهُ خَيْرٌ مِمَّٓا اٰتٰيكُمْۚ بَلْ اَنْتُمْ بِهَدِيَّتِكُمْ تَفْرَحُونَ ٣٦

Felemmâ câe suleymâne kâle etumiddûneni bimâlin femâ âtâniyaAllâhu ḣayrun mimmâ âtâkum bel entum bihediyyetikum tefrahûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Süleyman'a geldiklerinde: "Bana mal ile yardım etmek mi istiyorsunuz? Allah'ın bana verdiği size verdiğinden daha iyidir. Ama belki de siz hediyenizle sevinirsiniz. Onlara dön! And olsun ki, güç yetiremeyecekleri bir ordu ile gelir onları oradan alçalmış ve küçük düşmüş olarak çıkarırız" dedi.

Muhtasar Tefsir

اِرْجِعْ اِلَيْهِمْ فَلَنَأْتِيَنَّهُمْ بِجُنُودٍ لَا قِبَلَ لَهُمْ بِهَا وَلَنُخْرِجَنَّهُمْ مِنْهَٓا اَذِلَّةً وَهُمْ صَاغِرُونَ ٣٧

İrci’ ileyhim felene/tiyennehum bicunûdin lâkibele lehum bihâ velenuḣricennehum minhâ eżilleten vehum sâġirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Süleyman'a geldiklerinde: "Bana mal ile yardım etmek mi istiyorsunuz? Allah'ın bana verdiği size verdiğinden daha iyidir. Ama belki de siz hediyenizle sevinirsiniz. Onlara dön! And olsun ki, güç yetiremeyecekleri bir ordu ile gelir onları oradan alçalmış ve küçük düşmüş olarak çıkarırız" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ يَٓا اَيُّهَا الْمَلَؤُ۬ا اَيُّكُمْ يَأْت۪ين۪ي بِعَرْشِهَا قَبْلَ اَنْ يَأْتُون۪ي مُسْلِم۪ينَ ٣٨

Kâle yâ eyyuhâ-lmeleu eyyukum ye/tînî bi’arşihâ kable en ye/tûnî muslimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Süleyman: "Ey cemaat! Bana teslim olmalarından önce, hanginiz o kraliçenin tahtını yanıma getirebilir?" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ عِفْر۪يتٌ مِنَ الْجِنِّ اَنَا۬ اٰت۪يكَ بِه۪ قَبْلَ اَنْ تَقُومَ مِنْ مَقَامِكَۚ وَاِنّ۪ي عَلَيْهِ لَقَوِيٌّ اَم۪ينٌ ٣٩

Kâle ‘ifrîtun mine-lcinni enâ âtîke bihi kable en tekûme min makâmikes ve-innî ‘aleyhi lekaviyyun emînun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Cinlerden bir ifrit: "Sen yerinden kalkmadan önce sana onu getiririm, buna karşı güvenilir bir güce sahibim" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ الَّذ۪ي عِنْدَهُ عِلْمٌ مِنَ الْكِتَابِ اَنَا۬ اٰت۪يكَ بِه۪ قَبْلَ اَنْ يَرْتَدَّ اِلَيْكَ طَرْفُكَۜ فَلَمَّا رَاٰهُ مُسْتَقِرًّا عِنْدَهُ قَالَ هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبّ۪ي۠ لِيَبْلُوَن۪ٓي ءَاَشْكُرُ اَمْ اَكْفُرُۜ وَمَنْ شَكَرَ فَاِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِه۪ۚ وَمَنْ كَفَرَ فَاِنَّ رَبّ۪ي غَنِيٌّ كَر۪يمٌ ٤٠

Kâle-lleżî ‘indehu ‘ilmun mine-lkitâbi enâ âtîke bihi kable en yertedde ileyke tarfukes felemmâ raâhu mustekirran ‘indehu kâle hâżâ min fadli rabbî liyebluvenî eeşkuru em ekfurus vemen şekera fe-innemâ yeşkuru linefsihis vemen kefera fe-inne rabbî ġaniyyun kerîmun

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kitabın bilgisine sahip olan biri: "Gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm" dedi. Süleyman, tahtı yanına yerleşivermiş görünce: "Bu, şükür mü edeceğim yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınayan Rabbimin lütfundandır. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur; fakat nankörlük eden bilsin ki Rabbim müstağnidir, kerem sahibidir" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالَ نَكِّرُوا لَهَا عَرْشَهَا نَنْظُرْ اَتَهْتَد۪ٓي اَمْ تَكُونُ مِنَ الَّذ۪ينَ لَا يَهْتَدُونَ ٤١

Kâle nekkirû lehâ ‘arşehâ nenzur etehtedî em tekûnu mine-lleżîne lâ yehtedûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Süleyman "Onun tahtını tanınmaz hale getirin, bakalım tanıyabilecek mi yoksa tanıyamayacak mı?" (yola gelecek mi, yoksa yola gelmeyenlerden mi olacak?) dedi.

Muhtasar Tefsir

فَلَمَّا جَٓاءَتْ ق۪يلَ اَهٰكَذَا عَرْشُكِۜ قَالَتْ كَاَنَّهُ هُوَۚ وَاُو۫ت۪ينَا الْعِلْمَ مِنْ قَبْلِهَا وَكُنَّا مُسْلِم۪ينَ ٤٢

Felemmâ câet kîle ehâkeżâ ‘arşukis kâlet keennehu huvec veûtînâ-l’ilme min kablihâ vekunnâ muslimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Melike geldiğinde "Senin tahtın böyle miydi?" denildi. O da "Sanki odur, daha önce bize bilgi verilmişti ve teslim olmuştuk" dedi.

Muhtasar Tefsir

وَصَدَّهَا مَا كَانَتْ تَعْبُدُ مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ اِنَّهَا كَانَتْ مِنْ قَوْمٍ كَافِر۪ينَ ٤٣

Vesaddehâ mâ kânet ta’budu min dûniAllâhis innehâ kânet min kavmin kâfirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Melikeyi o zamana kadar alıkoyan, Allah'tan başka taptığı şeylerdi; çünkü kendisi inkarcı bir millettendi.

Muhtasar Tefsir

ق۪يلَ لَهَا ادْخُلِي الصَّرْحَۚ فَلَمَّا رَاَتْهُ حَسِبَتْهُ لُجَّةً وَكَشَفَتْ عَنْ سَاقَيْهَاۜ قَالَ اِنَّهُ صَرْحٌ مُمَرَّدٌ مِنْ قَوَار۪يرَۜ قَالَتْ رَبِّ اِنّ۪ي ظَلَمْتُ نَفْس۪ي وَاَسْلَمْتُ مَعَ سُلَيْمٰنَ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ۟ ٤٤

Kîle lehâ-dḣulî-ssarhas felemmâ raet-hu hasibet-hu lucceten vekeşefet ‘an sâkayhâc kâle innehu sarhun mumerradun min kavârîrak kâlet rabbi innî zalemtu nefsî veeslemtu me’a suleymâne liAllâhi rabbi-l’âlemîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ona: "Köşke gir" dendi; salonu görünce, onu derin bir su zannetti, eteğini çekti. Süleyman: "Doğrusu bu camdan yapılmış mücella bir salondur" dedi. Melike: "Rabbim! Şüphesiz ben kendime yazık etmişim. Süleyman'la beraber, Alemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum" dedi.

Muhtasar Tefsir

وَلَقَدْ اَرْسَلْنَٓا اِلٰى ثَمُودَ اَخَاهُمْ صَالِحًا اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ فَاِذَا هُمْ فَر۪يقَانِ يَخْتَصِمُونَ ٤٥

Velekad erselnâ ilâ śemûde eḣâhum sâlihan eni-’budûAllâhe fe-iżâ hum ferîkâni yaḣtesimûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, Semud milletine kardeşleri Salih'i "Allah'a kulluk ediniz" desin diye gönderdik. Hemen birbiriyle çekişen iki zümreye ayrıldılar.

Muhtasar Tefsir

قَالَ يَا قَوْمِ لِمَ تَسْتَعْجِلُونَ بِالسَّيِّئَةِ قَبْلَ الْحَسَنَةِۚ لَوْلَا تَسْتَغْفِرُونَ اللّٰهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ ٤٦

Kâle yâkavmi lime testa’cilûne bi-sseyyi-eti kable-lhasenetis levlâ testaġfirûnaAllâhe le’allekum turhamûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Salih: "Ey milletim! Niye iyilikten önce, acele kötülük istiyorsunuz? Merhamet olunasınız diye Allah'tan mağfiret dileseniz olmaz mı?" dedi.

Muhtasar Tefsir

قَالُوا اطَّيَّرْنَا بِكَ وَبِمَنْ مَعَكَۜ قَالَ طَٓائِرُكُمْ عِنْدَ اللّٰهِ بَلْ اَنْتُمْ قَوْمٌ تُفْتَنُونَ ٤٧

Kâlû-ttayyernâ bike vebimen me’akec kâle tâ-irukum ‘indaAllâhis bel entum kavmun tuftenûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Sen ve beraberindekiler yüzünden uğursuzluğa uğradık" dediler. Salih: "Uğursuzluğunuz Allah katındandır; belki imtihana çekilen bir milletsiniz" dedi.

Muhtasar Tefsir

وَكَانَ فِي الْمَد۪ينَةِ تِسْعَةُ رَهْطٍ يُفْسِدُونَ فِي الْاَرْضِ وَلَا يُصْلِحُونَ ٤٨

Vekâne fî-lmedîneti tis’atu rahtin yufsidûne fî-l-ardi velâ yuslihûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O şehirde, yeryüzünde bozgunculuk yapan, düzeltmeye uğraşmayan dokuz kişi (çete) vardı.

Muhtasar Tefsir

قَالُوا تَقَاسَمُوا بِاللّٰهِ لَنُبَيِّتَنَّهُ وَاَهْلَهُ ثُمَّ لَنَقُولَنَّ لِوَلِيِّه۪ مَا شَهِدْنَا مَهْلِكَ اَهْلِه۪ وَاِنَّا لَصَادِقُونَ ٤٩

Kâlû tekâsemû biAllâhi lenubeyyitennehu veehlehu śümme lenekûlenne liveliyyihi mâ şehidnâ mehlike ehlihi ve-innâ lesâdikûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Biz gece ona ve ailesine baskın verelim, sonra da onun dostuna, ailesinin yok edilişinde bulunmadık, şüphesiz biz doğru söylüyoruz, diyelim" diye aralarında Allah'a yemin ettiler.

Muhtasar Tefsir

وَمَكَرُوا مَكْرًا وَمَكَرْنَا مَكْرًا وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ ٥٠

Vemekerû mekran vemekernâ mekran vehum lâ yeş’urûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar bir düzen kurdular. Biz farkettirmeden düzenlerini bozduk.

Muhtasar Tefsir

فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ مَكْرِهِمْۙ اَنَّا دَمَّرْنَاهُمْ وَقَوْمَهُمْ اَجْمَع۪ينَ ٥١

Fenzur keyfe kâne ‘âkibetu mekrihim ennâ demmernâhum vekavmehum ecme’îne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Hilelerinin sonunun nasıl olduğuna bir bak! Biz onları ve milletlerini, hepsini, yerle bir ettik.

Muhtasar Tefsir

فَتِلْكَ بُيُوتُهُمْ خَاوِيَةً بِمَا ظَلَمُواۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ ٥٢

Fetilke buyûtuhum ḣâviyeten bimâ zalemûk inne fî żâlike leâyeten likavmin ya’lemûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İşte, haksızlıklarına karşılık çökmüş bulunan evleri! Bunda, bilen bir millet için şüphesiz, ders vardır.

Muhtasar Tefsir

وَاَنْجَيْنَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَكَانُوا يَتَّقُونَ ٥٣

Veenceynâ-lleżîne âmenû vekânû yettekûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnanıp Allah'a karşı gelmekten sakınanları kurtardık.

Muhtasar Tefsir

وَلُوطًا اِذْ قَالَ لِقَوْمِه۪ٓ اَتَأْتُونَ الْفَاحِشَةَ وَاَنْتُمْ تُبْصِرُونَ ٥٤

Velûtan iż kâle likavmihi ete/tûne-lfâhişete veentum tubsirûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Lut'u da gönderdik; milletine şöyle dedi: "Göz göre göre bir hayasızlık mı yapıyorsunuz?"

Muhtasar Tefsir

اَئِنَّكُمْ لَتَأْتُونَ الرِّجَالَ شَهْوَةً مِنْ دُونِ النِّسَٓاءِۜ بَلْ اَنْتُمْ قَوْمٌ تَجْهَلُونَ ٥٥

E-innekum lete/tûne-rricâle şehveten min dûni-nnisâ-/ic bel entum kavmun techelûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

"Kadınları bırakıp, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz; evet, siz cahil bir milletsiniz."

Muhtasar Tefsir

فَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِه۪ٓ اِلَّٓا اَنْ قَالُٓوا اَخْرِجُٓوا اٰلَ لُوطٍ مِنْ قَرْيَتِكُمْۚ اِنَّهُمْ اُنَاسٌ يَتَطَهَّرُونَ ٥٦

Femâ kâne cevâbe kavmihi illâ en kâlû aḣricû âle lûtin min karyetikums innehum unâsun yetetahherûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Milletinin cevabı sadece: "Lut'un ailesini kasabanızdan çıkarın, güya onlar temiz kalmaya çalışan insanlarmış" demek oldu.

Muhtasar Tefsir

فَاَنْجَيْنَاهُ وَاَهْلَهُٓ اِلَّا امْرَاَتَهُۘ قَدَّرْنَاهَا مِنَ الْغَابِر۪ينَ ٥٧

Feenceynâhu ve ehlehu illâ-mraetehu kaddernâhâ mine-lġâbirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Bunun üzerine onu ve ailesini kurtardık, yalnız karısının geride kalanlardan olmasını gerekli bulduk.

Muhtasar Tefsir

وَاَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ مَطَرًاۚ فَسَٓاءَ مَطَرُ الْمُنْذَر۪ينَ۟ ٥٨

Veemtarnâ ‘aleyhim matarâans fesâe mataru-lmunżerîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Geride kalanların üzerlerine bir yağmur yağdırdık. Uyarılan fakat yola gelmeyenlerin yağmuru ne kötü idi!

Muhtasar Tefsir

قُلِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ وَسَلَامٌ عَلٰى عِبَادِهِ الَّذ۪ينَ اصْطَفٰىۜ آٰللّٰهُ خَيْرٌ اَمَّا يُشْرِكُونَۜ ٥٩

Kuli-lhamdu liAllâhi veselâmun ‘alâ ‘ibâdihi-lleżîne-stafâk Âllâhu ḣayrun emmâ yuşrikûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Hamd Allah'a mahsustur, seçtiği kullarına selam olsun. Allah mı daha iyidir, yoksa O'na koştukları ortaklar mı?"

Muhtasar Tefsir

اَمَّنْ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَاَنْزَلَ لَكُمْ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءًۚ فَاَنْبَتْنَا بِه۪ حَدَٓائِقَ ذَاتَ بَهْجَةٍۚ مَا كَانَ لَكُمْ اَنْ تُنْبِتُوا شَجَرَهَاۜ ءَاِلٰهٌ مَعَ اللّٰهِۜ بَلْ هُمْ قَوْمٌ يَعْدِلُونَۜ ٦٠

Emmen ḣaleka-ssemâvâti vel-arda ve enzele lekum mine-ssemâ-i mâen feenbetnâ bihi hadâ-ika żâte behcetin mâ kâne lekum en tunbitû şecerahâk e-ilâhun me’aAllâhic bel hum kavmun ya’dilûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yoksa gökleri ve yeri yaratan, gökten size su indirip onunla, bir ağacını bile bitirmeye gücünüzün yetmediği, güzel güzel bahçeler meydana getiren mi? Allah'ın yanında başka bir tanrı mı? Hayır; onlar taptıklarını Allah'a eşit tutan bir millettir.

Muhtasar Tefsir

اَمَّنْ جَعَلَ الْاَرْضَ قَرَارًا وَجَعَلَ خِلَالَهَٓا اَنْهَارًا وَجَعَلَ لَهَا رَوَاسِيَ وَجَعَلَ بَيْنَ الْبَحْرَيْنِ حَاجِزًاۜ ءَاِلٰهٌ مَعَ اللّٰهِۜ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَۜ ٦١

Emmen ce’ale-l-arda karâran vece’ale ḣilâlehâ enhâran vece’ale lehâ ravâsiye vece’ale beyne-lbahrayni hâcizâenk e-ilâhun me’aAllâhic bel ekśeruhum lâ ya’lemûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yoksa yeri, yaratıklarının oturmasına elverişli kılan ve aralarında ırmaklar meydana getiren, yeryüzüne sabit dağlar yerleştiren, iki deniz arasına engel koyan mı? Allah'ın yanında başka bir tanrı mı? Hayır; çoğu bilmezler.

Muhtasar Tefsir

اَمَّنْ يُج۪يبُ الْمُضْطَرَّ اِذَا دَعَاهُ وَيَكْشِفُ السُّٓوءَ وَيَجْعَلُكُمْ خُلَفَٓاءَ الْاَرْضِۜ ءَاِلٰهٌ مَعَ اللّٰهِۜ قَل۪يلًا مَا تَذَكَّرُونَۜ ٦٢

Emmen yucîbu-lmudtarra iżâ de’âhu veyekşifu-ssû-e veyec’alukum ḣulefâe-l-ardik e-ilâhun me’aAllâhic kalîlen mâ teżekkerûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yoksa, darda kalana, kendisine yakardığı zaman karşılık veren, başındaki sıkıntıyı gideren ve sizi yeryüzünün sahipleri yapan mı? Allah'ın yanında başka bir tanrı mi? Pek kıt düşünüyorsunuz.

Muhtasar Tefsir

اَمَّنْ يَهْد۪يكُمْ ف۪ي ظُلُمَاتِ الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَمَنْ يُرْسِلُ الرِّيَاحَ بُشْرًا بَيْنَ يَدَيْ رَحْمَتِه۪ۜ ءَاِلٰهٌ مَعَ اللّٰهِۜ تَعَالَى اللّٰهُ عَمَّا يُشْرِكُونَۜ ٦٣

Emmen yehdîkum fî zulumâti-lberri velbahri vemen yursilu-rriyâha buşran beyne yedey rahmetihik e-ilâhun me’aAllâhic te’âlaAllâhu ‘ammâ yuşrikûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yoksa, karanın ve denizin karanlıklarında size yol bulduran, rüzgarları rahmetinin önünde müjdeci gönderen mi? Allah'ın yanında başka bir tanrı mı? Allah, koştukları eşlerden yücedir.

Muhtasar Tefsir

اَمَّنْ يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُع۪يدُهُ وَمَنْ يَرْزُقُكُمْ مِنَ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِۜ ءَاِلٰهٌ مَعَ اللّٰهِۜ قُلْ هَاتُوا بُرْهَانَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ٦٤

Emmen yebdeu-lḣalka śümme yu’îduhu vemen yerzukukum mine-ssemâ-i vel-ardik e-ilâhun me’aAllâhic kul hâtû burhânekum in kuntum sâdikîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Yoksa, önce yaratan, sonra da yaratmayı tekrar edecek olan; size gökten ve yerden rızık veren mi? Allah'ın yanında başka bir tanrı mı? De ki: "Eğer doğru sözlülerden iseniz, açık delilinizi getirin."

Muhtasar Tefsir

قُلْ لَا يَعْلَمُ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ الْغَيْبَ اِلَّا اللّٰهُۜ وَمَا يَشْعُرُونَ اَيَّانَ يُبْعَثُونَ ٦٥

Kul lâ ya’lemu men fî-ssemâvâti vel-ardi-lġaybe illaAllâhuc vemâ yeş’urûne eyyâne yub’aśûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Göklerde ve yerde gaybı Allah'tan başka bilen yoktur." Ne zaman diriltileceklerini de bilmezler.

Muhtasar Tefsir

بَلِ ادَّارَكَ عِلْمُهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ۠ بَلْ هُمْ ف۪ي شَكٍّ مِنْهَا۠ بَلْ هُمْ مِنْهَا عَمُونَ۟ ٦٦

Beli-ddârake ‘ilmuhum fî-l-âḣiratic bel hum fî şekkin minhâs bel hum minhâ ‘amûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Ahirete dair bilgileri yeterli midir? Hayır; ondan şüphe etmektedirler. Hayır; ona karşı kördürler.

Muhtasar Tefsir

وَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا ءَاِذَا كُنَّا تُرَابًا وَاٰبَٓاؤُ۬نَٓا اَئِنَّا لَمُخْرَجُونَ ٦٧

Vekâle-lleżîne keferû e-iżâ kunnâ turâben ve âbâunâ e-innâ lemuḣracûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnkar edenler: "Biz ve babalarımız toprak olduğumuzda mı, doğrusu bizler mi tekrar çıkarılacağız? Bununla biz de, daha önce babalarımız da, and olsun ki, tehdit edilmiştik. Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir" dediler.

Muhtasar Tefsir

لَقَدْ وُعِدْنَا هٰذَا نَحْنُ وَاٰبَٓاؤُ۬نَا مِنْ قَبْلُۙ اِنْ هٰذَٓا اِلَّٓا اَسَاط۪يرُ الْاَوَّل۪ينَ ٦٨

Lekad vu’idnâ hâżâ nahnu ve âbâunâ min kablu in hâżâ illâ esâtîru-l-evvelîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

İnkar edenler: "Biz ve babalarımız toprak olduğumuzda mı, doğrusu bizler mi tekrar çıkarılacağız? Bununla biz de, daha önce babalarımız da, and olsun ki, tehdit edilmiştik. Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir" dediler.

Muhtasar Tefsir

قُلْ س۪يرُوا فِي الْاَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُجْرِم۪ينَ ٦٩

Kul sîrû fî-l-ardi fenzurû keyfe kâne ‘âkibetu-lmucrimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Yeryüzünde gezin, suçluların sonunun nasıl olduğuna bir bakın."

Muhtasar Tefsir

وَلَا تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَلَا تَكُنْ ف۪ي ضَيْقٍ مِمَّا يَمْكُرُونَ ٧٠

Velâ tahzen ‘aleyhim velâ tekun fî daykin mimmâ yemkurûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlara üzülme. Hilelerine karşı da sıkılma.

Muhtasar Tefsir

وَيَقُولُونَ مَتٰى هٰذَا الْوَعْدُ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ٧١

Ve yekûlûne metâ hâżâ-lva’du in kuntum sâdikîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Onlar: "Eğer doğru söylüyorsanız, bildirin, bu sözünüz ne zaman yerine gelecektir?" derler.

Muhtasar Tefsir

قُلْ عَسٰٓى اَنْ يَكُونَ رَدِفَ لَكُمْ بَعْضُ الَّذ۪ي تَسْتَعْجِلُونَ ٧٢

Kul ‘asâ en yekûne radife lekum ba’du-lleżî testa’cilûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Acele ettiğiniz şeyin bir kısmı belki hemen başınıza gelir."

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّ رَبَّكَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى النَّاسِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَشْكُرُونَ ٧٣

Ve-inne rabbeke leżû fadlin ‘alâ-nnâsi velâkinne ekśerahum lâ yeşkurûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu Rabbin, insanlara karşı lütuf sahibidir. Fakat onların çoğu şükretmezler.

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّ رَبَّكَ لَيَعْلَمُ مَا تُكِنُّ صُدُورُهُمْ وَمَا يُعْلِنُونَ ٧٤

Ve-inne rabbeke leya’lemu mâ tukinnu sudûruhum vemâ yu’linûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Şüphesiz Rabbin onların gönüllerinin gizlediklerini de, açığa vurduklarını da bilir.

Muhtasar Tefsir

وَمَا مِنْ غَٓائِبَةٍ فِي السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِ اِلَّا ف۪ي كِتَابٍ مُب۪ينٍ ٧٥

Vemâ min ġâ-ibetin fî-ssemâ-i vel-ardi illâ fî kitâbin mubînin

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Gökte ve yerde gizli hiçbir şey yoktur ki apaçık bir kitapta olmasın.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ هٰذَا الْقُرْاٰنَ يَقُصُّ عَلٰى بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَ اَكْثَرَ الَّذ۪ي هُمْ ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَ ٧٦

İnne hâżâ-lkur-âne yakussu ‘alâ benî isrâ-île ekśera-lleżî hum fîhi yaḣtelifûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu bu Kuran, İsrailoğullarına, ayrılığa düştükleri şeyin çoğunu anlatmaktadır.

Muhtasar Tefsir

وَاِنَّهُ لَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِن۪ينَ ٧٧

Ve-innehu lehuden verahmetun lilmu/minîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu Kuran, inananlara doğruluk rehberi ve rahmettir.

Muhtasar Tefsir

اِنَّ رَبَّكَ يَقْض۪ي بَيْنَهُمْ بِحُكْمِه۪ۚ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْعَل۪يمُۚ ٧٨

İnne rabbeke yakdî beynehum bihukmihic vehuve-l’azîzu-l’alîmu

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Rabbin şüphesiz, aralarında, kendi hükmünü verecektir. O güçlüdür, bilendir.

Muhtasar Tefsir

فَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِۜ اِنَّكَ عَلَى الْحَقِّ الْمُب۪ينِ ٧٩

Fetevekkel ‘alaAllâhis inneke ‘alâ-lhakki-lmubîni

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Allah'a güven, şüphesiz sen apaçık gerçek üzerindesin.

Muhtasar Tefsir

اِنَّكَ لَا تُسْمِعُ الْمَوْتٰى وَلَا تُسْمِعُ الصُّمَّ الدُّعَٓاءَ اِذَا وَلَّوْا مُدْبِر۪ينَ ٨٠

İnneke lâ tusmi’u-lmevtâ velâ tusmi’u-ssumme-ddu’âe iżâ vellev mudbirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sen, ölülere şüphesiz ki işittiremezsin; dönüp giden sağırlara da çağrıyı duyuramazsın.

Muhtasar Tefsir

وَمَٓا اَنْتَ بِهَادِي الْعُمْيِ عَنْ ضَلَالَتِهِمْۜ اِنْ تُسْمِعُ اِلَّا مَنْ يُؤْمِنُ بِاٰيَاتِنَا فَهُمْ مُسْلِمُونَ ٨١

Vemâ ente bihâdî-l’umyi ‘an dalâletihims in tusmi’u illâ men yu/minu bi-âyâtinâ fehum muslimûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Körleri sapıklıklarından vazgeçirip doğru yola döndüremezsin; ancak ayetlerimize inananlara sen duyurabilirsin; işte onlar Müslümanlardır.

Muhtasar Tefsir

وَاِذَا وَقَعَ الْقَوْلُ عَلَيْهِمْ اَخْرَجْنَا لَهُمْ دَٓابَّةً مِنَ الْاَرْضِ تُكَلِّمُهُمْۙ اَنَّ النَّاسَ كَانُوا بِاٰيَاتِنَا لَا يُوقِنُونَ۟ ٨٢

Ve-iżâ veka’a-lkavlu ‘aleyhim aḣracnâ lehum dâbbeten mine-l-ardi tukellimuhum enne-nnâse kânû bi-âyâtinâ lâ yûkinûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kendilerine söylenmiş olan başlarına geldiği zaman, yerden bir çeşit hayvan çıkarırız ki o, onlara, insanların ayetlerimize kesin olarak inanmadıkların söyler.

Muhtasar Tefsir

وَيَوْمَ نَحْشُرُ مِنْ كُلِّ اُمَّةٍ فَوْجًا مِمَّنْ يُكَذِّبُ بِاٰيَاتِنَا فَهُمْ يُوزَعُونَ ٨٣

Veyevme nahşuru min kulli ummetin fevcen mimmen yukeżżibu bi-âyâtinâ fehum yûze’ûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

O gün her ümmetin ayetlerimizi yalanlayanlarını toplarız. Onlar bir arada tutulup, hesap yerine sevkedilirler.

Muhtasar Tefsir

حَتّٰٓى اِذَا جَٓاؤُ۫ قَالَ اَكَذَّبْتُمْ بِاٰيَات۪ي وَلَمْ تُح۪يطُوا بِهَا عِلْمًا اَمَّاذَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ٨٤

Hattâ iżâ câû kâle ekeżżebtum bi-âyâtî velem tuhîtû bihâ ‘ilmen emmâżâ kuntum ta’melûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Geldikleri zaman Allah: "Ayetlerimi anlamadığınız halde yalanladınız mı? Yoksa yaptığınız neydi?" der.

Muhtasar Tefsir

وَوَقَعَ الْقَوْلُ عَلَيْهِمْ بِمَا ظَلَمُوا فَهُمْ لَا يَنْطِقُونَ ٨٥

Ve veka’a-lkavlu ‘aleyhim bimâ zalemû fehum lâ yentikûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Haksızlıklarından ötürü, söylenilen söz başlarına gelir. Artık konuşamaz olurlar.

Muhtasar Tefsir

اَلَمْ يَرَوْا اَنَّا جَعَلْنَا الَّيْلَ لِيَسْكُنُوا ف۪يهِ وَالنَّهَارَ مُبْصِرًاۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ ٨٦

Elem yerav ennâ ce’alnâ-lleyle liyeskunû fîhi ve-nnehâra mubsirâanc inne fî żâlike leâyâtin likavmin yu/minûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Size geceyi dinlenesiniz diye karanlık ve gündüzü çalışasınız diye aydınlık olarak yarattığımızı görmediler mi? Doğrusu bunda, inanan millet için dersler vardır.

Muhtasar Tefsir

وَيَوْمَ يُنْفَخُ فِي الصُّورِ فَفَزِعَ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَمَنْ فِي الْاَرْضِ اِلَّا مَنْ شَٓاءَ اللّٰهُۜ وَكُلٌّ اَتَوْهُ دَاخِر۪ينَ ٨٧

Veyevme yunfeḣu fî-ssûri fefezi’a men fî-ssemâvâti vemen fî-l-ardi illâ men şâaAllâhuc vekullun etevhu dâḣirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Sura üfürüldüğü gün, Allah'ın diledikleri bir yana, göklerde olanlar da yerde olanlar da, korku içinde kalırlar. Hepsi Allah'a boyunları bükülmüş olarak gelirler.

Muhtasar Tefsir

وَتَرَى الْجِبَالَ تَحْسَبُهَا جَامِدَةً وَهِيَ تَمُرُّ مَرَّ السَّحَابِۜ صُنْعَ اللّٰهِ الَّذ۪ٓي اَتْقَنَ كُلَّ شَيْءٍۜ اِنَّهُ خَب۪يرٌ بِمَا تَفْعَلُونَ ٨٨

Veterâ-lcibâle tahsebuhâ câmideten vehiye temurru merra-ssehâbic sun’aAllâhi-lleżî etkane kulle şey-/inc innehu ḣabîrun bimâ tef’alûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Dağları yerinde donmuş gibi durur görürsün, oysa onlar bulutlar gibi geçerler. Bu her şeyi sağlam tutan Allah'ın işidir. Doğrusu O, yaptıklarınızdan haberdardır.

Muhtasar Tefsir

مَنْ جَٓاءَ بِالْحَسَنَةِ فَلَهُ خَيْرٌ مِنْهَاۚ وَهُمْ مِنْ فَزَعٍ يَوْمَئِذٍ اٰمِنُونَ ٨٩

Men câe bilhaseneti felehu ḣayrun minhâ vehum min feze’in yevme-iżin âminûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kim bir iyilik getirirse, ona daha iyisi verilir. Onlar o günün korkusundan güvendedirler.

Muhtasar Tefsir

وَمَنْ جَٓاءَ بِالسَّيِّئَةِ فَكُبَّتْ وُجُوهُهُمْ فِي النَّارِۜ هَلْ تُجْزَوْنَ اِلَّا مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ٩٠

Vemen câe bi-sseyyi-eti fekubbet vucûhuhum fî-nnâri hel tuczevne illâ mâ kuntum ta’melûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

Kötülük getiren kimseler, yüzükoyun ateşe atılırlar. "Yaptıklarınızdan başka bir şeyle mi cezalandırılacaksınız?" denir.

Muhtasar Tefsir

اِنَّمَٓا اُمِرْتُ اَنْ اَعْبُدَ رَبَّ هٰذِهِ الْبَلْدَةِ الَّذ۪ي حَرَّمَهَا وَلَهُ كُلُّ شَيْءٍۘ وَاُمِرْتُ اَنْ اَكُونَ مِنَ الْمُسْلِم۪ينَۙ ٩١

İnnemâ umirtu en a’bude rabbe hâżihi-lbeldeti-lleżî harramehâ velehu kullu şey-/ins ve umirtu en ekûne mine-lmuslimîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Ben, yalnız her şeyin sahibi olan ve bu kutlu kılınmış şehrin Rabbine kulluk etmekle emrolundum. Müslümanlardan olmakla ve Kuran okumakla emrolundum." Kim doğru yolu bulmuşsa, yalnız kendisi için bulmuş olur, kim sapıtmışsa kendine etmiş olur. De ki: "Ben sadece, uyaranlardan biriyim."

Muhtasar Tefsir

وَاَنْ اَتْلُوَ۬ا الْقُرْاٰنَۚ فَمَنِ اهْتَدٰى فَاِنَّمَا يَهْتَد۪ي لِنَفْسِه۪ۚ وَمَنْ ضَلَّ فَقُلْ اِنَّمَٓا اَنَا۬ مِنَ الْمُنْذِر۪ينَ ٩٢

Veen etluve-lkur-ânes femeni-htedâ fe-innemâ yehtedî linefsihis vemen dalle fekul innemâ enâ mine-lmunżirîne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Ben, yalnız her şeyin sahibi olan ve bu kutlu kılınmış şehrin Rabbine kulluk etmekle emrolundum. Müslümanlardan olmakla ve Kuran okumakla emrolundum." Kim doğru yolu bulmuşsa, yalnız kendisi için bulmuş olur, kim sapıtmışsa kendine etmiş olur. De ki: "Ben sadece, uyaranlardan biriyim."

Muhtasar Tefsir

وَقُلِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ سَيُر۪يكُمْ اٰيَاتِه۪ فَتَعْرِفُونَهَاۜ وَمَا رَبُّكَ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ ٩٣

Vekuli-lhamdu liAllâhi seyurîkum âyâtihi feta’rifûnehâc vemâ rabbuke biġâfilin ‘ammâ ta’melûne

TürkçeDiyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Hamd Allah'a mahsustur. O, ayetlerini size gösterecek, siz de onları bileceksiniz." Rabbin yaptıklarınızdan habersiz değildir.

Muhtasar Tefsir

Neml Sûresi hakkında

Âyet
93
İniş yeri
Mekke
İniş sırası
48.
Kelime
1.151
Harf
4.746
Cüz
19.
Sayfa
376
Neml suresi kaç ayettir?

Neml Sûresi 93 âyettir.

Neml suresi Mekki mi Medeni mi?

Neml Sûresi Mekke'de indirilmiş Mekkî bir sûredir.

Neml suresi Kur'an'ın kaçıncı suresidir?

Neml Sûresi, mushaf sıralamasında 27. sûredir; iniş sırasına göre 48. sûredir.

Neml suresi hangi cüzde ve kaçıncı sayfada?

Neml Sûresi 19. cüzde, mushafın 376. sayfasında başlar.

Surah An-Naml in English · Nəml surəsi · Naml surasi

Meal & Görünüm

Arapça yazı

Gösterilecek mealler

Türkçe
Okunuş
Azərbaycanca
Қазақша
Oʻzbekcha
Тоҷикӣ
English

Ek bölümler

Okuma